SEZAİ KARAKOÇ ve "Mona Roza"...
Kendisini bilmem....
Hiç bir zaman ilgim içinde olmadı..
Zira ..
Hep çorak fikri sahada, cesaretsiz ve ilkesizlerin benim adıma sen ol diye şişirdikleri kısır bir cılız ses olarak gördüm..
Fikri zeminde var olmayanlar, bir “put oluşturup “ o putun yanında olduklarını ile sürerek “sahte bir varlık” bulmaya çalıştılar. Oysa hiç yanında olmadılar.. “ilah” seviyesine çıkarılan da eski yunan tanrıları gibi kendisinin ne olduğunu bile bile sırça köşkünde “ kendini yüceltenlere gülüp işin keyfini çıkardı.. Kendinden beslenen yalancı, çıkarcılara karşı “Ne oluyor” demedi, diyemedi.. Sesiz kaldı.
Öte yandan “Öz şiir”den “yoz şiire “ yelken açan…
Çilesiz, zahmetsiz fikir, kültür fakiri olup Hatai, Fuzuli, Baki hatta Mehmet Akif, Aşık Veysel şiiri yanında “yok “ olduklarını bilenlerce çok kötü batı tercümeleri ayarında yazan birini “ ŞAİR” mevkiine çıkardılar ki kendilerine yer açılsın..
Aslında..
“Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket…” diye destan geleneğini sürdürme “Anadolu rüyası” nı gerçekleştirme cehdinden ve büyük millet hülyasından
trrrrum,
trrrrum,
trrrrum!
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!
seviyesine inen Nazım Hikmet’in, “İslamcı “ türevinden ne farkı var..?
…………..
Toplumun ötesinde ve üstünde duruşu ile toplumu “DİRİTME” sevdası
Ve yanında olduğunu iddia edenlerin - yanılancıların- bile semtine uğramadığı kendinden menkul; “bozuk sistem” içinde yer arayan aslında “ölü” olan “DİRİLİŞ PARTİSİ”..
Elbette insan olarak iyi kötü tarafımız var..
Onunda kamuya mal olan “verilen ödüle “ tenezzül etmeme gibi asil duruşuna da şahit olduk..
Fakat ben fikri yönüne ve fikrini oturttuğu zemine bakarak kanaatimi ifade ediyorum..
Sezai beyin düşünce takip yolu ile ilgili topluma mal olmuş neşriyatından çıkardığım şu :
Fikirleri yerli değil..
Anadolu irfanından değil de Marks Nietzsche Vs gibi batı artıklarının metodunu sözde İslam sosu sürülmüş bir sunum. O yüzden Anadolu’ya yabancı… O yüzden toplumdan uzak kaldı..
Ne demek dünya sürgünü..?
Suçlular sürülür...
Sanki sen, ben, o... Suç işlemişim de huzurdan, cennetten kovulmuşuz..
Haşa...
Bu düşünce vaftiz akidensin tezahürü.. Hıristiyan teolojisinin yani batıl kaynaklı. Sezai beyin beslendiği sözde düşünürlerin herzeleri...
Kaderden üste göklerde karar varmış..!!!
Tek bir kader var.. Ötesi yok..
Gökler denilen güneş sistemi ve diğer sistemlerin yer aldığı ilahi kudret elinde tek bir gök var..
Oralarda da karar marar yok..
Her şey bir karar üzere..
.....
Batı kalıbında "İslam" enjekte ettiğini sanan...
Şarap kupasında şerbet sunan
Şairliği, olmayan..
Şiiri bilmeyenlerce öyle zannedilen...
Milli kültür yerine çok kötü batı taklitçisi
İşte eseri:
"Mona Roza"...
Son sözümüz:
Elbette şahsi ameli ile alakamız yok. Topluma bakan tarafıyla ilgiliyiz..
Cenabi Hak, her hal ve sonumuzu Hayra erdirsin..
Cümle müminlere rahmet eylesin
https://www.facebook.com/photo?fbid=10159771885712700&set=pcb.10159771885787700
/////////////////////////////////////////https://www.facebook.com/bilal.surgec/posts/10159457827883006?comment_id=10159457953728006&reply_comment_id=10159457959938006¬if_id=1637137495252514¬if_t=comment_mention&ref=notif
Bilal Sürgeç////////////////////////////////////////
BEKLEME GELMEYECEK
Yıl, 1990 başları..
İşyeri , Demetevler’de… Ev, Dikmen ; yeni Oran denilen
yerde..
İşden geç çıktığımız için eve de geç geliyoruz.
Kızılay Güven Park’dan bindiğimiz Dikmen/İLKER dolmuşu gece
yarısı Turkoop Sitesi yanındaki son durağa ulaştırdı.
Münibüsden indim. Durakta
yanında bohçasıyla bekleyen bir genç kız, dikkatimi çekti..
Kapkaranlık bu gece vakti.
Bir yere gidecek olsa dolmuşa binip gitmesi gerekirdi . Gitmediğine göre ..
Gecenin bu saatinde yapayalnız kimi bekleyebilirdi…?
Yanındaki bohçadan yola çıkarak;
“Bekleme gelmeyecek “ dedim..
Utangaç, mahzun ve
uzun süre beklemiş olmanın bezginliği ile “Gelmeyecek
mi”? dedi
…
Sanki benim de haberim var gibi.!
Nerden bileyim
Ne olduğunu a bilmiyorum.
Sadece his…
“Evet. . Boşa bekleme… Gelmeyecek…. Haydi seni evine
bırakayım” dedim..
Öyle ya mahallenin kızı.
Ya şu kapı ya da
öbürüne gidecek.
Düştü peşime..
Bizim evi geçtik, hala dur demiyor..
Bazı evlerin küçük pencerelerinden hala sızan ışık da biraz daha yürüyünce “ tamam Artık
giderim” “dedi..
Ve komşulardan birinin evine yöneldi…
………………..
Komşulardan bir yaşlı
hanım ve yetim büyüttüğü bir oğlu vardı.
Tek odalı evlerinde yaşarlar idi..
Zaman zaman oğlu ile iş dönüşü aynı durakta karşılaşır,
konuşurduk.
Oğlan komşu kızını sevmiş..
Ama vaziyet vahim..
Kızı isteseler ; düğün vs masrafını nasıl karşılayacaklar?
Ananın durumu ortada..
İki kafadar, kaçmaya karar vermişler..
Ancak ; kız yola düşmüş ama oğlan anasının durumu ve imkansızlık dolayısıyla “kaçırmaktan vaz geçip” gelmemiş..
Şayet gelse mecburen kaçıracak.
Kaçıracak da hayatın yükünü nasıl
kaldıracaklar.
Nasıl olsa döner gelir diye zamana bırakmış.
…………
Oğlanın anası zaman zaman bize uğrar.. Ağam (babam) köyden geldiğinde
de yan yana oturup Ağamın “bacı “ diye
başlayan samimi sohbetlerine başta “müdüre
hanım “olmak üzere komşu muzip bayanlar kıs kıs güler, bu samimiyete başka anlamlar
yüklerdi.
……………
Bir süre geçince dediler ki; o yaşlı teyzenin oğlu
evleniyor..
Peki kiminle?
Filancanın kızla..
Meğer işi bırakmayıp, bu defa kız istemişler…
Kaçırama sözü verip
de gelmeyerek Kızı durak da bekleten delikanlı aynı telli duvaklı gelin etti..
……………
Bu olay niye aklıma geldi dersiniz?
Önceki gün ölen ülü birinin aşkı için yazdığı “Mono Roza”da
kızın adını kayda geçirip başkasıyla evlenen kızı ifşa etmesi.
Bir başka ünlü şairinde sevip – sevgiisnin izini sürmediği birine “hele
çoluk çocuğa karış “ “UNUTURSUN” tesellisi verip , cümle cihana duyurması.
Acaba Dikmen de çeşme
başında oturan garip ananın oğlu mu , yoksa aşklarını ünlerine vesie edenler mi
tertemiz sevgi sahibi idiler?
20 Kasım 2021
////////////////////////////////////////////
https://www.facebook.com/aliriza.atasoyy/posts/10159459638809520?notif_id=1637551462493855¬if_t=comment_mention&ref=notif
MONA ROZA’NIN VEFASIZLIĞI…
Açma pencereni perdeleri çek
Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek
Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek
16 Kasım 2021 günü kaybettiğimiz İkinci Yeni edebiyat akımının büyük şairi Sezai Karakoç’un, vaktiyle zaten ünlü Mona Roza şiirinde böyle seslendiği ve ondan sonra da bir daha görmediği Muazzez Akkaya televizyonlara ve gazetelere çıkarak saçma sapan sözler etmiş, okuyunca çok üzüldüm.
Okumuş cehaleti de böyle oluyormuş demek ki!...Hanımefendi o büyük üstadın ünü sayesinde televizyonlara gazetelere çıkıp konuşuyorsun, bari hiç konuşmasaydın daha iyi olurdu. Ve de Şehzadebaşı Camii avlusuna gidip kabri başında bir Fatiha okuduktan sonra aslında ona göre birisi olmadığını başucunda itiraf etseydin! Gerçi hanımefendi üstadın aşkına karşılık verseydi bugün ne Sezai Karakoç olurdu ne de edebiyatımız bu şaheserleri kazanırdı, o da ayrı bir konudur.
Tabi ben bunları okuyunca “Mecnun’un Leyla’sı, Ferhat’ın Şirin’i de mi böyleydi acaba?” diye düşünmeden edemedim. Muazzez hanım bu saçma sapan sözleri etse de bu efsane merhum üstadın sevenlerinin gönlünde Mona Roza şiirinin dizelerindeki masumiyetiyle ilelebet yaşayacaktır.
Evet, “Aşk imiş her ne var âlemde ilm bir kıyl u kâl imiş ancak” bunu bu sırra erenler bilir ve tabi ki layık olanlar bilebilir ancak. Büyük üstadı bir kez daha rahmetle anıyorum.
58Yunus Şahin, Ali Rıza Atasoy ve 56 diğer kişi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder