“ŞARKIN SUKUNU” VE
“EBEDİ DOSTLUK” ADINA TESLİM EDİLEN MUSUL
Lozan Antlaşması ;
“Bir
taraftan,
Britanyaİmpratorluğu,Fransa,İtalya,Japonya,Ynanistan,Romanya,Sırp-Hırvat-
Isloven devleti ,
Ve diğer taraftan ,
Türkiye,
1914
senesinden beri Şark’ın sukununu ihlal eden hali harbe
kati surette hateme vermek arzuyu mütakabiliyle mütehassis olarak,
Ve kendi
milletlerinin müşterek refah ve saadeti için elzem olan dostane ve ticari
münasebatı beyinlerinde yeniden tesis etmek emelinde bulunarak,
Ve bu münasebatın
Devletlerin istiklal ve hakimiyetine hürmet esasına müstenit olması vücubunu mülahaze ederek, bu
hususta bir muahade aktine karar vermişler...” (1)diyerek başlıyor..
Ancak, yüz yıl boyunca
meydana gelen olaylar, Birinci Dünya savaşının galiplere ve özellikle İngiltere
öncülüğünde oluşturulan paylaşımın
Şarkta sukun sağlamadığı, İngiltere’nin rolünü üstlenen ABD düzenlemelerinin de
işe yaramadığı ortada.
İşte İran – İrak
harbine ve Körfez kirizi nedeniyle
yapılan ABD müdahalesine rağmen hala
devam eden Irak sorunu..
İşte Kıbrıs,
Lübnan harbi.
Bitmez tükenmez
Filistin sorunu..
Ve yeni bir asrın
başında yeni yeni paylaşım savaşlarına sahne olan bölgede sözde
sulh ve sukunu sağlamak adına düzen kuranlar ne sulh nede sukunu sağladılar.
Öte yandan Lozan
antlaşmasının esasını oluşturan gayelerden biri de yukarıda görüldüğü gibi ticaretin serbestliği
idi.Ancak yine yaşayarak gördük ki başta
Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelere
uygulanan ”ambargolar” hem komşu
ülkeler arasındaki ticareti engelledi, hem de
“ambargo” uygulanan ülkeleri perişan etti..
Yine ana gayelerden
olan “Devletlerin istiklal ve hakimiyetine hürmet esası” yaşamakta olduğumuz hadiselerle
hemen hemen geçersiz kaldığı görülmektedir.
Belki birilerinin çıkarları için Türk, Arap ve Kürt
milletinin arasına bitmez tükenmez kinler ekecek olan günümüzün
sıcak gelişmeleri karşısında, birileri ders alır, yada hatırlar diye Musul –
Kerkük meselesine değineceğim.
EBEDİ DOSTLUK ADINA TESLİM EDİLEN MUSUL
1918 Mondros Mütareke’ne göre, ülkelerin silahlı kuvvetlerinin bulunduğu
yerler hala o ülkenin toprağıdır.
Sınırlarda o sınırlardır.
Ancak gelin görün ki
atılan imzalara rağmen varılmak
istenen hedefler farklı oynanan oyunlar başkadır.
İşte Irak da oynana oyunlardan bir enstantaneyi birilikte izleyelim.
BAŞKENTİ BİLE İŞGAL ALTINDAKİ İSTANBUL HÜKÜMETİ:
“MUSUL’UN ELİMİZDE KALMASI İCAP ETMEKTEDİR.”
Mütarekede, 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa Irak’da ki ordulara komuta etmektedir.
Mütarekeden sonra
İngilizler Musul’a 20 km kadar ilerlediler.
İngilizler, Irak hududunun idari huduttan daha ilerde gösteren Berlin’de
basılmış bir haritaya dayanarak, bir çok
isteklerde bulunuyor ve bölgede Kürt ve Ermeni hareketi uyandırmak istiyorlardı.
2 Kasım 1918 Tarihinde General Cassel,
“Musul’u işgal etmek üzere emir aldığını” 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa’ya bildirir.
Paşa, durumu İstanbul’daki işgal altındaki Genel Karargah’a bildirir.
3 Kasım’daki Ali İhsan Paşa’ya İstanbul’dan (Başkenti bile işgal altında
olan Osmanlı hükümetinden) gelen
emirde;
“Musul’un elimizde kalması icap etmektedir. Fiilen
taarruz edilinceye kadar kalmakta ısrar edilmesi, taarruz edildiği takdirde ise
silahla çatışmaya girilmeyerek, Musul’un kuzeyine çekilmesi” talimatı veriliyordu.
HEDEF MUSUL
Ancak bölgede
hiçbir kargaşa ve çatışma olmadığı
halde İngilizler, Mondros Mütarekesinin
7. maddesinde belirtilen “stratejik noktaların işgal edileceği” maddesine ve 16. maddesindeki “Iraktaki kuvvetlerin teslim edileceğine
“ yönelik ibarelere dayanarak Osmanlı
birliklerinin teslim edilmesini
isteyerek Musul’u
işgal için harekete geçti.
7. Kasım 1918 de
Irak İngiliz komutanı General
Marshall, Ali İhsan Paşa ile
görüşerek ne yapacağını sorar.
Bölgede özellikle gönüllülerden oluşan
önemli bir kuvvet olan “Dicle Gurubu” daha önce yapılan hatalar
nedeniyle İngilizlere esir düştüğünden Musul’u
savunacak yeterli bir kuvvet de yoktur.
Bu şartlar altındaki; “İlla Musul
vilayetini teslim et” diye bastıran İngiliz’lere “Son zamanda bir birleri ile ebedi dost
olmaları gereken iki milletin arasında tekrar
savaşın başlamasını arzu etmem, protesto eder çekilirim”(2) cevabını veren Ali İhsan Paşa, “elde kalan birliklerin silahları ile
çekilmeleri, depolarda ki yiyecek
ve silahların İngilizlere teslimi, bırakılacak memurların İngiliz siyasi memurlarına karşı sorumlu olmaları” şeklindeki anlaşma ile Musul vilayet merkezinden çıkmaya karar verdi.
Askeri birliğimizin çekilmesinin yanında hala hukuken Osmanlı vilayeti olan Musul’da
İngilizler, “ Musul Valisinin kendilerine teslimi, bir başka valinin
yerine atanmasını ve diğer
memurların İngiliz siyasi memurlarına itaat etmeleri konusunda emir
verilmesini” istedi.
MUSULDA BAYRAK
HUKUKSUZ OLARAK İNDİRİLDİ
Ali İhsan Paşa, İngiliz işgaline ilerde hukuki zemin sağlayacak olan böyle bir emre “yetkili olmadığını”
söyledi. Ancak General Marshall, 8 Kasım 1918 de Musul boşaltılmadığı takdirde mütarekenamenin 16 . maddesinin tatbik edileceğini bildirerek 9 Kasım’da ilk İngiliz
müfrezesi MUSUL’A girerek Hükümet Konağındaki Türk bayrağını
indirip İngiliz bayrağını çekti.Böylece
diğer zorla işgal edilen
bölgelerle aynı statüde olan Musul
hükümet merkezindeki Türk Bayrağı
tıpkı Yunanın İzmir’de yaptığı gibi gönderden indirilerek yerine İşgal
ordusunun yani İngiliz bayrağı çekildi.
Ali İhsan Paşa Musul’u bıraktığı zaman, İşgal
altındaki İstanbul Hükümeti’nden “Musul’un
boşaltılmasını” isteyen emri aldı.
İngilizler,
Musul’a yerleşince bu defa hiçbir kurşun atmadan “Son zamanda bir
birleri ile ebedi dost olmaları gereken iki milletin arasında tekrar savaşın başlamasını arzu etmem, protesto eder
çekilirim” diyerek İngilize
Musul’u bırakan “Ali İhsan Paşa’nın teslimini, askerlerin,
jandarmanın ve bölgedeki halkın elindeki silahların toplanmasını ve kendi
arzularına uygun memur tayini
yapılmasını” istediler.
