25 Ağustos 2023 Cuma

“ŞARKIN SUKUNU” VE “EBEDİ DOSTLUK” ADINA TESLİM EDİLEN MUSUL

 




 





 

“ŞARKIN SUKUNU” VE

“EBEDİ DOSTLUK” ADINA TESLİM EDİLEN MUSUL

 

 

Lozan  Antlaşması ;

 

Bir taraftan, Britanyaİmpratorluğu,Fransa,İtalya,Japonya,Ynanistan,Romanya,Sırp-Hırvat- Isloven devleti ,

Ve diğer taraftan ,

Türkiye,

1914                                                                                                                                                                                                                                                senesinden beri Şark’ın sukununu ihlal eden hali harbe kati surette hateme vermek arzuyu mütakabiliyle mütehassis olarak,

Ve kendi milletlerinin müşterek refah ve saadeti için elzem olan dostane ve ticari münasebatı beyinlerinde yeniden tesis etmek emelinde bulunarak,

Ve bu münasebatın Devletlerin istiklal ve hakimiyetine hürmet esasına  müstenit olması vücubunu mülahaze ederek, bu hususta  bir muahade aktine  karar vermişler...”  (1)diyerek  başlıyor..

Ancak, yüz yıl boyunca meydana gelen olaylar, Birinci Dünya savaşının galiplere ve özellikle İngiltere öncülüğünde oluşturulan  paylaşımın Şarkta sukun sağlamadığı, İngiltere’nin rolünü üstlenen ABD düzenlemelerinin de işe yaramadığı ortada.

İşte İran – İrak harbine ve  Körfez kirizi nedeniyle yapılan ABD müdahalesine rağmen hala  devam eden Irak sorunu..

İşte Kıbrıs,

Lübnan harbi.

Bitmez tükenmez Filistin sorunu..

Ve yeni bir asrın başında yeni yeni paylaşım savaşlarına sahne olan bölgede   sözde  sulh ve sukunu sağlamak adına düzen kuranlar ne sulh  nede sukunu sağladılar.

Öte yandan Lozan antlaşmasının esasını oluşturan gayelerden biri de  yukarıda görüldüğü gibi ticaretin serbestliği idi.Ancak yine  yaşayarak gördük ki başta Türkiye olmak üzere  çeşitli ülkelere uygulanan  ”ambargolar” hem komşu ülkeler arasındaki ticareti engelledi, hem de  “ambargo” uygulanan ülkeleri perişan etti..

Yine ana gayelerden olan “Devletlerin istiklal ve hakimiyetine hürmet esası”  yaşamakta olduğumuz  hadiselerle  hemen hemen geçersiz kaldığı görülmektedir.

Belki  birilerinin çıkarları için Türk, Arap ve Kürt milletinin  arasına  bitmez tükenmez kinler ekecek olan günümüzün sıcak gelişmeleri karşısında, birileri ders alır, yada hatırlar diye Musul – Kerkük meselesine değineceğim.

 

 

EBEDİ DOSTLUK ADINA TESLİM EDİLEN MUSUL

1918 Mondros Mütareke’ne göre,  ülkelerin silahlı kuvvetlerinin bulunduğu yerler hala o ülkenin  toprağıdır. Sınırlarda o sınırlardır.

Ancak gelin görün ki  atılan imzalara rağmen  varılmak istenen hedefler farklı oynanan oyunlar başkadır.

İşte Irak da oynana oyunlardan bir enstantaneyi  birilikte izleyelim.

BAŞKENTİ BİLE İŞGAL ALTINDAKİ İSTANBUL HÜKÜMETİ:

MUSUL’UN ELİMİZDE KALMASI İCAP ETMEKTEDİR.”

Mütarekede, 6. Ordu Komutanı Ali İhsan  Paşa Irak’da ki ordulara  komuta etmektedir.

Mütarekeden sonra  İngilizler Musul’a 20 km kadar ilerlediler.

İngilizler, Irak hududunun  idari huduttan daha ilerde gösteren Berlin’de basılmış  bir haritaya dayanarak, bir çok isteklerde bulunuyor ve  bölgede  Kürt ve Ermeni  hareketi uyandırmak istiyorlardı.

2 Kasım 1918 Tarihinde General  Cassel,  “Musul’u işgal etmek üzere emir aldığını”  6. Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa’ya bildirir.

Paşa, durumu İstanbul’daki işgal altındaki  Genel Karargah’a   bildirir.

3 Kasım’daki Ali İhsan Paşa’ya  İstanbul’dan (Başkenti bile işgal altında olan  Osmanlı hükümetinden) gelen emirde;  

Musul’un elimizde kalması icap etmektedir. Fiilen taarruz edilinceye kadar kalmakta ısrar edilmesi, taarruz edildiği takdirde ise silahla çatışmaya girilmeyerek, Musul’un kuzeyine çekilmesi” talimatı veriliyordu.

HEDEF MUSUL

Ancak  bölgede hiçbir kargaşa  ve çatışma olmadığı halde  İngilizler, Mondros Mütarekesinin 7. maddesinde belirtilen “stratejik noktaların  işgal edileceği” maddesine  ve 16. maddesindeki  “Iraktaki kuvvetlerin teslim edileceğine “ yönelik ibarelere dayanarak  Osmanlı birliklerinin teslim edilmesini  isteyerek  Musul’u işgal  için harekete geçti.

 

7. Kasım 1918 de  Irak İngiliz komutanı General  Marshall, Ali İhsan  Paşa ile görüşerek  ne yapacağını sorar. Bölgede  özellikle gönüllülerden oluşan önemli bir kuvvet olan “Dicle Gurubu” daha önce yapılan hatalar nedeniyle  İngilizlere esir düştüğünden Musul’u savunacak yeterli bir kuvvet de yoktur.

 Bu  şartlar altındaki; “İlla Musul vilayetini  teslim et” diye  bastıran İngiliz’lere  “Son zamanda bir birleri ile ebedi dost olmaları gereken iki milletin arasında tekrar  savaşın başlamasını arzu etmem, protesto eder çekilirim”(2) cevabını  veren   Ali İhsan Paşa,   “elde kalan birliklerin  silahları ile  çekilmeleri, depolarda ki  yiyecek ve silahların İngilizlere teslimi, bırakılacak memurların İngiliz  siyasi memurlarına karşı  sorumlu olmaları”   şeklindeki anlaşma ile  Musul vilayet merkezinden   çıkmaya karar verdi.

Askeri birliğimizin çekilmesinin yanında   hala hukuken Osmanlı vilayeti olan Musul’da İngilizler, “ Musul Valisinin kendilerine teslimi, bir başka valinin yerine atanmasını ve  diğer memurların  İngiliz siyasi  memurlarına itaat etmeleri konusunda emir verilmesini” istedi.

MUSULDA BAYRAK  HUKUKSUZ OLARAK İNDİRİLDİ

Ali İhsan Paşa, İngiliz işgaline  ilerde hukuki zemin sağlayacak olan  böyle bir emre “yetkili olmadığını” söyledi. Ancak General Marshall, 8 Kasım 1918 de  Musul boşaltılmadığı takdirde  mütarekenamenin 16 .  maddesinin tatbik edileceğini  bildirerek 9 Kasım’da ilk İngiliz müfrezesi  MUSUL’A  girerek Hükümet Konağındaki Türk bayrağını indirip İngiliz bayrağını çekti.Böylece  diğer  zorla işgal edilen bölgelerle aynı statüde olan Musul  hükümet merkezindeki  Türk  Bayrağı  tıpkı Yunanın İzmir’de yaptığı gibi gönderden indirilerek yerine İşgal ordusunun yani İngiliz bayrağı çekildi.

Ali İhsan Paşa Musul’u bıraktığı zaman, İşgal altındaki  İstanbul Hükümeti’nden  “Musul’un  boşaltılmasını” isteyen emri aldı.

İngilizler,  Musul’a yerleşince  bu defa  hiçbir kurşun atmadan “Son zamanda bir birleri ile ebedi dost olmaları gereken iki milletin arasında tekrar  savaşın başlamasını arzu etmem, protesto eder çekilirim” diyerek İngilize  Musul’u  bırakan    “Ali İhsan Paşa’nın teslimini, askerlerin, jandarmanın ve bölgedeki halkın elindeki silahların toplanmasını ve kendi arzularına  uygun memur tayini yapılmasını” istediler.

İşte İngiliz oyunu:

ÖNCE GÖRKEMLİ TÖREN SONRA SÜRGÜN: 

Osmanlı,  bu gelişmeler karşısında bölgede  aslında çok zayıf kalan 6. orduyu kolordu seviyesine indirdi ve   Ali İhsan Paşa  komutayı 13 Kolordu Komutan Vekilliğine atanan  Albay Cevdet Bey’e teslim etti.

İngilizler bu defa  “kendilerine  teslim edilmesiniistedikleri  Ali İhsan  Paşa’yı İstanbul’a götürmek üzere  Halep’ten  Re’süleayn’a  İngiliz muhafızlarının koruma yaptığı özel bir tren gönderdiler. Ali İhsan Paşa’yı özel  İngiliz korumalarla İstanbul’a taşıyan tren 2 Mart 1919 günü Haydarpaşa İstasyonuna vardığında Ali İhsan Paşa tutuklanarak Malta   adasına sürgüne gönderildi.  Böylece  İngilzler kendisini görkemli törenlerle Musul’dan uğurladıkları  ve MUSUL’U “EBEDİ DOSTLUK ADINA” TESLİM EDEN  Ali İhsan Paşa’yı  MALTA’YA  sürdü.

 

İngilizler Musul vilayet merkezini işgalle yetinmeyerek  Musul’un Kuzeyine  ilerlemeye başladılar. Osmanlı  Milli Savunma Bakanlığı (Harbiye  Nezareti)  İngilizlerin,  “mütareke” şartlarına uymayarak kuzeye doğru ilerlemeleri karşısında   doğrudan İngiliz Generali Milne’ye müracaat etti, O’da “Suriye Orduları Başkomutanı  Allenbey’in emirlerinin yerine getirilmesini” istedi.

İSTİKLAL  KIVILCIMI HER YERDE

Görüşmeler devam ederken tüm Anadolu’da olduğu gibi Musul vilayetimizde de  kurtuluş hareketleri  başladığından  hiç bir hak ve hukuka  hatta kendi imzaladıkları  Mondros mütarekesine aykırı olan  İngiliz istekleri  hukuki bir  temele bağlanmadığından suya düştü.

12 Ocak1921  günü Meclis (Meclisi Mebusan)   işgal altındaki İstanbul’da toplandı.

Vatan  ve milletin çıkarlarına aykırı olarak  genel savaşa  katılmakla uğradığımız felaket herkesin gözü önündedir... On dört aydır savaşı bıraktığımız halde ülkemizin bazı bölgelerinin işgal olunması, memlekette moral durumun  geri dönmesine engel olmaktadır. Yasama ve yürütme Kurullarının  devletin, haklarını ve çıkarlarını korumakla beraberlik içinde  bulunarak, milletimizin  şerefini koruyacak bir barışın sağlanacağını ve işgal altındaki yerlerin kurtulacağını umuyorum. Bunun için her türlü ayrılmadan, bölünmeden kaçınılarak bütün  milli istek ve  çabaların  vatanın kurtuluşu yolunda birleştirilmesi gerekir...”  diye başlayan Padişah’ın  açış nutkunu Meclise  Padişah  rahatsız olduğu için onun adına  İç işleri Bakanı Damat  Şerif Paşa okuyor.

Başta Padişah olmak üzere   “her türlü ayrılmadan, bölünmeden kaçınılarak bütün  milli istek ve  çabaların  vatanın kurtuluşu yolunda birleştirilmesi gerekir”  düşüncesinde birleşen tüm milletvekillerinin   duygu ve düşüncelerine tercüman olarak 17 Şubat  1920’de  Edirne Milletvekili Şeref bey “ Türk milleti ya bu Ahdin şartlarını yerine getirecek yada bu yolda silinip gidecek, fakat esir olmayacaktır.” diye başlayan önergeyi  Meclise sundu ve oy birliği ile kabul edilen   metin Misak-ı Milli ile diye anıldı.  “Osmanlı  Devleti 30 Ekim 19187 günü Mütarekenin yapıldığı sırada ordularının işgali altında kalan, Arap çoğunluğun  kaderi halklarının özgürce verecekleri oylara göre  belirtileceğinden , sözü edilen mütareke hattı içinde ve dışında, dini, soyu, istekleri bir olan  ve birbirlerine saygı ve fedakarlık duyguları taşıyan, siyasal ve sosyal hakları ile  çevre kurallarına uymuş bulunan,  Osmanlı İslam çoğunluğunun  oturduğu bölgelerin  tümü ‘Fiilen ve hükmen ve hiçbir sebeple ayrılmaz bir bütündür.’...” şeklinde  ki  kesin hükümlerle  Misak - ı Milli  ile Musul vilayeti,  ayrılmaz vatan toprağı olarak tüm dünyaya ilan edildi.

 

Musul sorunu  İstiklal Harbi süresince  devam ederek,  1923 yılına  Lozan Konferansına kadar sürdü.

 Fakat, Musul halkı  İngiliz idaresinden memnun kalmadı.

1920                                                                                                                                                                                                                                                          Revandiz’de İngilizlere karşı ayaklanmalar oldu.

O dönemde  asayişi  sağlamak üzere Osmanlıya ait  Elcezire’de   zayıf bir  tümen bulunuyordu. Ancak bölgedeki  asayişe kafi gelmiyordu.

Cephe komutanı Revandizlilerin istekleri üzerine ancak küçük bir birlik (bölük) gönderebildi.

1921 Ağustosunda Binbaşı Şükrü bey Süleymaniye Komutanlığına getirildi.

MAŞA BULUNDU: KÜRDÜSTAN HÜKÜMDARI ŞEYH MAHMUT

Küçük bir Osmanlı birliğinin İngilizlere karşı ayaklanan halka yardıma gelmesi karşısında Revandiz’den çekilen İngilizler bölgede sadece askeri güç ile tutunamayacaklarını anladıkları için  siyasi oyunlara başvurma yolunu seçtiler ve  Hindistan’a sürdükleri  Şeyh Mahmut’u  getirerek ona ikinci kez “Kürdistan Hükümdarlığını”verdiler. Böylece  bölgede halk tabanı bulamayan İngilizler   şavaşarak bölgeyi el geçirmenin mümkün olmadığını anladıkları için   maşa  kullanarak  bölgeye hakim olmaya çalıştılarsa da İngiliz yönetimine ve maşalarına  karşı  ayaklanma devam etti.

MİLLİ KUVETLER MUSUL’DA

 

1921                                                                                                                                                                                                                                                         ilkbaharında  Antep Milli  Kuvvetleri Komutanı Özdemir bey,  28 subay, Aneze ve diğer aşiretlerin verdiği gönüllüler ile Antep savaşında Fransızlardan Osmanlı tarafına kaçan Cezayir ve Tunuslu Müslüman askerlerden oluşan küçük bir  kuvvet ile  Diyarbakır üzerinden Musul’a gönderildi.

Özdemir bey 22 Haziran 1922’ günü Revandiz’e vardı. Özdemir bey, Revandiz’de büyük törenlerle karşılandı. Fakat az bir kuvvet ile gelmesi, düzenli ordu bekleyen halkın  Özdemir bey komutasında  bol miktarda Arap  gönüllüden oluşması  halkın moralini bozdu.Bir yandan da İran’da bulunan ve Türk idaresine karşı olan aşiretlerle de mücadele etmek zorunda kaldı.

O dönemde  Ordular bütün gücü ile  Yunanlıların saldırısına karışı  Batı Anadolu’da  çarpışıyordu .İki kare bir araya getirildiğinde  yunanlıların üzeremize saldırılmasındaki  asıl maksatlardan birinin Musul vilayetini gözüne kestirmiş olan İngilizlerin kuvvetlerimizi Batı Anadolu’da tutarak   Irakta  düzenleme yapmaları için nefes aldıkları ortaya çıkmaktadır. Böylece Boğazlar ve Musul’un emniyetini sağlıyorlardı.

 

İngilizlere karşı  Musul vilayetinde yer yer ayaklanmalar sürdü. İngilizler Vilson prensiplerinde yer bulan, “her halkın istediği idareyi özgür iradesi ile belirleme” ilkesini  yerine getirmedikleri gibi, Irak’a ( Bu günkü orta ve  güney Irak’a) kral yaptıkları  Faysal’la işbirliği içine girmeleri için yerli aşiretlere büyük oranda  rüşvet mukabilinden  yardım yaptılar. Böylece yerel aşiretlerin isteği  ve İngilizlerin desteği ile Irak’a kukla kral yaptıkları  Faysal eliyle Musul’u işgal etmek   gayesiyle   bir çok tertiplere girdiler.

Bunun için  Özdemir beye veriler talimat, “Milli Misak  sınırları içinde  bulunan bölgenin  Faysal tarafından işgalini önlemek, halkı Türk hükümetine bağlamak, Faysal’ın İngiliz aleti olduğunu açıklamaktı.”

AĞUSTOS’TA ÇİFTE ZAFER

Özdemir bey, Süleymaniye bölgesi ile irtibat  kurmak için 31 Ağustos 1922 de Banya’da üç bin kişilik İngiliz kuvvetine karşı taarruz ederek onları bozguna uğrattı. İngilizler bir çok esir verdikten sonra top, silah ve diğer harp araçlarını bırakarak Kerkük’e kaçtı.

Böylece  İngilizlerin desteğindeki Yunanlılara karşı badıcephesindeki 30 Ağustos 1922  Büyük taarruz  başarısından bir gün sonra Doğu cepnhesinde de İngilizler yenilmişti.

Böylece  İngilizlerin  Kürdüstan Hükümdarı yaptıkları şeyh Mahmut ile doğrudan temas sağlandı.

Şeyh Mahmut,bu defa  Türk hükümeti büyük birlikler gönderirse (İngilizlere karşı  )Türklere katılacağına söz verdi.

Türk birlikleri  batı cephesinden  gönderilemeyeceği için, Doğudan kaydırılacaktı. Doğu cephesi komutanı  yeni birlikler gelene kadar  Özdemir bey’den savunmada kalması sağlık verdi. Çok uzun bir zaman diliminde ancak Musul  bölgesinde  1500 kişilik kuvvet toplanabildi.

İngilizler 1922 Aralık ayında üstün teknoloji ve teçhizat ile donatılmış  kuvvetler ve uçaklar desteğinde  taarruza geçtilerse de Barzan ve Zeber aşiretlerinin yardımıyla tekrar yenilgiye uğradılar.

Bu defa İngilizler 8. Nisan  1923 de iki tugay, 16 top, 400 kişilik Nasturi ve iki bin kişilik aşiret kuvvetleri  ile  taarruz ettiler. Özdemir bey kuzeye çekilmeye, sonra İran’ın Uşno kasabasına oradan da Türkiye çekildi.

Önemli bir kuvvet ve tedbir alınamadığından sonuç İngilizlerin üstünlüğü ile sona erdi.

Bu arada Devam eden Lozan konferansın da İngilizsler Musul meselesini mutölaka kendi anaxralarında sonvradan düzenlemek için bastırdılar ve Lozan Antlaşmasınnı  3. Maddesine konu  şöyle girdi:

“Türkiye  ile  Irak arasında ki  hudut dokuz ay  zarfında Türkiye ile  Büyük Britanya  arasında  sureti  muslihanede tayin edilecektir.

Tayin olunan   müddet zarfında iki Hükümet arasında ihtilaf husule gelemediği  takdirde, ihtilaf Cemiyeti Akvam  meclisine  arzolunacaktır”

Ayrıca, yeni bir anlaşmaya kadar üzerinde bulunulan topraklardan baka yeni toprak kazanmaya yönelik askeri harekat yapamayacağını  iki taraf kabul ettiklerini anlaşma metnine kaydettiler.

Böylece 5 Haziran 1926 tarihinde  Türkiye, İngiltere ve  Irak Hükümetleri arasında imzalanan antlaşma ile  Türkiye, Musul vilayetini  bırakıyor.Ancak bu antlaşmanın  14 . maddesi ile  Irak petrollerinden pay almaya devam ediyordu.

İLLA  PETROL

Birazda bu günlerde  kuyuların başındaki “nöbetçi değişiminin” yaşanacağı söylenen petrole bakalım.

 

Zamanında  bölgenin petrol bakımından zenginliğini, başta İngiltere olmak üzere dünya devi  ülkelerin burada gözlerinin olduğunu bilerek ve tüm uluslar arası sözleşmelerde  özel mülkiyete dokunulmamasını  düşünen Abdülhamit, Musul ve Kerkük’ün petrol bölgelerini  tıpkı aynı korku  ve  tedbir ile  Filistin’de yaptığı gibi  kendi şahsi  mülkiyetine geçirmişti.

Ancak  Abdulhamit’e düşman kesilen İttihatçı   Hükümet  kısır  düşünce ve yanlış politikaları  sonucu Abdulhamit’in bu pratik ve ileri görüşünü yansıtan çözümünü  bölgeyi  şahsi mülkü haline getiren tapuların iptali ile son vermişti.

5 Haziran 1926  tarihli  antlaşmanın Irak petrolleri ile ilgili olarak 14. Maddesi (3) aynen şöyle:

“ Her iki memleket arasında menafi müşterek sahasını  tevsi  etmek  maksadı ile Irak  Hükümeti iş bu muahedenin  mevkii  meriyete vazı tarihinden  itibaren  yirmi beş sene  müddetle berveçhi zir alacağı aidatın  yüzde onunu Türkiye Hükümetine  tesviye  edecektir.

A)                       14 Mart  1925  tarihli İmtiyaz mukavelenamasinin  onuncu maddesi  mucibince ^^ Türkiş petroleüm kanpani^^den,

B)                       Balada  muharrer imtiyaz  mukalevesinin  altınrcı maddesi mucibince petrol ihraç edebilecek olan  şirketlerden ve eşhastan,

S)    Balada  zikredilen imtiyaznamenin 33ncü maddesi mucibince teşekkül  edebilecek muavin  şirketlerden,”

Yukarda  TBMM tutanak dergisinin 1941 tarihinde bastırılmış olan sayısından aynen aldığımız antlaşma maddesine göre,

Türkiye  ırak petrollerinin tümü için gerek  devletin, gerek  şirketlerin gerekse taşaron ve şahısların elde ettiği paydan yirmi beş yıl süre ile  yüzde on alır.

Peki almış mıdır?

Kimi biraz aldı diyor Kimi  almadı. Kimide 500 bin sterlin aldı.Bir daha bütçe gelirlerinde gösterilmesine rağmen  vaz geçti diyor.

Ancak yaptığımız araştırmadan bu konuda sıhhatli bir bilginin bulunmadığı, Hatta dış işlerinde ilgili dairenin bihaber olduğu, yeni yeni İngiliz  arşiv belgelerinden araştırılmak üzere personel  gönderilerek sonucun ortaya çıkarılacağı söyleniyor.

Doğrusu ağlayacak halimize ağlayanın olmadığı ortada..

Ayrıca Irak’ta petrol gelirlerinin  artış kaydettiği dönemde ise hiç para gelmediği yada istenmediği kesinlik kazanıyor..

 

 

KAYNAKLAR:

........

1- TBMM Kavanin Mecmuası1-942-Cilt: 2

2-Fahri Belen: “Türk Kurtuluş Savaşı”

3-TBMM Kavanin Mecmuası-1941-Cilt:4 

 

//////////////////////////////

not:

Ebedi Dosluk (! )adına Teslim Edilen Vatan, MUSUL

ancak şimdi blogcu.com kapanmış



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BU da BAŞBAKAN.... ve yorumlar

 https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/113784615410249 BU da BAŞBAKAN.. Mehmed Zahid Çalışkan S n s r d o o t p e 8 i   7 h 6 2 1 2 k...