15 Kasım 2021 Pazartesi

“15 Kasım 1937 günü Seyid Rıza, oğlu Reşik Hüseyin; Elazığ Buğday Meydanında idam edildiler.

 

https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/232725256793251



ecati Çavdar

20 Kasım 2011 
Herkese Açık ile paylaşılıyor
Herkese Açık
"DERSİM" BİR " KEMALİST DİKTA" PROJESİDİR
Uygulama CHP ' YE AİT
Fotoğraf açıklaması yok.
ATATÜRK VE YANINDAKİLER, SABİHA GÖKÇEN ve ARKADAŞLARININ DERSİM'E HAREKET EDECEK UÇAKLARININ HAZIRLIKLARINI ve KALKIŞLARINI İZLİYORLAR.



///////////////////////////////////////////////////////////////////7

HACI BAYRAM BULGURLU H:

 [09:03, 15.11.2021]

 Cellatlarına aşık olmuş bir millet: 


“15 Kasım 1937 günü Seyid Rıza, oğlu Hüseyin ve onlarca diğer masum sivil insan Elazığ Buğday Meydanında idam edildiler.


Seyid Rıza; üstündeki geleneksel  elbiseleri zorla çıkartılıp, fötr şapka ve pardesü giydirildikten sonra, idam yerine götürülür.


Seyid Rıza: “ Beni 17 yaşındaki oğlumdan önce idam edin o zaman. Ayrıca kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz sonra” demesine rağmen;  oğlu ve diğer arkadaşları gözünün önünde asıldıktan sonra kendisi askerler tarafından meydana çıkarıldı. 


Etrafta kimse yoktu, Ama Seyid Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti “Ewladé Kerbela’yime! Bé gunay me! Ayıwo, zulımo, cinayeta! (Evladı Kerbela’yız! Günahsızız! Ayıptır, zulümdür, cinayettir!) dedi ve…

[15:25, 15.11.2021] Necati: A Ğ I T


Biz buradan gideriz Reşik Hüseyin

Ağdat’ta zaman durur

Bir palamut düşer toprağa

Su yürür

İnatçıdır meşe ağacı, büyür

Beni senden önce asarlarsa Reşik Hüseyin

Sakın ağlama

Seni benden önce asarlarsa

Ciğerim parçalanır,

Acımı yüreğime gömerim ama

Zor zamanlarda yaşadık

Dağlarımızda özgürlük yeli

Vadilerimizde barış çekip gitti

Zincire vuruluyuz şimdi

Dost eli bize ulaşmaz

Bizim payımıza da bu düştü

Aldırma Reşik Hüseyin

Bura Dersim’dir, gülü ağacı tükenmez

Gün gelir umut biter topraktan

Munzur suyu, Mercan bizi unutmaz

Biz buradan gideriz Reşik Hüseyin

Ağdat’ta zaman durur

Bir palamut düşer toprağa

Su yürür

İnatçıdır meşe ağacı, büyür

*

Kemal Burkay'ın Seyid Rıza ve oğlu Reşik Hüseyin için yazdığı şiir)

[16:42, 15.11.2021] HACI BAYRAM BULGURLU H: Sen olmazsan agit'leri kimse anlamayacak


////////////////////////////////////////////

Ergun Aksoy senin yorumuna yanıt verdi.
A Ğ I T
Biz buradan gideriz Reşik Hüseyin
Ağdat’ta zaman durur
Bir palamut düşer toprağa
Su yürür
İnatçıdır meşe ağacı, büyür
Beni senden önce asarlarsa Reşik Hüseyin
Sakın ağlama
Seni benden önce asarlarsa
Ciğerim parçalanır,
Acımı yüreğime gömerim ama
Zor zamanlarda yaşadık
Dağlarımızda özgürlük yeli
Vadilerimizde barış çekip gitti
Zincire vuruluyuz şimdi
Dost eli bize ulaşmaz
Bizim payımıza da bu düştü
Aldırma Reşik Hüseyin
Bura Dersim’dir, gülü ağacı tükenmez
Gün gelir umut biter topraktan
Munzur suyu, Mercan bizi unutmaz
Biz buradan gideriz Reşik Hüseyin
Ağdat’ta zaman durur
Bir palamut düşer toprağa
Su yürür
İnatçıdır meşe ağacı, büyür
***
Kemal Burkay'ın Seyid Rıza ve oğlu Reşik Hüseyin için yazdığı şiir)
Bir 7 kişi ve ayakta duran insanlar görseli olabilir
Wana Ibrahim ve 28 diğer kişi
4 Yorum
Beğen
Yorum Yap
Paylaş
4 Yorum
En Alakalı

  • Necati Çavdar
    Cellatlarına aşık olmuş bir millet:
    “15 Kasım 1937 günü Seyid Rıza, oğlu Hüseyin ve onlarca diğer masum sivil insan Elazığ Buğday Meydanında idam edildiler.… 
    Devamını Gör
    Bir 1 kişi ve şunu diyen bir yazı 'MA 15 Kasım 1937 BEN SİZİN YALAN VE HİLELERİNİZLE BAŞ EDEMEDİM, BU BANA DERT OLDU AMA BEN DE SİZİN ÖNÜNÜZDE DiZ CÖKMEDİM, BU DA SİZE DERT OLSUN.' görseli olabilir
    • Beğen
    • Yanıtla
    • 1s
    ///////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////


  • https://www.facebook.com/selcuk.geyveli/posts/817230041709549

  • ATATÜRK ile SEYİT RIZA GÖRÜŞMESİ.!
    “Evlad-ı Kerbelayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir"
    Dersim isyanıyla ilgili bugüne kadar hiç bilinmeyen bir sır açığa çıktı. MAH’a sunulan bir istihbarat raporu, Atatürk’ün idamdan hemen önce Seyit Rıza ile gizlice bir araya geldiğini belgeledi.
    Dersim Harekatı sırasında eski adı 'MAH' olan Milli İstihbarat Teşkilatı'nın bir mensubunca merkeze geçilen rapor, 15 Kasım gecesi Atatürk'ün 'şakilerin lideri' Seyit Rıza ile idam öncesi görüştüğünü belgeliyor.
    İşte Atatürk ile Seyit Rıza görüşmesi
    “MAH Başkanlığına
    -Hususi-
    Ankara'dan alınan şifreli talimatname ile İhsan Sabri Bey'le görüşülüp ve İhsan Bey'in vereceği emir ve talimatnamelere harfiyen riayet edilmesi gerektiği, bunlarla ilgili raporunda süratle Başvekalet'e iletilmesi emredildi.
    Bunun üzerine İhsan Sabri Bey'le görüşüldü. Bize hafta sonu Seyit Rıza ile alakalı mahkemenin toplanacağı ve karar verileceği ve idamların hafta sonuna yetiştirilmesi gerektiği ifade edildi. Yalnız en önemli nokta mahkeme kararını verdikten sonra Seyit Rıza ile Reisicumhurumuz'un biraraya getirileceğini, bunun çok çok gizli olması gerektiğini, bunun için lazım gelen tüm tedbirlerin büyük bir hassasiyetle yürütülmesi, ayrıca MAH bünyesinden Zazaca bilen en güvenilir görevlinin bu yolculuğa hazırlanması talimatını verdi.
    rs1-252.jpg
    7 sehpa, 1 çingene çocuk
    Biz de gerekli hazırlığı son süratle yapmaya başladık. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer beyle görüşülüp, Şükrü beyin gerekli asayiş ve güvenliğin, gizliliğin azami dikkatle nasıl yapılması gerektiği konuşulup fikir teatisinde bulunarak hazırlıklarımızı süratle bitirdik. Tam bir teyakkuz halinde yola çıktık.
    Mahkeme birkaç görüşmeden sonra gerekli yasal mevzuatlar yerine getirilerek idam kararları imzalatıldı. İdamların yapılacağı Buğday Meydanı'nı aydınlatmak için traktörler ve araçlar ayrıca idam edilecek 7 kişi için idam sehpaları ve küçük bir çingene çocuk temin edildi. Gün içerisinde bütün alınacak tedbirler, özellikle görüşmenin çok gizli kalması için her şey büyük bir dikkatle defalarca gözden geçirilerek bütün hazırlıklarımız tamamlandı.
    Çağlayangil'in Jeep'i
    Gece 12.20'de Seyit Rıza ve suç ortakları mahkemeye getirildi. Mahkeme verdiği kararı okumaya başladı ve 14 kişi beraatine ettirilirken Seyit Rıza dahil 7 kişi ölüme, diğerleri de çeşitli cezalarına çarptırıldı. Mahkemede idam kelimesi geçmediği için ölüm kelimesi 'idam çino, idam tunne' sesleri salonda duyuldu.
    Mahkeme takriben 1,5 saat sürdü. Aralarından Seyit Rıza alındı. Emniyet Genel Müdürü ile İhsan Sabri beyin jeepine bindirildi. Peşlerindeki 4 araç ile birlikte jeep hareket etti. Elazığ Merkez Tren İstasyonu'na gelindiğinde herkes araçlarından inmeye başladı.
    Asayiş için alınan tedbirler eksiksiz alındığı için tren istasyonu kapatılmış, görevliler evlerine gönderilmişti. İstasyonda MAH görevlileri dışında hiç kimse yoktu. Gizliliğe azami şekilde uyularak yapıldığından bu durumu bilmeyenler için her şey olağan gözüküyordu.
    Beyaz tran kör makasta
    Reisicumhurumuz'un beyaz treni kör makasta bekliyordu. 8-10 dakika bekledikten sonra trene Seyit Rıza ile birlikte girdik. Reisicumhur'un yanında Alpdoğan paşa, Kazım Orbay ve Reisicumhur'un yaveri vardı. Masada yemek yeniyor ve içki içiliyordu.
    Reisicumhur, Seyit Rıza'ya kafasını kaldırarak, tepeden aşağı süzerek oturmasını söyledi. Seyit Rıza da oturmayı reddetti. Reisicumhur, Seyit Rıza'ya mahkemenin idam kararı verdiğini, bunun bu gece infaz edileceğini hatırlattı ve eğer pişman olduğunu söyleyip af dilerse idamların olmayacağını affedeceğini söyledi.
    Seyit Rıza da af dileyecek, pişman olacak bir şey yapmadığını, yaptıkları şeylerin kendi canlarını, mallarını, yerlerini, yurtlarını korumak için yaptıklarını söyledi. O ayları hep devlet görevlilerinden dinlediğini, kendisinin asıl gerçeklerini anlatmak istediğini söyledi.
    "Amacımız isyan değil"
    Reisicumhur başıyla onaylayarak anlatmasını söyledi. Seyit Rıza sakin bir dille Dersim'in Osmanlı döneminde büyük zulüm gördüğünü birçok baskıya rağmen Dersim'i koruduklarını, Osmanlı'ya asker vermediklerini, Milli Mücadele'ye birçok asker gönderdiklerini, cumhuriyete güvendiklerini, bilhassa halifeliğin kaldırılmasından sonra güvenlerinin daha da arttığını, silahların toplanmasına yardım ettiğini, silahların çoğunun toplandığını, isyan etmek niyetleri olsaydı silahları teslim etmeyeceğini, gerçekten Dersim'in cumhuriyete isyan etmek istemediğini söyledi.
    "Bombalarla parçalandı"
    Jandarmanın isyan ettirmek için halkı devamlı tahrik ettiğini, aşiretlerin arasında husumeti bilerek artırdığını, saldırmak için bahane icat ettiklerini söyledi. Birçok silahsız masum halkın tayyareden atılan bombalarla parçalandığını, kaçıp mağaralara sığınan kadın, çoluk çocuğun da topluca öldürüldüğünü söyledi. Alpdoğan paşa konuşmaya girmek istedi. Reisicumhur el hareketiyle Alpdoğan paşayı susturdu. Seyit Rıza'ya devam etmesini rica etti.
    Sulh için yemin etmişti
    (Seyit Rıza teslim olmadan önce kendisine söz verildiğini anlatıyor) “Benimle erkanı harp dairesinden bir subay görüştü. Sizin beni Erzincan Valiliği'ne beklediğinizi sulh için görüşeceğinizi söyledi. İnandım, büyük yemin etmişti, inanarak, yanıma üç arkadaşımı alarak Erzincan Valiliği'ne gittim, bizi tutukladılar. Sonra da Elazığ Hapishanesi'ne gönderdiler. Yine bana oyun oynamışlar, yine hile yapmışlardı.
    Sonra mahkeme başladı, büyük oğlumdan iki yaş küçük olan birinin şahitliğiyle yaşımı büyütüp oğlumun yaşını küçülttüler. (Burada MAH mensubu bir hata yapıyor. Rıza'nın yaşı küçültülmüş, oğlunun ise yaşı büyütülmüştü.) Bugün de sizin emirlerinizle idam kararı verdiler. Sözlere güvenerek kendi ayağımla gelmeme rağmen beni idam edeceksiniz. Sizlere daha nasıl güveneceğim" dedi.
    Türklük şuuru yeniden
    Reisicumhur, bunları şimdi öğrendiğini tahkikat yaptıracağını söyleyerek, “Sana son olarak gel benden af dile, yaptıklarından pişman olduğunu söyle ki seni affedeyim. Eğer bunları yaparsan Dersim'e daha faydalı olursun. Bizimle işbirliği yaparsın. Cumhuriyet Dersim'e çok faideli işler yapacak, Dersimliler Horasan'dan gelmiş, Oğuz Türkleridir. Türklük şuurunu yeniden kazandıklarında, cumhuriyete çok faideli işler yapacaklar. Ben buna inanıyorum. Gel bu fırsatı kaçırma" dedi.
    Son sözüm: Af istemiyorum
    Seyit Rıza, “Ben sulh için cumhuriyet için çok şey yaptım. Silah toplamaya yardımcı oldum. Silahlar toplandı. Şu adamlar teslim edilecek dendi, teslim ettim. Her istediklerinde 'bu son' dediler. Sonra daha fazla şeyler istemeye başladılar. İstekleri hiç bitmedi. Ben bunu önceleri anlayamamıştım. Sonra çıkan Tunceli Kanunu'ndan iyice anladım. Emin oldum ki biz Dersimliler ne yaparsak yapalım bu sizi durdurmayacak. Sizin de başından beri planınız Dersim'i toptan yok etmek, ortadan kaldırmaktı. Bunu çok geç de olsa anladım. Ben yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, af da istemiyorum, bu benim son sözlerim, başka da bir şey demeyeceğim" dedi.
    Size boyun eğmedim
    Reisicumhur, sinirlenerek ayağa kalktı, eliyle Seyit Rıza'yı göstererek 'götürün gereğini yapın' emrini verdi. Seyit Rıza'nın koluna girip dışarı çıkarken birden durdu. Reisicumhur'a dönerek “Ben sizin hilelerinizi anlayamadım, onlarla başedemedim, bu yüzden görüşmek için geldim. Ölüme gidiyorum. Bu bana dert olsun, ama ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun" dedi.
    Reisicumhur eliyle işaret ederek 'götürün' dedi. Onu alarak kompartımandan çıktık. Araçlara geçtik. Trenden gelecek İhsan Sabri beyi bekledik. İhsan Sabri bey gelerek öndeki jeep'e geçti, hareket ettik. Bizler de peşlerinden giderek Buğday Meydanı'na geldik.
    Sandalyesini tekmeledi
    İdamlar bitmişti. Sıranın kendisine geldiğini bilen Seyit Rıza gitti. Oradaki Çingen çocuğu eliyle iterek uzaklaştırdı. Sandalyeye çıktı, çok gür bir sesle “Evlad-ı Kerbelayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir" dedi. İpi boğazına geçirerek sandalyeyi tekmeledi. Bu kadar yaşlı adamın cesareti herkesi hayrete düşürdü. Sonuç olarak idamların hepsi tamamlanmış oldu. 15 Kasım Pazartesi tüm gün asılı olarak halka teşhir edildi. 16 Kasım ise tüm cesetler Elazığ içinde dolaştırılarak halka teşhir edildi.
    Cesetler gazla yakıldı
    İhsan Sabri bey saat 12.00'da valiliğe toplantıya çağırdı. 12'de valilikte Şefik bey, Elazığ Emniyet Müdürü İbrahim bey oradaydılar. İhsan Sabri bey bizlere, “Seyit Rıza'nın alelacele vakti idam edilmesi efkarı umumiyede merak hasıl olacağı muhakkaktır. Bizim devlet olarak Ankara'nın da talimatıyla herkese Seyit Rıza'nın Reisicumhur Elazığ'a gelmeden önce idam edilmesi mecburiydi. Çünkü Reisicumhur'un, Seyit Rıza'yı affetmesi ihtimali mevcuttu.
    Ayrıca cesetlerin yakılarak gizli bir yere azami gizlilik kurallarına riayet edilerek gömülmesi sağlanacak, bu görevi de MAH bünyesindeki arkadaşlar gerçekleştirecek" diyerek toplantının bittiğini söyledi.
    Cesetler alınarak boş bir araziye gaz dökülerek yakıldı. Kalan kırıntılar da çuvallara konularak Elazığ Merkez Tren İstasyonu ile Yolçatı Tren İstasyonu arasında çukur kazılarak defnedildi. Gömülen yerin haritası ve tutanakları, trendeki konuşmalar, ses kaydı ile birlikte harita ile, İhsan Sabri beye teslim edildi. İş bu rapor iki nüsha hazırlanmış, 1. Nüshası Başvekalet, bir nüshası İhsan Sabri beye teslim edilmiştir.
    YENİ ŞAFAK
    Feridun Cesur ve 24 diğer kişi
    1 Yorum
    4 Paylaşım
    Beğen
    Yorum Yap
    Paylaş

    1 Yorum

    • Feridun Cesur
      Ortalık karışacak gibi
    • //////////////////////////////////
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=2708733326014313&id=100006330161353
    Yasalara göre 78 yaşındaki Seyit Rıza idam edilme yaşında olmadığından yaşı küçültülerek 54'e, oğlu Reşik Hüseyin de 17 yaşından 21'e yükseltilir.
    İdam öncesi Seyit Rıza'ya son isteği sorulur, " cebimdeki 40 lirayı oğluma veriniz" der. Oğlunu da asacaklarını söylerler. Bunun üzerine daha önce evlat acısı yaşayan Seyit Rıza, " beni oğlumdan önce asın" der, bu isteği de yerine getirilmez ve oğlu Reşik Hüseyin Seyit Rıza'nın gözleri önünde asılır.
    ***
    Atatürk Elaziz'de 16 Kasım pazartesi günü bir köprü açılışı için bulunacak. İdamın o gelmeden ve kimsenin ricacı olmaması için alalacele yapılması gerekir. Savcı gece yatağından kaldırılır cumartesi günü ve karar imzalatılır ve 15 Kasım pazar günü infaz gerçekleşir.
    Tüm bunlar olurken ve olaylar da tam böyleyken maalesef hala ve özellikle Dersimlilerin ve alevi Kürtlerin bazılarını anlamak çok zor...
    Nedeni acaba 'Stockholm sendromu' mu???
    Fotoğraf açıklaması yok.
    Ergun Aksoy ve 219 diğer kişi
    38 Yorum
    21 Paylaşım
    Beğen
    Yorum Yap
    Paylaş

    38 Yorum

    • Sefik Gülacti
      Anıları önünde saygıyle eģiliyorum.Kahrolsun sömürgeci zulüm.
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Fatma Cinakli
      Aynı soruyu ben de sormuştum Haluk bocam. Anılarına saygıyla...
      2
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Mehmet Vehip Danış
      Günaydın can yoldaş mutlu günler. Sömürgeciğe hayır
      Stories Stickers in Feed a simple red, orange and yellow striped flower çıkartması
      2
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Abdurrahman Gümgüm
      "...acaba..." değil, tam da öyle: "'Stockholm Sendromu'"
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Hasan Sancar
      Bazı halklar kendi cellatlarına aşıktır! Bu durum Kürt halkının bir kesiminde vardır. Geçmişteki soykırıma dayalı katliamların günümüz de de devamının korkusu mu?
      Seyit Rıza’nın zalimce idamı çok içimi acıtır, denizlerin de ...
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
      • Düzenlendi
    • Remziye Berk
      Lanet olsun faşizme biji berxedan
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Cengiz Tokgöz
      Saygıyla anıyorum.. Selamlar.
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Fate Esker
      Tıramva!
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Kadri Bayik
      Kendi aslini özde kaybetme yada dinin esaretine düsmedir
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Kadri Salaz
      Aynen katılıyorum.
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • İbrahim Güçlü
      Keko bu senin dediğin hem "stockholm sendromu" hem de bir Kürt trajedisidir. Kürtlerin kendilerine yabancılaşmasıdır. Kemalist milletin değer yargılarını içselleştirmesidir.
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Lamia Nalin Surek
      Saygıyla aniyorum 😪😪
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Frmn Gnşn
      bu durum bu travma cok derin cok genis bunun üzerin de derinlemesine durmak arastirmak incelemek gerekiyor..stockhol sendromu degil bu durum stockhol sendromu bireysel bi durum ama dersimde yasananlar kitlesel bir durum..bu cökuntuyu bu travmayi soyle degerlendirmek gerekiyor; kitlesel bir imhanin dna lara sinmesi ruhun derinliklerinde kalicilasmasi orda kök salmasidir... bu çokus bu korku bi soykirim genlere kadar nufuz edince yasam -kalim ,yok olma- varolma,durumu ile karsi karşıya kaliniiyor ve yasam yaşamaktan yana tercih yapılıyor bilinc altinda bunun yolu da celadla birlikte yaşamı yasamayi tercih etmekten baska bir yolun kalmadığını görenlerin bunu bilinclice tercih etmesidir..celadina asik olma gibi sevme gibi bir durum yok yasli dersimlilerde celadin yarattigi korkuya bitise soyun devami icin ona teslim olma tercihidir..onu tercih etmese iliklerine kadar hissedilen dna lara kadar nufuz eden bu korku ile yasayamazlardi..kısacası ölümü degil yaşamı tercih etmenin yolu celatla celadin yarattigi ideoloji ile barismak onun yainda durmakla onu benimsemekle olacagini boylece yasamin devam edecegini hissetmekle yapilan bir tercihtir..biraz karisik oldu uzun derin bi konu ...bu konu da bi arastirma calisma yapmak gerek..dersimiler kemalistler deyip kesip atmakla olmi niye bi kesim kemalist bi kesim direnisci niye yaslilar hala o korku ile yaşıyorlar niye susuyorlar konu acilinca derinlerden gelen bi korkiyu hissediyorlar ...
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Ihsan Pınar
      Maalesef...
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Mehmet Deniz
      Kürtler hep böyle yaşadı. Birilerine yaslandılar. Kendilerine ihanet bile olsa. Uşaklık psikolojisinin incelenmesi gerekir.
      2
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1y
    • Haluk Yıldızhan
      Seyit Rıza'nın anısına saygıyla...
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
      • Düzenlendi
    • Y-Kenan Birden
      Travma korku
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Muharrem Fidan
      Merhaba Halukçuğum sol kolu bir bez ile sarılmış bilgin var mı? Başka bilen varsa lütfen yazsın. Zaten Seyit Rıza’nın oğlu 17 yaşındaydı belki hasta da olabilir.
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Faik Seydan
      kùrtler hep bugunde açilar içinde yaşiyorlar malesef
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Bayram Tırman
      Sayğıile. Anıyorum
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Emin Berlati
      Bu gün biz seyit Rıza.nın torunlarıyız diyen ve kemalizimin müritliğini yapan Alevi kardeşlerimizin burnu yansın
      2
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Mehmet Ilbeyi
      Bir Toplumu Oluşturan Kişiler Şahsi Çıkarı İçin Bulunduğu ve Ait Olduğu Toplumu Satar İse Sözüm Onlar Ömür Boyu Onun Bunun Kapı Kulluğunu Yaparlar Ait Olduğu Yere Hiç Bir Yararı Olmaz ; İşte Bu Gün Yaşadığımız Sıkıntıların Sebebi Yukarıda Tanımla dıgım Ve İnsanlıktan Nasibini Almamış İnsanların Yüzünden dir .
      2
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
      • Düzenlendi
    • Miraç Yalçındağ
      atatürk ve hz. ali fotoları..................😔
      2
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Gülhan Onur
      1937 ve 38 yılların Dersim tertelesinde, on binlerce insan öldürüldü, on binlercesi yurtlarından, tarihinden, kültüründen, inancından koparılarak türk ve müslüman toplumun içinde zorunlu iskana tabi tutuldu. Kızılbaş, alevi, kürt, kırmanç, zaza, Ermeni kız çocukları ise türk ve müslüman yapılmak üzere köklerinden koparılarak kimsesizliğe mahkum edildi. "Türklüğe ve türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip atacağız" diyen zihniyet,1938' den sonra türk ve türkçülük Dersim' de meşru görülmeye başlandı. O nedenle çoğu evler de o tarihten sonra Atatürk resimleri görebiliyoruz maalesef.
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 4g
    • Maaruf Ataoğlu
      Celladına aşık olmuşsa bir millet ister Ezan, isterse Çan dinlet…
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 4g
    • Mehmet Ekinci
      Bijî dojeh bo zaliman
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 4g
    • Remziye Berk
      Allah öylerini kahretsin xiresizler 😭
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 4g
    • Remziye Berk
      Celladına aşık haysiyetsizler bénamuslar bunlar.
      1
      • Beğen
    • /////////////////////////////////////////7///
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=4813564892021288&id=1049779521733196
    15 Kasım 1937 - Dersim Harekâtı'nın ilk adımı tamamlandı. İsyanın lideri Seyit Rıza ve 6 arkadaşı Elâzığ'da idam edildi.
    Rejime ve devlete kafa tuttu.
    Devleti bölgeye sokmadı.
    Askerimizi şehit etti.
    Sonra şapka giydirip astılar..
    Sene1937… Mustafa Kemal, başbakan Celal Bayar’la birlikte Tunceli’ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü’nün açılışını yapacaktı. Köprünün ucunda karakol vardı.
    Basıldı. 33 asker şehit edildi. Peşinden… Telefon hatları kesildi, pusular kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburu vuruldu, 56 asker daha şehit oldu.
    Film koptu.
    Elebaşı Seyit Rıza’ydı…
    Birisinin “hikâyesi yürek burkucudur” dediği Seyit Rıza.
    Kukla’ydı…
    Kendisini oynatanların ipleri bıraktığını hissedince, paniğe kapıldı, İngiltere Dışişleri Bakanı’na mektup yazdı, Suriye’deki İngiliz Elçiliği’ne gönderdi.
    Yalvaran mektubunda, Anadolu için “çorak toprak” derken, “Kürdistan bereketli toprak diyordu… “Sayın ekselansları” diye başlıyor, “Türk Hükümeti yaptığı anlaşmalar sayesinde dış baskılardan kurtuldu, Dersim’e girmeye kalkıştı, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık, direnişimiz karşısında Türk uçakları bombalamaya başladı” diye vaziyeti anlatıyor, “sayın ekselanslarına sesleniyorum, hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı istirham ediyorum, en derin saygılarımın kabulünü rica ediyorum” diye bitiriyor, “Seyid Rıza” diye imzalıyordu.
    Hal böyleyken… Seyit Rıza’yı “masum” göstermeye çalışan arkadaşlar, böyle bir mektubun asla varolmadığını iddia ediyor. Altında kabak gibi “Seyid Rıza” imzası bulunmasına rağmen, Seyit Rıza yazmadı, Nuri Dersimi yazdı diyorlar. Üstelik, sanki Fransa babamızın oğluymuş gibi, “o mektup Fransa’ya yazıldı, Fransa Devlet Arşivleri’nden doğrulamak mümkün” diyorlar.
    Gel gör ki…
    Londra’da The National Archives diye bi yer var. İngiltere devlet arşivi… Kayıt ofisine gidiyorsun, “FO 371/20864/E5529” numaralı belgeyi rica edebilir miyim kardeş diyorsun, hay hay deyip, yukardaki mektubu veriyorlar. 50 pens filan, fotokopisini alabiliyorsun.
    Yılmaz Özdil
    Bir 2 kişi ve sakal görseli olabilir
    578
    45 Yorum
    140 Paylaşım
    Beğen
    Yorum Yap
    Paylaş

    45 Yorum

    En Alakalı
    
    • Onur Demir
      Sabiha Gökçen ruhun şad olsun!
      16
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Bahar Muhammed Hüseyin
      Tamam tut ki s. Rıza haindi, peki bebek ve çocuklar? Onlar da mı haindi?
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 4g
    • Zeki Tınmaz
      Benim anlamadığım neden şapka giydirip astılar🤔
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Mehmet Yılmaz
      Soyu soysuz olanın südü bozuk derler bunların soyu bozulmuş türke düşma göbekten hesaplar kesilmış herzaman çok şükür
      7
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • TC Mehmet Gocmen
      Ateşi bol olsun
      2
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Adem Özsoy
      NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE allah atamızdan razı olsun keşke şimdi de olsa hainleri bir bir sallandırsa
      5
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 4g
    • Şerife Okur
      Keşke idam olsada bitun hain liderler idam edilse yine
      3
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Adem Taşkıner
      Bunlar gibilerin allah atesini boletsin smpatizlerinede ornek olsun
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 4g
    • Turan Taş Yapi
      Kılığa bak , pisliğin içinde
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 4g
    • Caner Birinci
      Rıza ıslanmış, asalım da kurusun
      3
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Sıkı Hayran
      Mustafa Boz
      Katirandan olurmu şeker cinsini ........... cinsini çeker
      3
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Osman Aydın Ekinci
      Hain çok memlekette
      Ama kahramanımız daha çok şükürler olsun
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 4g
    • Yusuf Köse
      Rize'nin bombalandığini da İngilizlerden öğreniyoruz, Kemalistler öyle birşey yok diyor, bize tarihimizi hep başkaları öğretti malesef, bazen de işlerine geldiği gibi anlattı.
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 4g
      • Düzenlendi
      7 Yanıt
    • Burcu Ekinci
      Buna kahraman diyenler laiklik çığırtkanlığı yapıyor bir de utanmadan...
      9
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Hüseyin Zengin
      Ateşi bol bol olsun.
      3
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Ertan Taş
      Bugün için de asılacaklar var
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1g
    • Gökhan Aslan
      Ateşi bol olsun
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 1g
      • Düzenlendi
    • Burcu Ekinci
      Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.
      Gazı Mustafa Kemal Atatürk
      22
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Adem Ertem
      Ateşi bol olsun.
      1
      • Beğen
      • Yanıtla
      • 5g
    • Mehmet Çelik
      Şimdiki tarikatlar o terikatlara bağlı vakıflar aynen o tarihte yapılanı imkanları olsa bir saniye bile durmadan yapacaklar, canlı örneği fetö darbe kalkışması

    • ///////////////////////////////////////

    • https://www.hurriyet.com.tr/kilicdaroglu-sordu-caglayangil-yanitladi-konu-dersim-15608090

    Kılıçdaroğlu sordu Çağlayangil yanıtladı KONU: DERSİM
Bakın Çağlayangil neler söylüyor:
(Kayda giriliyor)
Çağlayangil: Dersim hakkında en güzel kitabı hizmete mahsus olmak kaydıyla ve 100 nüsha basılmak şartıyla Kazım Orbay yazmıştır, Jandarma Genel Komutanı iken.
Kılıçdaroğlu: Kitabı gördüm efendim. Türk Tarih Kurumu’nun kütüphanesinde var.
Çağlayangil: Var. Onda tarihi izahat var. Ve Dersim hakkında en iyi, en resmi tetkik de odur. Ben Malatya Emniyet Müdürü’yken Kürt meselesine merak sardım. (...)
İki ayrı rapor yazdım o devirde bakanlığa verdim. Raporların birer nüshası bende fakat ‘ara bul’ derseniz, bu evrak-ı perişanın içinde imkânı yok bulamam./images/100/0x0/55eb1856f018fbb8f8aab67f
İki büyük siyaset Cumhuriyet’te zaman zaman hâkim olmuş ve çarpışmıştır. Birincisi, bunlara şiddet yoluyla, baskı yoluyla hâkim olmak.
İkincisi kültür yoluyla hâkim olmak.
Kültür yoluyla hâkim olmak siyasetinin müdafii Avni Doğan gibi dördüncü umum müfettişliği yapmış, o havalide uzun müddet valilik ve müfettiş-i umumilik yapmış, Kürtleri tanımış kimselerdi.
Fakat Türk siyasetine Fevzi Çakmak’ın mutaassıp görüşü hâkimdi. Fevzi Çakmak Doğu’ya yol yapmanın, Doğu’da mektep açmanın, Kürtleri elit hale getirmenin, oraya medeniyet sokmanın aleyhindeydi. ‘Bunlar uyanırlarsa istiklal fikrine kapılırlar ve vatanımız bölünür’ diyordu. (...)
Dersim’i merak ettiğim zaman Dersim’i gezdim.
Kılıçdaroğlu: Hangi yıldı efendim?
Çağlayangil: 1936-37. (O dönem) Dersim’e jandarma giremiyor. Dersim’e tahsildar giremiyor. Dersim’de ağa nüfuzu hâkim. Dersim’de hükümet yok. Dersim’de Türkiye Cumhuriyeti otoritesi yok.
E otorite olmayınca o boşluğu ağa doldurmuş. Bir yandan hükümranlık Cumhuriyet’te; bir yandan otorite Kürt ağasında. Bu çelişki Dersim’in mukadder hayatını yaşıyor. (...)
Bunun sonucu o tarihte de Dersim’de harekât cereyan etti..
Harekât da şöyle başlamıştı:
Fırat üzerinde Şeytan Köprüsü denen bir yer vardır. Onun başında karakol vardır. O Şeytan Köprüsü’nden geçilince Dersim’e geçilmiş olur. O karakolda İsmail Hakkı isminde bir yedek subay komutasında 33 jandarma eri nöbet tutuyor. Orası Dersim’in kapısı. Seyit Rıza bir gece kuvvetleriyle basıyor. İsmail Hakkı Bey’i ve 33 jandarmayı da şehit ediyor. Onun üzerine Abdullah Alpdoğan Paşa, Kastamonulu; ona emir veriliyor. ‘Bütün ordu iştirak etsin bu Dersim’i temizleyin’ diyorlar. Dersim hareketi böylece başlamış oldu.
Dersim’de ilk harekat Galatalı Şevket Bey tarafından yapılmıştır. Galatalı Şevket Bey bir albay. Mersin’deki Kürtlerin Kürtçe şarkılarında hâlâ Galatalı Şevket Bey’in yaptığı mezalimin, öldürdüğü kimselerin ağıtları ve destanları yaşar. Hâlâ söylerler. (...)
Kılıçdaroğlu: Abdullah Paşa o ara Elazığ’da...
Çağlayangil: Elazığ’da. Ben de Malatya Emniyet Müdürü’yüm. Haliyle otomobile bindik Elazığ’a gittik. Abdullah Paşa bizi misafir etti. Harekât başlayalı 1-2 ay olmuştu. Abdullah Paşa dedi ki ‘Bu kefereyi kıstırdım; ekinlerini yaktım uçakla. Mağaralara iltica ettiler. Fakat dağlık arazi karargâh-ı Munzur’da’ dedi. ‘Bu dağları tuttular. Bu dağları bir mavzerli alay tutabilir. Öyle geçitler var’ dedi.
(...) ‘Bir kadın var’ dedi ‘bunların içinde.’ Kadının resmini de gösterdi ‘o kadar nişancı ki’ dedi; karakolda kapı aralığından jandarmayı vurmuş. ‘Çok zorluk çekiyorum’ dedi. ‘Bunlara haber gönderdim. Bunların 15 kişi aşiret başı liderleri var. Bunları bize teslim edin hareketi durduracağım dedim.’ Mehil istemişler. ‘Yarın bu mehil bitiyor. Madem merak ediyorsunuz beraber gidelim, cevap getirecek Kürtler’ dedi.
Biz ertesi gün 2 otomobil ve koruyucu manga, bir de taze ekmek çuvallara doldurulmuş bir kafile halinde hareket ettik. Bir yerde yanlışlıkla ateş yedik. O badireyi geçtik bir acayip yere vardık.
Abdullah Paşa ‘İnmeyin arabadan, bizden evvel insinler’ dedi. Sonradan paşa olan Şevket Bey (anlaşılmıyor) onlar falan indiler. Bir yar var, bayağı derin. Kürtlerle yapılan anlaşma gereğince iki taraf da o aşağıya silahsız inmesi lazım. Abdullah Paşa, Vali, ben ineceğiz. Abdullah Paşa haber yolladı. ‘Biz üç kişi ineceğiz. Yabancı değildir, biri Malatya Emniyet Müdürü’dür, biri Malatya Valisi’dir. Çekinmesinler.’
Biraz bekledik tercüman geldi. Ona izah edildi vaziyet. Sonradan 15-20 kişi geldi. Kürt bunlar. Bende fotoğrafları var. Bunlar garip adamlardı. Uzun boylu, insan güzeli, göğüslerinden kıllar sarkmış, kumral, koyu kumral kişilerdi. Heybetli adamlardı.
Abdullah Paşa psikolojik hareket etti. ‘Ekmekleri dağıtın’ dedi. Karşı taraf aç. Muhasarada. Bunlara fırından yeni çıkmış ekmekleri dağıttılar. Herkese birer ekmek verildi. Yarısını yediler yarısını koyunlarına koydular.
Abdullah Paşa uygun bir konuşma yaptı. Dedi ki, ‘Siz Demenan aşiretisiniz. Ben Kastamonuluyum. Taşköprülüyüm. Niçin Kastamonu’ya Kastamonu demişler bilir misiniz? Kastamonu bir dere içindedir. İki tarafı yardır. Bir tarafa bir aşiret yerleşmiş, bir tarafa bir aşiret yerleşmiş. Bir tarafa Kast aşireti yerleşmiş, bir tarafa Tuman aşireti yerleşmiş. Kast-Tuman demişler. Ben Tuman aşiretindenim. Tuman zamanla Demenan olmuş. Ben sizin aşiretinizin cedlerindenim. Birbirimizle akrabayız. Sizi iğfal eden, başlarınızdaki size isimlerini verdiğim adamlardır. Bunlar ortadan kalkarsa arada bir itilaf kalmaz. Birbirimizle iyi geçiniriz. Umarım ki iyi haber getirdiniz’ dedi.
İsmini hatırlamadığım (bir süre ses kesik) Kürtçe anlattı, tercüman bize tercüme etti. Adam diyor ki, ‘Beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimlerden üçü hariç bunları size teslime karar verdik.’
Abdullah Paşa üç kişinin kim olduğunu sordu. İçlerinden biri bu iyi nişancı kadın. İki kişi de başka adam var.
Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, üç kişinin de tesliminin gerektiğini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebini sordu. Kürt, büyük bir samimiyetle dedi ki; ‘Bir kadının bir kocası olur. Siz bir hareket yapıyorsunuz burada, bu hareket gelir geçer. Buralar yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulmeder bu ağalar. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim’e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse, zaten biz ağaya kul olmayız. Ama siz yoksunuz. Bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için, bunlar da en büyük olduğu için sizin değil onların dediğini yapmaya mecburuz.’
Abdullah Paşa şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’in de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler.
Sonra biz geri döndük, yeni mehil istendi. Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi.
Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da girer, siz de girebilirsiniz.
(...) Abdullah Paşa ile olan tetkiklerimi bitirmiş, Ankara’da göreve başlamıştım.
Kılıçdaroğlu: 1938’de mi 37’de mi?
Çağlayangil: 37’de. Yani o tarihten 34 ay geçmişti. (İçişleri Bakanı) Şükrü Kaya çağırdı dedi ki Atatürk Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek, Elazığ’a da uğrayacak, Seyit Rıza ile ilgili mahkeme bitmiş fakat karar tebliğ edilmemiş. Elazığ’da 6 bin Kürt toplanmış, Atatürk’ün seyahatini duymuşlar. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın affı için şefaat isteyecekler. Yanına sivil adamlarını al git, Atatürk gelmeden önce mahkeme kararı uygulansın da Kürtlerin Atatürk’e müracaatları ve ricası olmasın’ dedi. Ben 35 sivil polis aldım yanıma gittim (devamında ses bozuk). Cellat, Çingene buldular infaz için. ‘15 kâğıt isterim. Üç-dört de ... (anlaşılmadı) ... isterim’ dedi. Hapishaneye gittik. Yedi idam mahkûmu vardı. İçinde Seyit Rıza ve oğlu da var. Biz Elazığ Emniyet Müdürü İbrahim ile Seyit Rıza’yı aldık.
İmam, dini telkin yapmak istedi, Seyit Rıza kabul etmedi. Jandarma karakolunun önünde bir meydan vardı, orada asılacaklardı. Oraya götürdük. Savcı bir yafta yapıştırdı. ‘Vasiyetin var mı’ dedi. ‘Kırk lira param var onu oğluma verin’ dedi. Halbuki oğlu da asılacak farkında değil.. (anlaşılmadı). ‘Başka vasiyetim’ yok dedi. Beyaz gömlekle çıktı sehpaya; bomboş meydana -sanki insan doluymuş gibi- hitap etti: ‘Biz evlad-ı Kerbela’yız. Bihatayız. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir ... (anlaşılmadı).”
(...) O şekilde Seyit Rıza artık bitti, kapandı. Yani Dersim’deki liderler bu şekilde bertaraf edildi. Diğer öbür liderler de Dersim harekâtında hayatlarını kaybettiler. Kürtler üzerinde ağalığa başlayacak, yeni liderlik yapacak kimse kalmadı. (Bundan sonra ses tamamen kayıp...)



/////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////////

https://t24.com.tr/haber/caglayangil-ordu-dersim-kurtlerini-kesti-fare-gibi-zehirledi,182465

Çağlayangil: Ordu Dersim Kürtlerini kesti, fare gibi zehirledi!

Kamuoyu önünde cereyan eden CHP'deki Dersim kavgası, Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun durumu açısından ilginç bir tablo ortaya koyuyor.

T24 - Tek parti döneminde yaşanan Dersim katliamı konusunda CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün partisini eleştiren sözleri CHP'de büyük bir kriz yarattı. CHP Samsun Milletvekili Prof. Haluk Koç ve 11 arkadaşının Aygün hakkında parti yönetiminin harekete geçmesini istedi. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ise Koç ve arkadaşlarını disiplinsizlikle suçladı.  

Kamuoyu önünde cereyan eden CHP'deki Dersim kavgası, Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun durumu açısından ilginç bir tablo ortaya koyuyor. Dersim katliamını tanıklığa başvurarak ortaya koyan en önemli çalışmalardan birisi, kendisi de Dersimli olan Kemal Kılıçdaroğlu. Kılıçdaroğlu, 1986 yılında, Dersim olayları sırasında Malatya Emniyet Müdürü olan eski Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil ile görüştü. Çağlayangil'in Yalova'daki evine giden Kılıçdaroğlu, bu konu üzerinde çalışan bir arkadaşına vermek üzere ses kaydı yaptı. Ses kayıtlarına göre, Dersim katliamından önce Malatya Emniyet Müdürü olarak Dersim'e giden ve Kürt aşiretleriyle bazı görüşmelere katılan Çağlayangil, Kılıçdaroğlu'na, "Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi" diyor. 

Kılıçdaroğlu, Hürriyet gazetesi yazarlarından Faruk Bildirici'ye, Dersim araştırmasını şöyle anlatmıştı: 

“Bu konuyu (Dersim’i) araştırma gereği duydum. Lise yıllarından başlayarak yerel tarih konusunda ciddi bir merakım vardı. Tarih Vakfı’nın, dokümanlarını, kaynaklarını toplamaya çalıştım. Canlı kişilerle konuştum. Tarihçi Cemal Kutay ile görüştüm. O dönemde Başbakan olan Celal Bayar’ın konuyu çok iyi bildiğini söyledi. ‘Ben randevu alacağım, gelirsiniz beraber gideriz’ dedi. Cemal Kutay randevu alınca beni çağırdı, gittim. 1986’ydı sanırım. Kutay’a güzel de bir badem ezmesi almıştım. Dedi ki, ‘Celal Bayar hasta, görüşme şansımız olmayacak.’ Ben de içimden kızdım. ‘Herhalde beni atlattı’ dedim. Otobüsle Ankara’ya dönerken yolda haberleri açtı şoför. Celal Bayar’ın hastaneye kaldırıldığını söyledi. Sonra Celal Bayar taburcu olmadan vefat etti ve o görüşme hiç olmadı. O görüşme olsaydı belki çok şey öğrenecektim.

İhsan Sabri Çağlayangil ile görüşmemi sağlayan bir yeminli mali müşavir arkadaşımdı. Onun ricası üzerine randevuyu Cavit Çağlar aldı. Çağlayangil’in Yalova’daki evinde buluştuk. Bir arkadaşın radyo teybiyle gitmiştim. O konuştu, banda aldım. O döneme ait güzel bilgiler verdi. O yaşta müthiş bir hafızası vardı. Ben o bütün bilgileri, bendeki dokümanları araştırma yapan güvendiğim bir arkadaşıma devrettim.”


Bu açıklama üzerine harekete geçen Oda TV'nin sahibi, tutuklu gazeteci Soner Yalçın, Kılıçdaroğlu'ndan Çağlayangil ile yaptığı görüşmenin ses kaydını aldı ve 22 Ağustoks 2010'da Hürriyet'te yayımladı. 

İşte Kılıçdaroğlu'nun kaydettiği görüşmede, devletteki son görevi, 12 Eylül 1980 darbesinden önce "Cumhurbaşkanı Vekilliği" olan Çağlayangil'in Dersim katliamı konusunda anlattıkları:

 

Çağlayangil: Dersim hakkında en güzel kitabı hizmete mahsus olmak kaydıyla ve 100 nüsha basılmak şartıyla Kazım Orbay yazmıştır, Jandarma Genel Komutanı iken.

Kılıçdaroğlu: Kitabı gördüm efendim. Türk Tarih Kurumu’nun kütüphanesinde var.

Çağlayangil: 
Var. Onda tarihi izahat var. Ve Dersim hakkında en iyi, en resmi tetkik de odur. Ben Malatya Emniyet Müdürüyken Kürt meselesine merak sardım. (…)

İki ayrı rapor yazdım o devirde bakanlığına verdim. Raporların birer nüshası bende fakat ‘ara bul’ derseniz, bu evrak-ı perişanın içinde imkânı yok bulamam.

İki büyük siyaset Cumhuriyet’te zaman zaman hâkim olmuş ve çarpışmıştır. Birincisi, bunlara şiddet yoluyla, baskı yoluyla hâkim olmak.

İkincisi kültür yoluyla hâkim olmak.

Kültür yoluyla hakim olmak siyasetinin müdafii Avni Doğan gibi dördüncü umum müfettişliği yapmış, o havalide uzun müddet valilik ve müfettişi umumilik yapmış, Kürtleri tanımış kimselerdi.
Fakat Türk siyasetine Fevzi Çakmak’ın mutaassıp görüşü hâkimdi. Fevzi Çakmak Doğu’ya yol yapmanın, Doğu’da mektep açmanın, Kürtleri elit hale getirmenin, oraya medeniyet sokmanın aleyhindeydi. ‘Bunlar uyanırlarsa istiklal fikrine kapılırlar ve vatanımız bölünür’ diyordu. (…)

Dersim’i merak ettiğim zaman Dersim’i gezdim.

Kılıçdaroğlu:
 Hangi yıldı efendim?

Çağlayangil:
 1936–37. (O dönem) Dersim’e Jandarma giremiyor. Dersim’e tahsildar giremiyor. Dersim’de ağa nüfuzu hakim. Dersim’de hükümet yok. Dersim’de Türkiye Cumhuriyeti otoritesi yok.

E otorite olmayınca o boşluğu ağa doldurmuş. Bir yandan hükümranlık Cumhuriyet’te; bir yandan otorite Kürt ağasında. Bu çelişki Dersim’in mukadder hayatını yaşıyor. (…)
Bunun sonucu o tarihte de Dersim’de harekat cereyan etti..

Harekat da şöyle başlamıştı:

Fırat üzerinde Şeytan Köprüsü denen bir yer vardır. Onun başında karakol vardır. O şeytan köprüsünden geçilince Dersim’e geçilmiş olur. O karakolda İsmail Hakkı isminde bir yedek subay komutasında 33 jandarma eri nöbet tutuyor. Orası Dersim’in kapısı. Seyit Rıza bir gece kuvvetleriyle basıyor. İsmail Hakkı Bey’i ve 33 jandarmayı da şehit ediyor. Onun üzerine Abdullah Alpdoğan Paşa, Kastamonulu; ona emir veriliyor. ‘Bütün ordu iştirak etsin bu Dersim’i temizleyin’ diyorlar. Dersim hareketi böylece başlamış oldu.

Dersim’de ilk harekat Galatalı Şevket Bey tarafından yapılmıştır. Galatalı Şevket Bey bir albay. Mersin’deki Kürtlerin Kürtçe şarkılarında hala Galatalı Şevket Bey’in yaptığı mezalimin, öldürdüğü kimselerin ağıtları ve destanları yaşar. Hala söylerler. (…)

Kılıçdaroğlu: Abdullah Paşa o ara Elazığ’da.

Çağlayangil: 
Elazığ’da. Ben de Malatya Emniyet Müdürüyüm. Haliyle otomobile bindik Elazığ’a gittik. Abdullah Paşa bizi misafir etti. Harekat başlayalı 1-2 ay olmuştu. Abdullah Paşa dedi ki ‘bu kefereyi kıstırdım; ekinlerini yaktım uçakla. Mağaralara iltica ettiler. Fakat dağlık arazi karargâh-ı Munzur’da’ dedi. ‘Bu dağları tuttular. Bu dağları bir mavzerli alay tutabilir. Öyle geçitler var’ dedi.
(…) ‘Bir kadın var’ dedi ‘bunların içinde.’ Kadının resmini de gösterdi ‘o kadar nişancı ki’ dedi; Karakolda kapı aralığından jandarmayı vurmuş. ‘Çok zorluk çekiyorum’ dedi. ‘Bunlara haber gönderdim. Bunların 15 kişi aşiret başı liderleri var. Bunları bize teslim edin hareketi durduracağım dedim.’ Mehil istemişler. ‘Yarın bu mehil bitiyor. Madem merak ediyorsunuz beraber gidelim, cevap getirecek Kürtler” dedi.

Biz ertesi gün 2 otomobil ve koruyucu manga, bir de taze ekmek çuvallara doldurulmuş bir kafile halinde hareket ettik. Bir yerde yanlışlıkla ateş yedik. O badireyi geçtik bir acayip yere vardık.
Abdullah Paşa ‘inmeyin arabadan, bizden evvel insinler’ dedi. Sonradan Paşa olan Şevket Bey (anlaşılmıyor) onlar falan indiler. Bir yar var, bayağı derin. Kürtlerle yapılan anlaşma gereğince iki taraf da o aşağıya silahsız inmesi lazım. Abdullah Paşa, Vali, ben ineceğiz. Abdullah Paşa haber yolladı. ‘Biz üç kişi ineceğiz. Yabancı değildir, biri Malatya Emniyet Müdürü’dür, biri Malatya Valisi’dir. Çekinmesinler.’

Biraz bekledik tercüman geldi. Ona izah edildi vaziyet. Sonradan 15-20 kişi geldi. Kürt bunlar. Bende fotoğrafları var. Bunlar garip adamlardı. Uzun boylu, insan güzeli, göğüslerinden kıllar sarkmış, kumral, koyu kumral kişilerdi. Heybetli adamlardı.

Abdullah Paşa psikolojik hareket etti. ‘Ekmekleri dağıtın’ dedi. Karşı taraf aç. Muhasarada. Bunlara fırından yeni çıkmış ekmekleri dağıttılar. Herkese birer ekmek verildi. Yarısını yediler yarısını koyunlarına koydular.

Abdullah Paşa uygun bir konuşma yaptı. Dedi ki, ‘Siz Demenan aşiretisiniz. Ben Kastamonuluyum. Taşköprülüyüm. Niçin Kastamonu’ya Kastamonu demişler bilir misiniz? Kastamonu bir dere içindedir. İki tarafı yardır. Bir tarafa bir aşiret yerleşmiş, bir tarafa bir aşiret yerleşmiş. Bir tarafa Kast aşireti yerleşmiş, bir tarafa Tuman aşireti yerleşmiş. Kast-Tuman demişler. Ben Tuman aşiretindenim. Tuman zamanla Demenan olmuş. Ben sizin aşiretinizin cedlerindenim. Birbirimizle akrabayız. Sizi iğfal eden, başlarınızdaki size isimlerini verdiğim adamlardır. Bunlar ortadan kalkarsa arada bir itilaf kalmaz. Birbirimizle iyi geçiniriz. Umarım ki iyi haber getirdiniz’ dedi.

İsmini hatırlamadığım (bir süre ses kesik) Kürtçe anlattı, tercüman bize tercüme etti. Adam diyor ki, ‘beyanatınız bizi duygulandırdı. Vereceğiniz isimlerden üçü hariç bunları size teslime karar verdik.

Abdullah Paşa üç kişinin kim olduğunu sordu. İçlerinde biri bu iyi nişancı kadın. İki kişi de başka adam var.

Abdullah Paşa bu üç kişinin istisna edilmesine razı olamayacaklarını, üç kişinin de tesliminin gerektiğini beyan etti ve bu üç kişinin istisnasının sebebini sordu. Kürt, büyük bir samimiyetle dedi ki; ‘bir kadının bir kocası olur. Siz bir hareket yapıyorsunuz burada, bu hareket gelir geçer. Buralar yine Kürt ağalarına kalır. O zamanlar bize zulmeder bu ağalar. Bizi kurtaramazsınız siz. Siz bütün Dersim’e hâkim olsanız, oraya devlet otoritesi girse, zaten biz ağaya kul olmayız. Ama siz yoksunuz. Bizim daimi muhatabımız ağa olduğu için ve kudret de onda olduğu için, bunlar da en büyük olduğu için sizin değil onların dediğini yapmaya mecburuz.’

Abdullah Paşa şimdiye kadar bu işin böyle olduğunu, fakat hükümetin bundan sonra kararlı olduğunu, Dersim’in de yurdun öbür parçaları gibi hükümetin otoritesinin cari olduğu ve hükümetin üstünde tek bir otoritenin bulunmadığı, ağaların lafına kapılmamasını, meseleyi tekrar tezekkür etmelerini söyledi. Bunlar kabul etmediler.

Sonra biz geri döndük, yeni mehil istendi. Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi.

Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da girer, siz de girebilirsiniz.
(…) Abdullah Paşa ile olan tetkiklerimi bitirmiş, Ankara’da göreve başlamıştım.

Kılıçdaroğlu:
 1938’de mi 37’de mi?

Çağlayangil: 
37’de. Yani o tarihten 3–4 ay geçmişti. (İçişleri Bakanı) Şükrü Kaya çağırdı dedi ki Atatürk Singeç köprüsünü açmaya gidecek, Elazığ’a da uğrayacak, Seyit Rıza ile ilgili mahkeme bitmiş fakat karar tebliğ edilmemiş. Elazığ’da 6 bin Kürt toplanmış, Atatürk’ün seyahatini duymuşlar. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın affı için şefaat isteyecekler. Yanına sivil adamlarını al git, Atatürk gelmeden önce mahkeme kararı uygulansın da Kürtlerin Atatürk’e müracaatları ve ricası olmasın’ dedi. Ben 3–5 sivil polis aldım yanıma gittim. (devamında ses bozuk) Cellât, Çingene buldular infaz için. ‘15 kâğıt isterim. Üç-dört de …(anlaşılmadı)… isterim’ dedi. Hapishaneye gittik. Yedi idam mahkûmu vardı. İçinde Seyit Rıza ve oğlu da var. Biz Elazığ emniyet müdürü İbrahim ile Seyit Rıza’yı aldık.

İmam, dini telkin yapmak istedi Seyit Rıza kabul etmedi. Jandarma karakolunun önünde bir meydan vardı orda asılacaklardı. Oraya götürdük. Savcı bir yafta yapıştırdı. ‘Vasiyetin var mı’ dedi.’ Kırk lira param var onu oğluma verin’ dedi. Hâlbuki oğlu da asılacak farkında değil (anlaşılmadı.) ‘Başka vasiyetim’ yok dedi. Beyaz gömlekle çıktı sehpaya; bomboş meydana- sanki insan doluymuş gibi hitap etti: ‘Biz evlad-ı kerbelayız. Bi hatayız. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir” (anlaşılmadı.)

(…) O şekilde Seyit Rıza artık bitti, kapandı. Yani Dersim’deki liderler bu şekilde bertaraf edildi. Diğer öbür liderler de Dersim harekâtında hayatlarını kaybettiler. Kürtler üzerinde ağalığa başlayacak, yeni liderlik yapacak kimse kalmadı. (Bundan sonra ses tamamen kayıp.)


/



////////////////////////////////////////////

https://m.bianet.org/biamag/azinliklar/118263-dersim-i-caglayangil-ve-batur-dan-dinliyoruz


Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) genel başkan yardımcısı Onur Öymen'in sözleriyle 10 Kasım'da tepkileri üzerine çektiği Dersim harekatı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Tunceli'de yaptığı ziyarette gündeme geldi.

Tuncelililer, kendilerini ziyaret eden Gül'e, 1938 yılında yaklaşık 12 bin kişinin Türkiye'nin değişik bölgelerine sürgün edildiği 40 ile 70 bin arasında insanın yaşamına mal olan Dersim harekatıyla ilgili, "devlet, iç barış için gönül alma veya özür mahiyetinde bir mesaj versin" istemini iletmişlerdi.

Bu sözler kamuoyunda tartışılmakta olduğu sırada Dersim meselesi, Mecliste yapılan demokratik açılım ön görüşmeleri sırasında Öymen'in hükümeti eleştirirken sarf ettiği sözler sadece Tunceli değil medya ve siyasette sert tepkilere neden oldu.

"Katliamı duyan Kılıçdaroğlu 22 yıl sonra tepkisiz"

Öymen, "Analar ağlamadı mı diyorsunuz? Analar ağladı diye kimse terörle mücadeleyi bırakmaz. Dersim isyanında da analar ağladı ama hiç kimse mücadeleyi bırakmadı o dönem. Sizin esasen terörle mücadele etmeye cesaretiniz yok" diyordu.

Öymen'in sözlerine tepkisiz kalan bir Cumhuriyet Halk Partili (CHP) de Kemal Kılıçdaroğlu idi. Oysa CHP Grup Başkanvekili ve İstanbul Milletvekili Kılıçdaroğlu, harekatın korkunç yönlerini ilk ağızdan duymuş bir kişiydi.

Hukukçu ve insan hakları savunucusu Hüseyin Aygün, 1987 yılında Tunceli'de kamu hizmetinde bir bürokrat olan Kılıçdaroğlu'nun Süleyman Demirel'in sağladığı bir randevuyla bizzat katliamın yaşandığı dönemde Seyit Rıza'nın idamında görev alan İhsan Sabri Çağlayangil ile buluşma imkanı bulduğunu ve şu sözleri işittiği söylüyor: "Dersimlileri fare gibi boğdular, gaz kullandılar".

Bu söyleşiyi gerçekleştiren ve kayda alan kişi olan Kılıçdaroğlu, bu görüşmesinden 22 yıl sonra, Öymen'in sözleri kendisine hatırlatıldığında "yorum yok" diyecekti. (Kılıçdaroğlu'nun Çağlayangil'le yaptığı görüşmenin ses kaydı için tıklayınız)

Seyit Rıza'nın idamının yarınki yıldönümü öncesinde Bianet, Dersim harekatına tanıklık edenlerden Çağlayangil ve Muhsin Batur'dan o karanlık günleri aktarıyor:

Çağlayangil'den "Dersim Olayı"

Tanju Cılızoğlu'nun hazırladığı ve Bilgi Yayınları'nın bastığı "Çağlayangil'in Anıları- Kader Bizi Una Değil, Üne İtti" kitabında (sayfa 72-73) isyancı olmakla suçlandığı için alelacele idam edilen Seyit Rıza ile ilgili bölüm Çağlayangil'den şöyle aktarılıyor:

...İşte bu olay, Dersim İsyanı'nın başlamasıdır. Atatürk olayla ilgileniyor ve ilgililere kesin talimat veriyor: "Bu meseleyi kökünden hallediniz"

...Ceza İnfaz Kanunu, her asılanın ayrı bir yerde asılmasını, asılanların birbirini görmemesini emrediyordu. Bu şartı da yerine getirmeye çalıştık. Her meydana dört sehpa kurduk. Vali, bir de çingene cellat buldu. Gece 12.00'de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var.

Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. Çingene de geldi. Adam başına on lira istedi, "Peki" dedik. Sanıklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı.

Kararlar okununca hâkim, ilamda idam lafını kullanmadığı ve ölüm cezasına çarptırılmaktan bahsettiği için verilen hükmü iyi anlamadılar.

"İdam Tünne" diye bir vaveyla koptu.

Biz Seyit Rızayı aldık. Otomobilde, benimle Polis Müdürü İbrahim'in arasına oturdu. Jeep, jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı.

"Asacaksınız" dedi ve bana döndü: "Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin?"

Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı, namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. Son sözünü sorduk. "Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz" dedi.

Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben, Fındık Hafız asılırken Seyit Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum. Fındık Hafız'ın idamı bitti.

Seyit Rıza'yı meydana çıkardık. Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti.

"Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir" dedi.

Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.

Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. Ama ihtiyarın bu cesaretine takdir etmekten kendimi alamadım. Asabım çok bozuldu. Emniyet müdürüne, "Ben üşüdüm, otele gidiyorum" dedim.

Seyir Rıza asılırken ileride oğlunun da sesi geliyordu:

"Kulun kölen olam. Sığırtmacın olam. Gençliğime acıyın, öldürmeyin beni!"

Batur, anlatmamayı tercih ediyor, özür diliyor

Milliyet Yayınları'ndan çıkan "Anılar ve Görüşler- Üç Dönemin Perde Arkası" kitabında (sayfa 25) ise Muhsin Batur, Dersim harekatında yer alan emekli bir general olarak, bunun bir katliam olduğunu doğrularcasına şunları söylüyordu:

...Günlerden bir gün Alayımıza emir geldi... tren yolu ile Elazığ'a intikal edilecek, bir süre orada eğitim gördükten sonra o zamanlar Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Tren yolculuğumuz 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti, Elazığ'ın biraz uzağında Harput'un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum.

Alaya verilen özel görev, Elazığ bölgesinde büyük bir manevra ve resmi geçit ile bitti... subaylara ve bizlere Atatürk imzalı birer madalya dağıttılar.

Alaya verilen bu görev bittikten sonra tekrar yük vagonlarına binerek Gaziantep'e doğru yola çıktık, Narlı istasyonunda indik, iki günlük bir yürüyüşten sonra bir manevraya katıldık. Rahmetli Mareşal Fevzi Çakmak'ın da manevrayı izlediğini, yapılan taarruzu beğendiği için tekrarını istediğini duyduk ve tekrarladık.

Ateş altında olduğumuz varsayımı ile hedef göstermeden sürünerek ilerliyor ve kısa sıçrayışlar yapıyorduk, bize böyle öğretmişlerdi... ancak tatbikat üzüm bağları içinde yapılıyordu... önümüzde daha iyi bir üzüm salkımı gördükçe öne doğru sıçrıyorduk (EÖ)

//////////////////////////////////////////////////////////////


https://www.veryansintv.com/dersim-yalancilarinin-sansurledigi-ses-kaydi-iste-caglayangil-gercegi



Dersim yalancılarının sansürlediği ses kaydı! İşte Çağlayangil gerçeği

Genç Cumhuriyet yönetimini 'Dersim'de zehirli gaz kullanmakla suçlayanların en büyük dayanağı, eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in ses kaydıydı. Tarihçi Cengiz Özakıncı, bu kayıtla ilgili çok önemli bilgiler paylaştı.

Alman ARD kanalının Cumhuriyet yönetimini hedef alan ve gerici “Dersim Ayaklanması”nı bastırırken ordunun zehirli gaz kullandığını iddia eden belgeselinin ardından “Dersim” yeniden gündem olmuştu. Alman kanalıyla eş zamanlı Türkiye içinden de bazı gruplar harekete geçmiş ve genç Cumhuriyet’in kadrolarını “katliamcı” ilan etmeye kalkmıştı. En büyük dayanakları da eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in ses kaydıydı. Tarihçi Cengiz Özakıncı, Çağlayangil kaydıyla ilgili Veryansın Tv’de Erdem Atay’a çok önemli açıklamalarda bulundu.

Erdem Atay: Youtube’da yıllardır eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’e ait denilerek yayılan bir ses kaydı var. Bu kayıtta, “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler” sözleri yer alıyor. “Türk ordusu Dersim’de Soykırım yaptı” diyenler, devlette Emniyet Müdürlüğü, Valilik, 19 yıl Senatörlük, 10 yıl Dışişleri Bakanlığı, 6 ay Cumhurbaşkanı Vekilliği gibi üst düzey görevlerde bulunmuş olan İhsan Sabri Çağlayangil’in 1986’da Kemal Kılıçdaroğlu ile söyleşisinde geçen bu sözleri, soykırım suçlamalarının kanıtı olarak gösteriyorlar.

Cengiz Özakıncı: Evet, bu ses kaydı ilkin 2008’de Youtube’a kondu; 12 yıldır yayılıyor. Ben bu zehirli gaz suçlamasını 2012’de Bütün Dünya dergisinde, 2014’te Ceviz Kabuğu programında belgelerle çürüttüm. Bu belgeler 29 Ekim 2019’da yayınlanan “Kalemin Namusu 1, Türk Savun Kendini” kitabımda topluca 64 sayfa olarak yer almaktadır.

Erdem Atay: En son 1 Aralık 2019’da Alman ARD televizyonunda Türk ordusunun 1937-38’de Dersim’de zehirli gaz kullanarak soykırım yaptığı söylendi. Programın yapımcısı, itirazlar yükselince kendisini; “Çağlayangil Youtube’da ses kaydında zehirli gaz kullanıldığını açıklıyor” diyerek savundu. Siz hem Kanal B’de Levent Yıldız’ın sunduğu “Tarihin Bilinmeyen Yüzü” programlarında, hem 13 Aralık 2019 günü Halk TV’de Hulki Cevizoğlu’nun sunduğu Ceviz Kabuğu programında, Çağlayangil’e atfedilen ses kaydına ilişkin kuşkularınızı dile getirdiniz. Bu bantın kes-yapıştır biçimde oluşturulmuş olabileceğini, böyle olup olmadığının teknik uzmanlarca incelenmesi gerektiğini söylediniz. Son olarak, dün akşam yayınlanan “Tarihin Bilinmeyen Yüzü” programında, Çağlayangil’e atfedilen söyleşinin sansürlenerek yayınlandığını, bu söyleşide yeralan “Rivayet… Gözümüzle görmedik ki…” açıklamasının Dersim Soykırımı propagandacıları tarafından yıllarca sansürlendiğini gözler önüne serdiniz. Bu kanıtlara nasıl ulaştınız, anlatır mısınız?

Cengiz Özakıncı: Şimdi bu şöyle oldu; Youtube’da Çağlayangil söyleşisi etiketiyle yayılan ses kaydını ve basında Çağlayangil ses kaydının bant çözümüdür denilerek yayınlanan metinleri bir araya topladım; bunların yayın tarihlerini, içeriklerini karşılaştırıp her birinin kaçar sözcükten oluştuğunu saptadım. Ortaya şöyle bir tablo çıktı:

Yayın Tarihi

Yayınlayan

Sözcük Sayısı

22.11.2008

Dersimnews.com (Youtube) Ontorio/Kanada – Zeynel A. Güvelek

279 sözcük

22.11.2008

Mala-me.com (Youtube) Almanya- Ali Usta

279 sözcük

24.12.2008

Mesut Özcan (Munzur Dergisi)

1366 sözcük

13.11.2009

Ayşe Hür (Taraf gazetesi)

279 sözcük

22.08.2010

Soner Yalçın (Hürriyet gazetesi)

1119 sözcük

01.01.2016

Mesut Özcan, Dersim ve Madımak Söyleşileri, Doğan Kitap.

3923 sözcük

Görüleceği üzere, Çağlayangil’e atfedilen söyleşinin en uzun metni, Mesut Özcan’ın Ocak 2016’da yayımlanan “Dersim ve Madımak Söyleşileri” kitabındadır ve bu en uzun metin 3923 sözcükten oluşmaktadır. Tabloda yer alan ve sözcük sayısı bundan daha az olan yayınların içeriğine bakınca, onların bu en uzun metinden yapılmış alıntılar olduğunu gördüm. Örneğin Youtube’da 2008’de Çağlayangil söyleşisi etiketiyle yayılan ses kayıtlarında, 2009’da Ayşe Hür’ün Taraf gazetesindeki yazısında, bu 3923 sözcüğün 3644’ü kesilip atılarak yalnızca 279 sözcüğü aktarılmış. Soner Yalçın’ın bantı Kılıçdaroğlu’ndan aldım dediği yazısında, bu 3923 sözcüğün bir bölümü baştan bir bölümü sondan olmak üzere 2804’ü kesilip atılarak 1119 sözcüğü aktarılmış; Yalçın bant çözümünü (Bundan sonra ses tamamen kayıp…) diye bitiriyor; oysa 2016’da Kılıçdaroğlu’nun önsözüyle yayımlanan Mesut Özcan’ın kitabında bu noktadan sonra ses “tamamen kayıp” olmayıp, içinde “Rivayet… Gözümüzle görmedik ki…” sözlerinin geçtiği 463 sözcük daha olduğu görülüyor. Söyleşinin orijinal ses kaydının 2002’den bu yana kendisinde olduğunu söyleyen Mesut Özcan da 2016’da adı geçen kitabında “ilk kez tam metin” ibaresiyle 3923 sözcük olarak yayınladığı Çağlayangil söyleşisini, daha önce 2008’de Munzur dergisinde 2557 sözcüğünü kesip atarak 1366 sözcük olarak yayınlamıştı.

İhsan Sabri Çağlayangil

Erdem Atay: Bu tablo, sizin yıllarca dile getirdiğiniz Çağlıyangil’e atfedilen ses kaydının kes-yapıştır olduğuna dair kuşkularınızda haklı olduğunuzu gösteriyor.

Cengiz Özakıncı: Evet, ama bu tablo çok daha önemli başka bir şeyi de kanıtlıyor. O da bu ses kaydında geçen zehirli gaz suçlamasının her hangi bir belgeye, somut bir kanıta dayanmayıp, rivayetten ibaret olduğudur.

Erdem Atay: Bunu biraz daha açar mısınız.

Cengiz Özakıncı: Şimdi bakın, en kısasından en uzununa, o söyleşinin bugüne dek yapılan tüm yayınlarında Çağlayangil’e atfedilen şu sözler hep yer aldı:

İHSAN SABRİ ÇAĞLAYANGİL: Bunlar kabul etmediler. Sonra biz geri döndük. Yeni mehil istediler. Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu.

CAVİT ÇAĞLAR: Bundan sonra oldu değil mi abi o hareket.

İHSAN SABRİ ÇAĞLAYANGİL: Evet… Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.

Bu söyleşinin Dersim’de zehirli gaz kullanıldığını ileri sürenler tarafından sansürlenen satırları ise şöyle:

CAVİT ÇAĞLAR: Bayağı insan öldü ama değil mi orada? Çok adam öldü değil mi, İhsan abi, orada?


İHSAN SABRİ ÇAĞLAYANGİL: Oooo… Çok öldü… Küçük çocukları kestilerVahşet dolu.

CAVİT ÇAĞLAR: Asker kesti… Dayandılar gittiler ha… Bombaladılar mı abi, yoksa şey mi?

İHSAN SABRİ ÇAĞLAYANGİL: Rivayet… Gözümüzle görmedik ki Ama öldürdüler. Başka yapacak bir iş de yoktu. Abdullah Paşa bu hale gelmemesi için elinden geleni yaptı, çok çalıştı.


Şimdi, Çağlayangil söyleşisinden bir takım sözleri aktarıp, bu sözleri Tunceli harekatında ordunun zehirli gaz kullandığı suçlamasınına kanıt diyerek yayanlar; aynı söyleşide geçen “Rivayet… Gözümüzde görmedik ki…” açıklamasını aktarmayıp gizlemişlerdir. Buna ne denir? Bu aydın namusuna sığar mı?

Erdem Atay: Hepimiz kitaplardan, makalelerden alıntı yapıyoruz, ama bir yazıdan kendi iddiamızı destekleyen sözleri aktarıp, aynı yazıda iddiamızı çürütücü sözler varsa bunları aktarmayıp gizlersek, bunun adı sansürdür.

Cengiz Özakıncı: Çağlayangil’e atfedilen Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler.” “Küçük çocukları kestiler.” vb. sözlerin belgeye, somut kanıta dayanmadığını; Çağlayangil’in bunları kendi gözüyle görmüş olmayıp salt rivayete, eşdeyişle söylentiye, dedikoduya dayandığını ortaya koyan “Rivayet… Gözümüzle görmedik ki…” sözleri; bugüne dek bu söyleşinin yalnızca 2016 / Mesut Özkan yayınında yer almış olup, diğer bütün yayınlarda bu bölüm sansürlenmiştir. Dersim Soykırımı propagandacıları, bugüne dek yaptıkları binlerce yayında Çağlayangil söyleşisini “Rivayet… Gözümüzle görmedik ki…” açıklamasını sansürleyerek kullanmış; ve zehirli gaz suçlamasını yaptıkları bu sahtekarlıkla inanılır kılmışlardır.

Erdem Atay: Bu söyleşiyi Çağlayangil’in sağlığında yayınlamışlar mı?

Cengiz Özakıncı: Çağlayangil 1993’te öldü. Onun ölümünden 15 yıl sonra, 2008’de, biri Almanya’dan diğeri Kanada’dan yayın yapan iki internet sitesi, aynı gün, 22.11.2008 günü, Çağlayangil’e atfedilen 1986 tarihli ses kaydından 3644 sözcüğü silip, yalnızca içinde “ordu zehirli gaz kullandı, yediden yetmişe kestiler” vb. ifadelerin geçtiği 279 sözcüğü alıp Youtube’a koydular. Ses kaydının orjinalinin kendisinde olduğunu açıklayan Mesut Özcan, 24.11.2008’de, Ankara’da, Munzur dergisinde, bu söyleşinin içinden 27 yerde parantez içi üç noktayla keserek 1366 sözcüğe indirdiği “zehirli gaz” vs. içeren bir bölüm yayınladı. Kanada, Almanya, Ankara çıkışlı bu üç eylemin tek odaktan eşgüdümle gerçekleştirildiği ve “Rivayet… Gözümüzle görmedik ki…” sözlerinin her üç yayında da kasten sansürlendiği çok açık.

Erdem Atay: Televizyon konuşmalarınızda Çağlayangil’in sağlığında yayınlanmış söyleşilerinden de söz etmiştiniz.

Cengiz Özakıncı: Evet, ilkin Cüneyt Arcayürek’in Çağlayangil’le yaptığı söyleşi 22 Şubat 1983’ten başlayarak Milliyet’te bir dizi olarak yayımlandı; daha sonra Altan Öymen’in Çağlayangil ile yaptığı söyleşi yine Milliyet’te 9 Aralık 1984’te başlayan bir yazı dizisi olarak yayımlandı. Bu söyleşilerinde Çağlayangil anılarını yazmakta olduğunu da belirtti. Çağlayangil’e atfedilen, içinde zehirli gaz geçen ve küçük bir bölümü 2008’de Youtube’a konan söyleşinin tarihi 1986’dır. Çağlayangil’in kendisinin yazmış olduğu anılar ise 1989’da Tanju Cılızoğlu’na anlattıklarıyla harmanlanmış olarak 1990’da kitap olarak yayınlandı. İhsan Sabri Çağlayangil, sağlığında 1990’da yayımladığı “Anılarım” adlı bu kitabında 11 sayfa tutan Dersim anılarına da yer vermiştir; fakat kendisine atfedilen 1986 söyleşisinde “Rivayet… Gözümüzle görmedik ki…” diye açıklanmış bulunan “ordu zehirli gaz kullandı”, “yediden yetmişe kestiler”, “küçük çocukları kestiler” vb. sözler; Çağlayangil’in 1990’da kendi imzasıyla yayımladığı “Anılarım” kitabında yoktur. Tıpkı Ergenekon, Balyoz vs. FETÖ operasyonlarında sahte belgelerle suçlamalar yapıldığı gibi; tıpkı Ermeni Soykırımı Propagandacılarının belge, anı, sözlü tarih sahtecilikleri yaptıkları gibi; Dersim Soykırımı Propagandacıları da “Dersim’de zehirli gazla soykırım yapıldığı” suçlamasında belge, anı, sözlü tarih, imza vs. akla gelen her türlü sahteciliği yapmaktadırlar. Çağlayangil’e atfedilen ses kaydından “Rivayet… Gözümüzle görmedik ki…” açıklamasını aktarmayıp sansürleyerek yaptıkları sahtecilik, yaptıkları ve yapacakları anlaşılan sahteciliklerden yalnızca biridir.

Erdem Atay: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz.

Cengiz Özakıncı: Bu doğru bilgileri topluma ulaştırdığınız için ben teşekkür ederim; sağolun.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BU da BAŞBAKAN.... ve yorumlar

 https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/113784615410249 BU da BAŞBAKAN.. Mehmed Zahid Çalışkan S n s r d o o t p e 8 i   7 h 6 2 1 2 k...