İşte İngiliz oyunu:
ÖNCE GÖRKEMLİ TÖREN SONRA SÜRGÜN:
Osmanlı, bu
gelişmeler karşısında bölgede aslında
çok zayıf kalan 6. orduyu kolordu seviyesine indirdi ve Ali İhsan Paşa komutayı 13 Kolordu Komutan Vekilliğine
atanan Albay Cevdet Bey’e teslim etti.
İngilizler bu defa
“kendilerine teslim edilmesini”
istedikleri Ali İhsan Paşa’yı İstanbul’a götürmek üzere Halep’ten
Re’süleayn’a İngiliz
muhafızlarının koruma yaptığı özel bir tren gönderdiler. Ali İhsan Paşa’yı
özel İngiliz korumalarla İstanbul’a
taşıyan tren 2 Mart 1919 günü Haydarpaşa İstasyonuna vardığında Ali İhsan
Paşa tutuklanarak Malta adasına sürgüne gönderildi. Böylece
İngilzler kendisini görkemli törenlerle Musul’dan uğurladıkları ve MUSUL’U “EBEDİ DOSTLUK ADINA” TESLİM
EDEN Ali İhsan Paşa’yı MALTA’YA
sürdü.
İngilizler Musul vilayet merkezini işgalle
yetinmeyerek Musul’un Kuzeyine ilerlemeye başladılar. Osmanlı Milli Savunma Bakanlığı (Harbiye Nezareti)
İngilizlerin, “mütareke”
şartlarına uymayarak kuzeye doğru ilerlemeleri karşısında doğrudan İngiliz Generali Milne’ye müracaat
etti, O’da “Suriye Orduları Başkomutanı
Allenbey’in emirlerinin yerine getirilmesini” istedi.
İSTİKLAL
KIVILCIMI HER YERDE
Görüşmeler devam ederken tüm Anadolu’da olduğu gibi
Musul vilayetimizde de kurtuluş
hareketleri başladığından hiç bir hak ve hukuka hatta kendi imzaladıkları Mondros mütarekesine aykırı olan İngiliz istekleri hukuki bir
temele bağlanmadığından suya düştü.
12 Ocak1921
günü Meclis (Meclisi Mebusan)
işgal altındaki İstanbul’da toplandı.
”Vatan ve
milletin çıkarlarına aykırı olarak genel
savaşa katılmakla uğradığımız felaket
herkesin gözü önündedir... On dört aydır savaşı bıraktığımız halde ülkemizin
bazı bölgelerinin işgal olunması, memlekette moral durumun geri dönmesine engel olmaktadır. Yasama ve
yürütme Kurullarının devletin, haklarını
ve çıkarlarını korumakla beraberlik içinde
bulunarak, milletimizin şerefini
koruyacak bir barışın sağlanacağını ve işgal altındaki yerlerin kurtulacağını
umuyorum. Bunun için her türlü ayrılmadan, bölünmeden kaçınılarak bütün milli istek ve çabaların
vatanın kurtuluşu yolunda birleştirilmesi gerekir...” diye başlayan Padişah’ın açış nutkunu Meclise Padişah
rahatsız olduğu için onun adına
İç işleri Bakanı Damat Şerif Paşa
okuyor.
Başta Padişah olmak üzere “her türlü ayrılmadan, bölünmeden
kaçınılarak bütün milli istek ve çabaların
vatanın kurtuluşu yolunda birleştirilmesi gerekir” düşüncesinde birleşen tüm
milletvekillerinin duygu ve
düşüncelerine tercüman olarak 17 Şubat
1920’de Edirne Milletvekili Şeref
bey “ Türk milleti ya bu Ahdin şartlarını yerine getirecek yada bu yolda
silinip gidecek, fakat esir olmayacaktır.” diye başlayan önergeyi Meclise sundu ve oy birliği ile kabul
edilen metin Misak-ı Milli ile
diye anıldı. “Osmanlı Devleti 30 Ekim 19187 günü Mütarekenin
yapıldığı sırada ordularının işgali altında kalan, Arap çoğunluğun kaderi halklarının özgürce verecekleri oylara
göre belirtileceğinden , sözü edilen
mütareke hattı içinde ve dışında, dini, soyu, istekleri bir olan ve birbirlerine saygı ve fedakarlık duyguları
taşıyan, siyasal ve sosyal hakları ile
çevre kurallarına uymuş bulunan,
Osmanlı İslam çoğunluğunun
oturduğu bölgelerin tümü ‘Fiilen
ve hükmen ve hiçbir sebeple ayrılmaz bir bütündür.’...” şeklinde ki
kesin hükümlerle Misak - ı
Milli ile Musul vilayeti, ayrılmaz vatan toprağı olarak tüm dünyaya
ilan edildi.
Musul sorunu İstiklal
Harbi süresince devam ederek, 1923 yılına
Lozan Konferansına kadar sürdü.
Fakat, Musul
halkı İngiliz idaresinden memnun
kalmadı.
1920
Revandiz’de İngilizlere karşı ayaklanmalar
oldu.
O dönemde
asayişi sağlamak üzere Osmanlıya
ait Elcezire’de zayıf bir
tümen bulunuyordu. Ancak bölgedeki
asayişe kafi gelmiyordu.
Cephe komutanı Revandizlilerin istekleri üzerine ancak
küçük bir birlik (bölük) gönderebildi.
1921 Ağustosunda Binbaşı Şükrü bey Süleymaniye
Komutanlığına getirildi.
MAŞA BULUNDU: KÜRDÜSTAN HÜKÜMDARI ŞEYH MAHMUT
Küçük bir Osmanlı birliğinin İngilizlere karşı
ayaklanan halka yardıma gelmesi karşısında Revandiz’den çekilen İngilizler
bölgede sadece askeri güç ile tutunamayacaklarını anladıkları için siyasi oyunlara başvurma yolunu seçtiler
ve Hindistan’a sürdükleri Şeyh Mahmut’u
getirerek ona ikinci kez “Kürdistan Hükümdarlığını”verdiler.
Böylece bölgede halk tabanı bulamayan
İngilizler şavaşarak bölgeyi el
geçirmenin mümkün olmadığını anladıkları için
maşa kullanarak bölgeye hakim olmaya çalıştılarsa da İngiliz
yönetimine ve maşalarına karşı ayaklanma devam etti.
MİLLİ KUVETLER MUSUL’DA
1921
ilkbaharında Antep Milli
Kuvvetleri Komutanı Özdemir bey,
28 subay, Aneze ve diğer aşiretlerin verdiği gönüllüler ile Antep
savaşında Fransızlardan Osmanlı tarafına kaçan Cezayir ve Tunuslu Müslüman
askerlerden oluşan küçük bir kuvvet
ile Diyarbakır üzerinden Musul’a
gönderildi.
Özdemir bey 22 Haziran 1922’ günü Revandiz’e vardı.
Özdemir bey, Revandiz’de büyük törenlerle karşılandı. Fakat az bir kuvvet ile
gelmesi, düzenli ordu bekleyen halkın
Özdemir bey komutasında bol
miktarda Arap gönüllüden oluşması halkın moralini bozdu.Bir yandan da İran’da
bulunan ve Türk idaresine karşı olan aşiretlerle de mücadele etmek zorunda
kaldı.
O dönemde
Ordular bütün gücü ile
Yunanlıların saldırısına karışı
Batı Anadolu’da çarpışıyordu .İki
kare bir araya getirildiğinde
yunanlıların üzeremize saldırılmasındaki
asıl maksatlardan birinin Musul vilayetini gözüne kestirmiş olan
İngilizlerin kuvvetlerimizi Batı Anadolu’da tutarak Irakta
düzenleme yapmaları için nefes aldıkları ortaya çıkmaktadır. Böylece
Boğazlar ve Musul’un emniyetini sağlıyorlardı.
İngilizlere karşı
Musul vilayetinde yer yer ayaklanmalar sürdü. İngilizler Vilson
prensiplerinde yer bulan, “her halkın istediği idareyi özgür iradesi ile
belirleme” ilkesini yerine
getirmedikleri gibi, Irak’a ( Bu günkü orta ve
güney Irak’a) kral yaptıkları
Faysal’la işbirliği içine girmeleri için yerli aşiretlere büyük oranda rüşvet mukabilinden yardım yaptılar. Böylece yerel aşiretlerin
isteği ve İngilizlerin desteği ile
Irak’a kukla kral yaptıkları Faysal
eliyle Musul’u işgal etmek
gayesiyle bir çok tertiplere
girdiler.
Bunun için
Özdemir beye veriler talimat, “Milli Misak sınırları içinde bulunan bölgenin Faysal tarafından işgalini önlemek, halkı
Türk hükümetine bağlamak, Faysal’ın İngiliz aleti olduğunu açıklamaktı.”
AĞUSTOS’TA ÇİFTE ZAFER
Özdemir bey, Süleymaniye bölgesi ile irtibat kurmak için 31 Ağustos 1922 de Banya’da üç
bin kişilik İngiliz kuvvetine karşı taarruz ederek onları bozguna uğrattı.
İngilizler bir çok esir verdikten sonra top, silah ve diğer harp araçlarını
bırakarak Kerkük’e kaçtı.
Böylece
İngilizlerin desteğindeki Yunanlılara karşı badıcephesindeki 30 Ağustos
1922 Büyük taarruz başarısından bir gün sonra Doğu cepnhesinde
de İngilizler yenilmişti.
Böylece
İngilizlerin Kürdüstan Hükümdarı
yaptıkları şeyh Mahmut ile doğrudan temas sağlandı.
Şeyh Mahmut,bu defa
Türk hükümeti büyük birlikler gönderirse (İngilizlere karşı )Türklere katılacağına söz verdi.
Türk birlikleri
batı cephesinden
gönderilemeyeceği için, Doğudan kaydırılacaktı. Doğu cephesi
komutanı yeni birlikler gelene kadar Özdemir bey’den savunmada kalması sağlık
verdi. Çok uzun bir zaman diliminde ancak Musul
bölgesinde 1500 kişilik kuvvet
toplanabildi.
İngilizler 1922 Aralık ayında üstün teknoloji ve
teçhizat ile donatılmış kuvvetler ve
uçaklar desteğinde taarruza geçtilerse
de Barzan ve Zeber aşiretlerinin yardımıyla tekrar yenilgiye uğradılar.
Bu defa İngilizler 8. Nisan 1923 de iki tugay, 16 top, 400 kişilik
Nasturi ve iki bin kişilik aşiret kuvvetleri
ile taarruz ettiler. Özdemir bey
kuzeye çekilmeye, sonra İran’ın Uşno kasabasına oradan da Türkiye çekildi.
Önemli bir kuvvet ve tedbir alınamadığından sonuç
İngilizlerin üstünlüğü ile sona erdi.
Bu arada Devam eden Lozan konferansın da İngilizsler
Musul meselesini mutölaka kendi anaxralarında sonvradan düzenlemek için
bastırdılar ve Lozan Antlaşmasınnı 3.
Maddesine konu şöyle girdi:
“Türkiye
ile Irak arasında ki hudut dokuz ay zarfında Türkiye ile Büyük Britanya arasında
sureti muslihanede tayin
edilecektir.
Tayin olunan
müddet zarfında iki Hükümet arasında ihtilaf husule gelemediği takdirde, ihtilaf Cemiyeti Akvam meclisine
arzolunacaktır”
Ayrıca, yeni bir anlaşmaya kadar üzerinde bulunulan
topraklardan baka yeni toprak kazanmaya yönelik askeri harekat
yapamayacağını iki taraf kabul
ettiklerini anlaşma metnine kaydettiler.
Böylece 5 Haziran 1926 tarihinde Türkiye, İngiltere ve Irak Hükümetleri arasında imzalanan antlaşma
ile Türkiye, Musul vilayetini bırakıyor.Ancak bu antlaşmanın 14 . maddesi ile Irak petrollerinden pay almaya devam
ediyordu.
İLLA PETROL
Birazda bu günlerde
kuyuların başındaki “nöbetçi değişiminin” yaşanacağı söylenen petrole
bakalım.
Zamanında
bölgenin petrol bakımından zenginliğini, başta İngiltere olmak üzere
dünya devi ülkelerin burada gözlerinin
olduğunu bilerek ve tüm uluslar arası sözleşmelerde özel mülkiyete dokunulmamasını düşünen Abdülhamit, Musul ve Kerkük’ün petrol
bölgelerini tıpkı aynı korku ve
tedbir ile Filistin’de yaptığı
gibi kendi şahsi mülkiyetine geçirmişti.
Ancak
Abdulhamit’e düşman kesilen İttihatçı
Hükümet kısır düşünce ve yanlış politikaları sonucu Abdulhamit’in bu pratik ve ileri
görüşünü yansıtan çözümünü bölgeyi şahsi mülkü haline getiren tapuların iptali
ile son vermişti.
5 Haziran 1926
tarihli antlaşmanın Irak
petrolleri ile ilgili olarak 14. Maddesi (3) aynen şöyle:
“ Her iki memleket arasında menafi müşterek
sahasını tevsi etmek
maksadı ile Irak Hükümeti iş bu
muahedenin mevkii meriyete vazı tarihinden itibaren
yirmi beş sene müddetle berveçhi
zir alacağı aidatın yüzde onunu Türkiye
Hükümetine tesviye edecektir.
A)
14
Mart 1925 tarihli İmtiyaz mukavelenamasinin onuncu maddesi mucibince ^^ Türkiş petroleüm kanpani^^den,
B)
Balada muharrer imtiyaz mukalevesinin
altınrcı maddesi mucibince petrol ihraç edebilecek olan şirketlerden ve eşhastan,
S) Balada zikredilen imtiyaznamenin 33ncü maddesi
mucibince teşekkül edebilecek
muavin şirketlerden,”
Yukarda TBMM tutanak dergisinin
1941 tarihinde bastırılmış olan sayısından aynen aldığımız antlaşma maddesine
göre,
Türkiye ırak petrollerinin tümü
için gerek devletin, gerek şirketlerin gerekse taşaron ve şahısların
elde ettiği paydan yirmi beş yıl süre ile
yüzde on alır.
Peki almış mıdır?
Kimi biraz aldı diyor Kimi
almadı. Kimide 500 bin sterlin aldı.Bir daha bütçe gelirlerinde
gösterilmesine rağmen vaz geçti diyor.
Ancak yaptığımız araştırmadan bu konuda sıhhatli bir bilginin
bulunmadığı, Hatta dış işlerinde ilgili dairenin bihaber olduğu, yeni yeni
İngiliz arşiv belgelerinden araştırılmak
üzere personel gönderilerek sonucun
ortaya çıkarılacağı söyleniyor.
Doğrusu ağlayacak halimize ağlayanın olmadığı ortada..
Ayrıca Irak’ta petrol gelirlerinin
artış kaydettiği dönemde ise hiç para gelmediği yada istenmediği
kesinlik kazanıyor..
KAYNAKLAR:
........
1- TBMM Kavanin Mecmuası1-942-Cilt: 2
2-Fahri Belen: “Türk Kurtuluş Savaşı”
3-TBMM Kavanin Mecmuası-1941-Cilt:4


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder