“Şapkayı Aldık, Musul’u Verdik!”
“Şapkayı Aldık, Musul’u Verdik!”
Necati Çavdar
“İngiliz ebedi dostluğu adına teslim edilen MUSUL..”
Nihayet hukuken de “ver kurtul” politikası sonucu 5 Haziran 1926’da Ankara’da
imzalanan Antlaşma ile elimizden çıktı.
O güne kadar İngiliz işgalindeki Musul’da “hükümranlık iddiamız” sona
erdirildi.
“Türkler hiçbir şey almadan, bu kıymetli petrol yataklarını İngiltere’ye nasıl
verir?” di.
Verdi.
“İngiliz , dostluğnu” alarak, yetmez mi?
İngilizler; sadece “dostluk değil” üstüne üstelik de birde “Şapka” verdiler..
25 Kasım 1925’te “Şapka İnkılâbı” yapılmıştı.
Şapkayı aldık, Musul’u verdik!
“Şapka” deyip geçmeyelim.önemli idi.
Şapka için ne canlar feda edildi.
Erzurumlu “Şalcı bacı olmak üzere” niceleri Darağaçlarında sallandırıldı.
Mahkum edildi.
Meşhur Hamidiye zırhlısıyla Rize dombardımana tutuldu.
“Atma hamidiye Atma“ ağıdı hala hafızalarda..
“Şapkayla Musul’un ne alakası var ?” diyenleri duyar gibi oluyorum.
Alakayı ben kurmuyorum ki..
“Halk”sız ve “Hak”sız bir iadare yapısıyla şeflik idaresi kuranlar, kendileri
bağlantıyı kuruyor.
Ya da itiraf ediyor.
Biraz sakinleşip dinleyelim:
Adliye Vekili (Adalet Bakanı) Mahmut Esat’dan (Bozkurt) :
“Şapka giymek ne demek?
Bütün ilerlemelerin başında bu mu gelir?
Evet ve bunda hiç şüphe edilmemelidir…
Şapka giymekle, ilerlemelere mâni olan bu kara engel söküldü, yıkıldı, yerin
dibine geçirildi. Büyük yürüyüş yolları açıldı.”
....
“Atatürk bir gün, lütfen, bu husustaki (şapka inkılâbı hususunda) fikrimi
sormuşlardı. O sırada Musul işi, aleyhimize sonuçlandığı için, rahmetli hayli
sıkıntılı idi.
“Şu cevabı vermek cesaretinde bulundum: ‘Şapka giymek, bu millet hesabına bir
Musul fethinden üstündür!’
“Atatürk hafifçe gülümsedi ve başını bir kaç defa eğerek beni taltif
etti.”(Mahmut Esat Bozkurt. Atatürk İhtilâli, s.154-155)
Oysa Musul.
Osmanlı Mebusan Meclisi’nin
İşgal altındaki İstanbulda çok zor şartlarda yeminle korunacağı belirtilen
asgari vatan sınırlarının tespitini yaparak dahi kabul ettiği vatan tanımı
içinde idi.
Bu durum ve tespiti lll. Meşrutiyet Meclis olarak Angara’da toplantılarına
devam eden “Milli Meclis “ de “Misak-i Milli”yi aynen kabul etmiş, Dünya’ya
“barış için olmazsa olmaz şart “ olarak ilan etmişti
Hatta.
Mustafa Kemal;
1923 yılında yaptığı konuşmada güney sınırlarımızı, Misak-i Milli sınırlarını
şöyle tarif ediyordu:
“Bu hudut İskenderun Körfezi’nin güneyinden, Antakya’dan, Halep ile Katma
İstasyonu arasında Carablus Köprüsü’nün güneyinde Fırat Nehri’ne ulaşır. Oradan
Deyrizor’a iner, oradan doğuya uzatılarak Musul, Kerkük ve Süleymaniye’yi içine
alır.”
İlginç değil mi?
Şimdi de Rus’un
Acemin ve de
Amerika’nın
Arka planda Alaman ve İngiliz’in, Hollandanın inemesziniz dediği RAKKA..
Giremezsiniz diyerek PKK’ya peşkeş çektikleri Münbiç, Misak-ı Milli dudutları
dahilinde.
“Şapka”ya razı olanlar..
Miisk-ı Milli’ye, bağlı “Meclisi” yenileyip “kullar”dan oluşturduklar yapıya
dönüştürerek Misak-I Milli’yi rafa kaldırdılar.
Hatta, Misak-ı Milli’yi kaleme alan ve canı pahasına savunan kahraman
Milletvekil’ne “sen ne bilirsin diye çıkışması üzerine “ Misak-ı Milli’yi
kaleme alan benim, nasıl bilmem cevabına “yazmakla halt etmişsin “çıkışı
yapacaktır.
Ve
“Şapka ödülünü” alıp Misak-ı Milli’den vaz geçtiler.
“Şapka” geldi..
Musul- Kerkük ..
Münbiç, Rakka yani Halep gitti..
............
DEVLET VE HİLAFET, MERKEZİ OLAN SARAYLAR;
KUMARHANE
400 küsur maddeli Lozan, Milli Mücadeleyi yürüten kahramanların tasfiye
edilerek kendi atadıkları kişilerden oluşan Meclis’de sadece iki satte kabul
ettirilmesinin hemen akabinde
“Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal”in, “Başvekil İsmet”in ve diğer bütün
bakanların imzaları i bulunan 27 Ağustos 1924 tarihli kararnama ile
“Memleket ekonomisinin kalkınmasını sağlayacak yabancı turistlerin rağbetlerini
sağlayabilmek maksadıyla, içerisinde her türlü medenî ihtiyacı karşılayacak
oyun ve dans salonları bulunan gazino ve müesseseler vücuda getirilmesi için”
İstanbul Belediyesine yetki verilerek..
Devlet ve Hilafet, merkezi olan saraylar;
“oyun ve dans salonları”na dönüştürülüyordu
Ve “Kumarhane” yapılmak üzere “Mösyö Kohen” ve “Mario Serra” lara kiralandı.
Devlet ve Hilafet, merkezi olan sarayların kumarhaneye dönüştürülmesini
Gazeteler;
“Monte Carlo oluyoruz!
diyerek halka “yurta sulh, dünyada sulh “projesinin getirisini müjdeliyordu
...
.....................
Bak:
Ebedi Dosluk (! )adına Teslim Edilen Vatan, MUSUL
http://necaticavdar.blogcu.com/ebedi-dosluk-adina-teslim-edilen-vatan-musul/16903282
Bereketli Hilal
http://mevhaz.blogcu.com/necati-cavdar/469107
Necati Çavdar 1.12.2004
BEREKETLİ HİLAL
Bu günkü Filistin ve İsrail işgalindeki topraklarından yukarı çıkın. Lübnan’dan geçin Hatay, hata Adana’mızın büyük bölümünden sağa dönün Maraş’ın büyük bir kısmını kapsayacak şekilde Gaziantep, Kilis, Urfa, Diyarbakır,Batman Mardin’den Dicle ve Fırat’ı takip ederek aşağıya sarkın ve Basra körfezine ulaşın.
Yani Akdeniz’i takip ederek Sina’dan Elaziz’e oradan Dicle ve Fırat’ın suladığı bereketli ovaları takip ederek Basra körfezine çizilen yay tarih boyu bir çok milletlerin ele geçirmeye çalıştığı BEREKETLİ HİLAL’i oluşturur.
Buraya tarihte “Bereketli Hilal” denmiştir.Ve medeniyetler burada kurulmuş. Medeniyetler burada yok olmuş ya da yok edilmiştir.
Ancak bu Bereketli Hilal’de Tevrat’ı milli kitap, dini deevrensellikten uzaklaştırıp millileştirerek diğer kavimleri dindaş kabul etmeyen Yahudilerin hep gözü olmuş. Zaman zaman yerleşmişler ancak sürekli bir yönetim kurmamışlardır.Gerek Harran gerekse UR’dan çıktıklarından beri akılları bu bölgededir.
Osmanlı’nın dünya hakimiyetinden uzaklaştığı,yerine yerli bir gücün geçemediği bir ortamda kısmen Filistin toraklarını işgal ederek suni bir devlet kurmuşlarsa da akılları fikirleri İsrail’le sınırlı olmayıp ilk fırsatta tüm bereketli Hillal’e çöreklenmektir.
Yahudilerin ilgisi Babil’den bu yana o bölgededir.
Bu Bereketli Hilal’i ele geçirmeden ‘’Siyon mabedini’’yeniden ihya etmelerinin mümkünü yok diye düşünürler ve bölgeyi milli tanrılarının kendilerine -Arzı mevut- vaat ettiği ve ele geçirmeleri gereken topraklar olarak görürler.
Peki başkan Bush , burayı ne olarak görür?
Açın Kitab-ı Mukaddes’ten Ahit’in baş kısmına bakın.
Orada göreceksiniz ki Cennet olarak vasıflandırılan yer; Mezopotamya’dır. Ve Dicle ile Fırat’ın cennete akan iki ırmak olarak bahsediliyor. Mezopotamya’nın güneyi asrın başında bizden koparılarak suni bir şekilde sınırlanan ve de bu gün uluslararası arenada çıkar masalarında kaç parçaya bölünmesi gerektiği tartışılan Irak bölgesinde kalırken kuzeyinin bizim ülkemiz olduğu unutulmamalı..
Mademki Bush ve adamlarının inançları gereği ve
kutsal kitaplarında cennet bu bölgedir.. O halde cennet, ellerinde güç varken
ve fırsatta bu fırsatken temizlenmeli ve oraya yerleşilmelidir.
Şu anda adamların Irak’da yapıtlıkları imkanları olsa yangınlaştıracakları, bin bir kılıfa sarılarak sürdürdükleri çaba bunun için.
Bölgeyi Şeytan'dan, yani kendi gibi düşünmeyen unsurlardan temizleyip el koymak.
Böylece yer yüzünde cennet oluşturmak.
Bush efendi hedefine varmak için silahları konuştururken başakları da bu hedefe varmak için paralar saçmakta ve Bereketli Hillal’e yerleşme gayreti içindeler.
Zaman zaman Bereketli hilalle gerek ekonomik gerekse dini inançları nedeniyle yerleşmek ve ele geçirmek isteyenlerin gayeleri birlikteliği mümkün kılıyor.Bilinmelidir ki gerek Bush’un gerekse İsrail ilin bölgeye hakim olma amacı çok farklı ancak şu anda çıkarları aynıdır.
Bunları neden yazıyorum.
Türkiye’de toprak alanların ne kadarı nereden almış?..
Türkiye’de yabancıların toprak satın aldığı bölgeye ve satılan toprağın metrekare olarak miktarına şöyle bir göz gezdirmekte fayda var..
Elimdeki liste
bizi yanlışa götürmüyorsa ülkemin bir bölümünde yapılan
toprak satışlarının dağılımı şöyle:
Hatay’da 2.088 kişi 3.415 parça toprak satın almış.Ve bu toprakların miktarı
120 milyon 676 bin 669 metrekare.
Kilis ilimizden 228 kişi 603 parça toprak almış, toplam miktar 54 milyon 940 bin metrekare
Gaziantep’ten 212 kişi 971 parça toprak satın almış, bunların toplamı 23 milyon metrekareyi geçiyor.
Mardin’den 230 kişi 359 parça toprak almış toplamı 50 milyon metrekare
Adana’dan 180 kişi 266 parça toprak almış miktarı 3 milyon metrekareyi geçiyor.
Kahramanmaraş’tan 26 kişi 64 parça toprak almış toplamı 350 bin metrekare civarında.
Diyarbakır’dan 4 işi 14 parça toprak almış miktarı 324 bin metrekareyi buluyor.
Elimdeki listeye şöyle bir göz attığımızda en çok Bereketli Hilal içinde kalan bölgeden yabancılar toprak almış.
Yabancılara toprak satışı diğer bölgelerde en fazla beş milyon metrekare ile İstanbul bölgesi geliyor ki rakamlara bakıldığında en büyük ilginin yine Bereketli Hilal’e olduğu gün gibi aşikar.
Bereketli Hilal’in ne olduğu ve ülkemizi nasıl ilgilendirdiğini düşünüyorsanız Genelkurmayın 1950lerde bastırdığı Türkiye Ortadoğu ülkelerini ilgilendiren konuların işlendiği kitapçıktaki Arz-ı mevuut haritasına baksınlar.
Yine Bereketli Hilal’e İsrail ilgisi için İnkılap yayınlarından çıkan İmail Raci el-Faruki ve Luis Lamia el –Faruki’nin birlikte hazırladıkları İslam Kültür Atlası isimli kitabın 61. sayfasına baksınlar ve konuları gözden geçirsinler.
ABD Başkanı Bush’un bunca masraf ve kana rağmen hala bölgeyi taş taş üstünde bırakmamacasına ele geçirme aşkını Kitabı mukaddesin Ahit bölümünde bulabilirler.
Türkiye’nin yıllardır neden hep bu bölgede birileri ile maddi ve manevi kayıplara neden olan savaş vermek mecburiyetinde bırakıldığını düşünmeyenler için sivri sinek saz..
.......000000000000000000000000000..........................
............
http://www.haberturk.com/gundem/haber/1255811-yildiz-sarayi-kumarhaneye-iste-boyle-donustu
:::::::::::::::::::::::::::::::::::::
/////////////////////////////////////////////////////
//////////////////////////////////////////////////////////////
David Bizet,





David Bizet, 5 yeni fotoğraf ekledi.
Mossoul, cette ville martyre qui n'aurait pas dû être irakienne
Après le conflit mondial, l'empire
ottoman défait était conscient qu'il ne parviendrait pas à restaurer son
prestige d'antan. Istanbul occupée par plus de 20.000 soldats français et
britanniques, le parlement ottoman se réunit à Ankara et, face aux prétentions
occidentales, le 12 février 1920 est proclamé un Pacte National, en turc
Misak-ı Millî, dans lequel les Ottomans affirment leur volonté de conserver les
région de Thrace occidentale (Grèce actuelle), Kars, Ardahan, Batumi (Géorgie
actuelle), Chypre, Alep et Mossoul.
La signature du traité de Sèvres
quelques mois plus tard au mois d’août de la même année remet en cause le pacte
et est vécue comme une trahison. S'en suit une guerre civile entre les
partisans de M. Kemal et ceux du Calife Mehmet VI, le tout sur fond d'invasion
de l'Anatolie par les troupes françaises, britanniques, grecques et italiennes.
Au bout d'un long conflit qui s'étala jusqu'en 1922, le sultanat fut abolie et,
l'année suivante la République proclamée. S'en suivit le traité de Lausanne, de
loin plus avantageux pour les Turcs que celui de Sèvres, mais qui doit être
interprétée au regard des victoires turques sur chacun de leurs opposants et de
certaines clauses humiliantes comme une victoire incomplète, voire une défaite
sur le papier malgré la victoire militaire.
Même si le traité de Sèvres met fins
aux prétentions Kurdes et Arméniennes dans leur volonté de créer un Etat, la
République de Turquie n'obtient ni la Thrace occidentale qui finit dans le
giron grec, ni Batumi qui devient soviétique, ni Chypre qui passe sous tutelle
britannique, ni Alep qui se trouve sous le mandat français de Syrie.
Reste l'ancienne province ottomane
de Mossoul dont le statut reste à déterminer. Celle-ci étant peuplée
majoritairement de Kurdes, dans une moindre mesure de Turcs, mais aussi
d'arabes le long de bande désertique, la région est le sujet des revendications
turques et britanniques, lesquelles veulent l'annexer à l'Irak.
La Société des Nations est saisie de
la "question de Mossoul" et plus largement de la frontière entre la
Turquie et l'Irak. Le 30 septembre 1924, soit quelques mois après l'abolition
du Califat qui survint le 3 mars, une commission est constituée. Elle regroupe
des agents "neutres" et des experts chargés d'étudier les arguments
des deux parties et de constater les réalités du terrain. Pour cela, ils
n'hésitent pas à plonger dans les vieilles cartes et livres d'histoire
médiévaux, arrivant à la conclusion qu'il n'y a pas un Irak mais deux Irak
('irâqeïn), un "'irâqu 'arabî" et un "'irâq 'ajamî", soit
un Irak arabe et un Irak non-arabe. Les auteurs du rapport confirment que selon
les géographes et historiens arabes médiévaux, la région de Mossoul est
considérée comme faisant partie de la Jézira, et non pas de l'Irak. Sur le
terrain, la présence ottomane effective depuis le XVIIe siècle a laissé des
traces et bien que les Turcs ne sont pas majoritaires, les Arabes sont
minoritaires et les Kurdes sont des Sunnites qui ont la même pratique
religieuse/sociale que les Turcs. Quand au revendications, chacun prêche pour
sa paroisse et les Arabes les plus nationalistes préfèrent voire Mossoul aux
mains de Turcs plutôt qu'au sein d'un Irak sous tutelle Britannique.
Rendu le 16 juillet 1925, le rapport
de la commission préconise "convaincue que les avantages du rattachement
du pays contesté à l’Irak se changeraient alors en inconvénients politiques
très graves, estime que, dans ces conditions, il serait plus avantageux pour ce
territoire qu’il continuât à vivre sous la souveraineté de la Turquie".
Malgré cela, Mossoul passa sous la
coupe britannique, incorporée dans un état tracé à la règle, indignant
l'opinion publique turque et ouvrant la porte à un siècle "d’inconvénients
politiques très graves".
Hasard ou coïncidence, le dernier
acte du démembrement des territoires du Califat eut lieu à Mossoul, à l'endroit
même au Abu Bakr Baghdadi proclama sa restauration.
Aujourd'hui Mossoul brûle, mais tout
le monde s'en fiche, c'est les soldes.
Photo 1 : Carte de l'Empire Ottoman
revendiqué par le Millî Misak
Photo 2 : Extrait du manuscrit de la proclamation du Millî Misak
Photo 3 : Carte ethnographique de la vilayet de Mossoul dessinée en 1925
Photo 4: Manifestation turque à Berlin en 1925
Photo 5 : Mossoul en ruine aujourd'hui
Musul, bu şehir ıraklı olamaz.
Dünya Savaşı ' ndan sonra, Osmanlı imparatorluğu eski prestij geri parviendrait
fark etti. İstanbul ' un meşgul 20.000 ' den fazla Fransız ve ingiliz
parlamentosu, Ankara ' da bir araya gelir ve batılı bilmezler karşı karşıya, 12
Şubat 1920 ulusal bir anlaşma ilan eder, Türkçe-- ı milli Osmanlı 'nın bölge,
Batı Thrace' nın bölge iddia (Yunanistan), Kars, Ardahan, batumi (Gürcistan),
Kıbrıs, Halep ve Musul.
Bir kaç ay sonra Sevr Antlaşması ' nın imzası aynı yılın ağustos ayında
anlaşmayı çünkü ve ihanet olarak yaşanmış. Bay. ' in destekçileri arasında bir
iç savaş var. Kemal ve Halife Mehmet 'in insanlar, Anadolu' nun istila,
ingiliz, Yunan ve italyan birlikleri tarafından Anadolu. 1922 ' e kadar uzun
bir çatışmanın ardından sultanlığı cezası ve bir sonraki cumhuriyet ilan
edildi. Lozan ' ın tedavi tedavi, uzak bu daha iyi bir şekilde uygun, ancak
Türk ve bazı küçük düşürücü hükümleri bakışı, hatta bir yenilgi gibi, Askeri
Zafer rağmen.
Sevr Antlaşması, Kürt bilmezler ve kuvvetleri bir devlet yaratmak için koyar,
Türkiye Cumhuriyeti ve Batı Thrace ' nın alır alır, Yunan Sovyet, Sovyet ve
kıbrıs altında altında. İngiliz, Suriye ' nin Fransız izin altında bulunan
ingiliz değil.
Kal ' da kalan eski Osmanlı bölgesi kaldı. Bu bu çoğu kürt kalabalık ama aynı
zamanda çöl uzun Türk ve ingiliz iddia ırak ' a iltica etmek istiyorlar.
Milletler toplumu, Musul ' un soru ve Türkiye ile ırak arasındaki sınırı el. 30
Eylül 1924 'de 3 Mart' ta hilafet kaldırılmasına bir kaç ay sonra bir komisyon
oluştu. Her iki tarafın değiştirge incelemek ve saha gerçeklik göz önünde. için
tarafsız ajanlar ve uzmanlar araya. Bunun için, eski kart ve tarihi tarih
kitapları ' na dalış. ırak ' ta değil, iki ırak ' ta, bir de " İrâqu '
Arabî " ve " bir " Irak ' ajami, Arap ırak ve Arap olmayan bir
ırak. Rapor yazarlar göre coğrafyacılar ve Arap tarihçi Musul bölgesi, ırak
'tan değil de jezira' nın bir parçası olarak kabul edildi. Arazi burada,
Osmanlı burada yüzyıldan beri iz bıraktı ve iyi çoğunluk değil, Araplar azınlık
ve Kürt azınlık ve Kürt aynı din / Sosyal Pratik '. Iddia, herkes için vaaz
verdiklerini ve en milliyetçi araplar ingiliz vesayet çok yerine Türk ellerine
tercih tercih ediyor.
16 Temmuz 1925 ' de, Komisyon ' un rapor göre ırak ' a karşı olan ülke başlattı
avantajları çok ciddi siyasi dezavantajları değişeceğini ve bu şartlar altında
daha uygun olacağını düşünüyor. Bu topraklar Türkiye ' nin egemenlik altında
yaşamaya devam ediyor ".
Buna rağmen, Musul ingiliz kupası ' nın altına girdi, kural bir devlet içinde
takip, Türk halk görüşünü indignant ve bir yüzyılda "çok politik
çok".
Tesadüf ya da tesadüf, son bölgeleri son hareket Musul 'da yer alan Abu' da,
Ebu Bekir Bağdadi yemek yurttaşlar.
Bugün Musul yanar, ama kimse ne, indirim olur.
Fotoğraf 1: Osmanlı imparatorluğu ' nun iddia iddia
Fotoğraf 2: Milli Mišák Bildirgesi ' ni alıntı
Fotoğraf 3: Musul kartı kartı kartı 1925 yılında
Fotoğraf 4: Türk protesto Berlin ' de 1925
Fotoğraf 5: Musul bugün harabe
·
BeğenDaha
fazla ifade göster
Khalid Louguid C'est
toujours un plaisir de te lire David.
Seni okumak hep bir zevk David
David Bizet Plaisir
réciproque Khalid
Karşılıklı keyif Khalid
![]()
Mohamed Bader C'est
l'histoire qui se répète , l'histoire imposée par les plus forts
Bu bir tarih. En güçlü olan tarih.
Hakim Dezed Un
régal . BarakAllahoufik
Doya doya. Barakallahoufik
Loubsir Abdouali Merci
pour ces informations akhi daoud
Bu bilgi için teşekkürler akhi Davud
Bilal Uzun Merci
pour ce rappel historique mon frère
Bu tarihi hatırlama için teşekkür ederim
kardeşim
Som Ali https://youtu.be/zK6hegi_wHE
Épistémicides.
L'impérialisme m'a TueR | Fatima Khemilat |…
YOUTUBE.COM
Ibrahim Al Warraq Le sâhil al ayssar de mossoul, qui était supposé
faire parti de la Turquie(3ième photo, majoritairement kurde mais aussi
turkmène et arabe) et le sâhil al ayman(complètement en ruine aujourd'hui) sont
deux endroits totalement différents, la dernière photo correspond au sâhil al
ayman de Mossoul(à majorité arabe sunnite) et en tant que mossulien, je peux te
dire que le sâhil al ayssar n'a pas du tout été touché par les frappes de la
coalition ni par l'intervention des milices chiites extrémistes puisque le
sâhil al ayssar a été libéré par les peshmergua, il y a casiment eu aucune
perte civile parce qu'après tout les habitants du sâhil al ayssar ne sont pas
"sunnites", les kurdes de Mossoul sont éloignés de l'islam(majorité)
les turkmènes sont chiites et la minorité restante parmi les arabes sont
sunnites, la cible dans cette intervention était la population arabo-sunnite(du
sâhil al Ayman
Onu ' un al al aysar ' un, Türkiye ' nin
bir parçası olması gerekiyordu (3 bakmaya, çoğunlukla, çoğunlukla ve Arap ve
Arap) ve sahil al eymen (bugün tamamen harabe) birbirinden tamamen farklı
yerler, son Fotoğraf sahil al Eymen 'un ( ( çoğunluk çoğunluk çoğunluk ) ve
mossulien olarak, seni al aysar' nin koalisyon vur veya radikal milis müdahale
müdahale her Sahil al aysar serbest tarafından serbest ', Sivil ' var, çünkü
sonra al sonra sonra al al "Sünni" değil, Musul Kürt uzak. Türkmenler
' ler Şiiler ve azınlık arasında kalan araplar sünni, bu müdahale hedef
arap-Sünni nüfus (sahil al eymen)
Otomatik Olarak Çevrildi
Fransızca'dan çevrildi
Teşekkür ederimAslına Bak
Ibrahima Ouedraogo Kadré Sawadogo cet article t'interessera.
Kadré Sawadogo bu
yazı seni ilginç.
Fransızca'dan çevrildi
Fransızca'dan çevrildi
Davut Paşa ile ilgili analizAslına Bak
Fransızca'dan çevrildi
Haberin olsun, Kıbrıs Birinci Dünya
Savaşı 'ndan çok daha önce ingiliz' di.Aslına Bak
Fransızca'dan çevrildi
Hayır, ingiliz ' ler, Osmanlı elinde
olan adayı vardı.Aslına Bak
Fransızca'dan çevrildi
Sadece ingilizler adayı ;.Aslına Bak
Fransızca'dan çevrildi
Gerekiyor hoşuma gitti David.Aslına Bak
![]()
Fransızca'dan çevrildi
Allah baraka allah david davut. Post
paylaşıyorumAslına Bak
Fransızca'dan çevrildi
Ne mutlu sana kardeşim, Allah ' ın (cc)
seni maaşallah.Aslına Bak
Fransızca'dan çevrildi
Paylaşım için teşekkürlerAslına Bak
Mr david bize , je rejoins pas vos propos , la
ville de moussoul ainsi que Alep etais des conquête ottomane , et les pleuple
vivant dans ses ville ne sont pas turc , il y'a des turkmène en minorité ramène
par l empire pour turkiser la region . Mustafa kemal pendant sa guerre d
indépendantce a créer le plus grand pays europeen et la fait accepter au accort
de Lausanne , et c est la première fois que dans l histoire les impérialiste au
recu un revers de la sorte , ::: JE CITE LE GRAND ET UNIQUE KEMAL :il
appartient au peuple de moussoul , Kirkouk et Alep de trouver leur indentiter
il sont pas des notre et nous avons aucune enbition sur ses ville , en temp que
turc nous devont nous tourner vers l Azerbaïdjan et le Turkménistan . GAZI
MUSTAFA KEMAL 1926
Bay David Bize, senin şehri, moussoul şehri ve Halep '
in Osmanlı fethi olduğu ve onun yaşayan geçirdi Türk değil, azınlık türkmen
var. - Evet. Mustafa Kemal Savaşı sırasında d ' indépendantce daha en büyük
ülke oluşturmak ve onu kabul ' a kabul etti ve c ', ilk kez bu l l bir backhand
anlaşıldı ::: Ve Tek Kemal: O ' in halkına ait, Kerkük ve Halep ' i bulmak
bizim bir değil, bizim ve ve onun yok yok, Türk ' ün temp gereken ve l doğru gereken.
Gazi Mustafa Kemal 1926
Hasan Snz Le mythe
du "Grand Grand Grand Mustafa Kemal" qui a sauvé l'humanité, lol.
" Büyük Büyük Mustafa Kemal ' i kurtaran büyük
büyük Mustafa Kemal
Ertac
Sucu Non pas du tout , le muytes de mustafa kemal un
vrai social nationaliste qui a redonner la fierté turc , respectueusement
Hassan
Hayır, hiç de değil, Mustafa Kemal ' in muytes gerçek
bir sosyal sosyal olan Türk gururu, saygıyla hasan
![]()
Yanıt yaz...
Necati Çavdar Bin
yıllık medeniyet imha edilip, MUSUL kurtarıldı..
Ebedi Dosluk (! )adına Teslim Edilen Vatan, MUSUL
http://necaticavdar.blogcu.com/ebedi-dosluk.../16903282
...............
Bereketli Hilal
http://mevhaz.blogcu.com/necati-cavdar/469107
Ebedi Dosluk (! )adına Teslim Edilen
Vatan, MUSUL
Ebedi Dosluk! adına Teslim Edilen Vatan,
MUSUL NECATİ ÇAVDAR
NECATİCAVDAR.BLOGCU.COM
/////////////////////////////////////////////////
////////////////////////////////////////////
|
|
|
|
|
Bereketli Hilal |
|
|
|
|
|
Bu günkü Filistin ve
İsrail işgalindeki topraklardan yukarı çıkın. Lübnan’dan geçin
Hatay, hatta Adana’dan sağa dönün Maraş’ın büyük bir kısmını
kapsayacak şekilde Gaziantep, Kilis, Urfa, Diyarbakır, Batman,
Mardin’den Dicle ve Fırat’ı takip ederek aşağıya sarkın ve Basra
körfezine ulaşın. Yani Akdeniz’i
takip ederek Sina’dan Elazığ’’e oradan Dicle ve Fırat’ın suladığı
bereketli ovaları takip ederek Basra körfezine çizilen yay,
tarih boyu birçok milletlerin ele geçirmeye çalıştığı BEREKETLİ
HİLAL’i oluşturur. Medeniyetler, burada kurulmuş.... Medeniyetler, burada yok olmuş ya
da yok edilmiştir. Ancak Tevrat’ı
milli kitap, dini de evrensellikten uzaklaştırıp millileştirerek diğer
kavimleri dindaş kabul etmeyen Yahudilerin, Bereketli Hilal’de
hep gözü olmuştur. Yahudiler, Bereketli Hilal’in tamamına olmasa
bile belirli bölümlerine zaman zaman yerleşmişler ancak
sürekli bir yönetim kurmamışlardır. Gerek şu anda bizim olan
Harran gerekse Irak dediğimiz ve İngiliz oyunları ile elimizden çıkan daha 70
yıl önceki toprağımız olan coğrafyadaki UR’dan
(BABİL)çıktıklarından beri akılları bu bölgededir. Osmanlının
dünya hakimiyetinden uzaklaştığı, yerine yerli bir gücün geçemediği bir
ortamda; Filistin toraklarını işgal ederek, bölgeyi kontrol edecek çıban başı
şeklinde oluşturulan suni bir devlet kurmuşlarsa da akılları fikirleri
İsrail’le sınırlı olmayıp ilk fırsatta tüm Bereketli Hillal’e
çöreklenmektir. Yahudilerin ilgisi
Babil’den bu yana o bölgededir. “Bereketli Hilal”i
ele geçirmeden “ Siyon mabedini yeniden ihya etmelerinin
mümkünü yok” diye düşünürler ve bölgeyi milli tanrılarının
kendilerine “vaat ettiği -Arz-ı Mev’ud- topraklar” olarak
görürler. Bu nedenle de kısaca “Nil’den Fırat’a” diye tarif edilen
coğrafyayı her türlü imkan kullanılarak ele geçirmeleri mutlak hak
ve tanrılarının buyruğu olarak hep akılda tutarlar. Yani “Nil’den
Fırat’a “kadar diye tarif edilen Mısır’dan Asur memleketine kadar
olan yer “Bereketli Hilal”dir. Peki başkan Bush
, burayı ne olarak görür? Açın Kitab-ı
Mukaddes’ten Ahit’in baş kısmına bakın. Orada göreceksiniz ki
Cennet olarak vasıflandırılan yer; Mezopotamya’dır. Zira
Ahit’de Dicle ile Fırat, “cennete akan iki ırmak” olarak
bahsediliyor. Mezopotamya’nın güneyi asrın
başında bizden koparılarak suni bir şekilde sınırlanan ve de bu gün
uluslararası arenada çıkar masalarında kaç parçaya bölünmesi gerektiği
tartışılan Irak bölgesinde kalırken kuzeyinin bizim ülkemiz olduğu
unutulmamalı.. Mademki Bush ve
adamlarının inançları gereği ve kutsal kitaplarında “cennet”bu
bölgedir. O halde “cennet”, ellerinde güç varken ve fırsatta bu
fırsatken temizlenmeli ve oraya yerleşilmelidir. Şu anda adamların
Filistin’de, Irak’da yaptıkları, imkanları olsa
yangınlaştıracakları, bin bir kılıfa sarılarak sürdürdükleri çaba bunun
için. Bölgeyi “Şeytan”dan,
yani kendi gibi düşünmeyen unsurlardan temizleyip el koymak. Böylece yer
yüzünde “cennet “lerini oluşturmak. Bush, hedefine
varmak için silahları konuştururken başkaları da bu
hedefe varmak için paralar saçarak Bereketli Hilal’e yerleşme
gayreti içindeler. Zaman
zaman Bereketli Hilal’e gerek ekonomik gerekse dini
inançları nedeniyle yerleşmek ve ele geçirmek isteyenlerin uzak
- yakın gayeleri, birlikteliği mümkün kılıyor.
Bilinmelidir ki gerek Bush’un gerekse İsrail’in bölgeye hakim olma amacı çok
farklı ancak şu anda çıkarları aynıdır. Bu gün İsrail diye
şekillendirilen ve Osmanlı’dan gasp edilerek suni ve terörist metotlarla
yuvalandırılan İsrail’in, kendisini oraya çöreklendirenler adına
yaptıkları vahşetin sınırı “Arz-ı Mev’ud”kadardır. Sayısız Birleşmiş
Milletler kararına ve birçok Arap ülkesinin kabul ettiği gibi “İsrail,
1967 sınırlarına çekilsin, barış sağlansın”
taleplerine İsrail’in direnmesi, işgal ettiği topraklardan
çekilmemesi, en ufak karşı direnişe kanla cevap vermesi bundandır. Bereketli Hilal’in ne
olduğu ve ülkemizi nasıl ilgilendirdiğini düşünenler Genelkurmayın
1950’lerde bastırdığı Türkiye ve Ortadoğu ülkelerini ilgilendiren
konuların işlendiği kitapçıktaki “Arz-ı Mev’ud” haritasına
baksınlar.Hem Osmanlı gittikten sonra bölgede
yaşananları sözde uluslararası gücün, İngiliz’in “size büyük Arap
imparatorluğu vereceğiz” diye kandırarak Osmanlıyı böldükten sonra, kırpıp
kırpıp devletçikler oluşturarak başlarına kuklalar yerleştirmesini
hatırlasınlar.. Hem de Osmanlı7ın bölgeden uzaklaştığı günden bu
yana bölgede yaşananlara bakarak “devletin ebedi
olmasını” düşündüğünü söyleyen “derinler” ve “ebet müddet “
ülküsüne inanmış “derin millet” fertleri dönüp
dönüp “Arz-ı Mev’ud” haritasına baksınlar. Yine Bereketli
Hilal’e, İsrail ilgisi için; İnkılap yayınlarından çıkan İmail
Raci el-Faruki ve Luis Lamia el Faruki’nin birlikte hazırladıkları
İslam Kültür Atlası isimli kitabın 61. sayfasına baksınlar. ABD Başkanı Bush’un bunca masraf ve kana
rağmen hala bölgeyi taş taş üstünde bırakmamacasına ele geçirme aşkını
Kitab-ı Mukaddes’in Ahit bölümünde bulabilirler Ve Batı dediğimiz,
kimilerinin “dünya” olarak yuvarladığı, güce dayalı sistem empoze
eden küresel eşkıyanın; coğrafyamıza kanlı bir hançer gibi sapladığı
İsrail’in nihai hedefine varmak için insanlık dışı metotları kullanması
inançlarının temelini teşkil eden kitaplarında yatan sözde “Azr-ı
Mev’ud” emri ve bu emre bağlılıklarının gereğidir. “Batı” diye
tabir edilen güç, “demokrasi” kavramını “olmazsa olmaz “olarak
niteleyip dünyayı o mihver üstünde gezdiriyorlardı. Ancak aynı batı, işine geldiği zaman “demokrasi”
filan dememiş diktatörlüklerle kol kola girmiş, emrine amade
saltanatların koruyucu kalkanları olmuş, olmaya da devam
ediyor. Filistin’de halk iradesiyle bir yönetim oluştu. Ama
korumasız köyün kabadayıları, “kabullenmeyiz” diye
diretiyor. Filistin demokrasinin güçlendirilmesi bir
tarafa Filistinli seçilmişler, bu gün onların Ortadoğu’daki
maşaları İsrail, eliyle esir.. Filistin, gerek
İsrail’e karşı verdiği mücadele azmi gerekse demokratik seçimleri,
kurduğu parlamento ve hükümeti ile Batı’nın yüzündeki
demokrasi şalını da indiriverdi. 50 yıldır Filistin’de
yaşanan dramı görmezlikten gelenler, anlamayanlar, anlamak istemeyenler
elbette var. Osmanlının paylaşımı
sırasında Mondros Ateşkes belgesine aykırı bir şekilde neden
Adana’nın, Maraş’ın, Urfa’nın, Gaziantep’in işgal edildiğini, Musul ve
Kekkük’ün elimizden çıkarıldığını yarım asra yakındır
Türkiye’nin neden hep bu bölgede birileri ile maddi ve manevi
kayıplara sebep olan “savaş” vermek mecburiyetinde bırakıldığını
düşünmeyenler için sivri sinek saz.. Fakat, tüm
olumsuzluklara rağmen nasıl ki ABD’nin Irak’ta giriştiği “demokrasi
ve özgürlük” harekatının hangi anlama geldiğini insanlığın vicdanlı
olanları anladılarsa; “Yaz Yağmurları Operasyonu”
ile sanki Filistin’e gül dermek için giden bir askeri (!) için bütün
Filistinlileri esir sayan, “İki asker(!)” için de Lübnan da insan,
hayvan ve bitki ne varsa çiğneyerek, yok ederek kainata, insan oğlunun ürettiği
tüm değerleri yerle bir ederek medeniyete savaş açan İsrail’ in
vahşetine de içleri burkularak şahit oluyor.. Yaşananlar,
İsrail kavramının arkasındaki asıl gücü ve “Bereketli Hilal’i ele
geçirmek isteyenleri de ele veriyor, bu yöndeki sarsılmaz iştahlarını ortaya
koyuyor. |
http://mevhaz.blogcu.com/necati-cavdar/469107
//////////////////////////////////////////////////
///////////////////////////////////////
Ebedi Dosluk (! )adına Teslim
Edilen Vatan, MUSUL
Ebedi Dosluk! adına Teslim Edilen Vatan, MUSUL
|
NECATİ ÇAVDAR 26
Şubat 2003 “ŞARKIN
SUKUNU” VE “EBEDİ
DOSTLUK” ADINA TESLİM EDİLEN MUSUL Lozan Antlaşması ; “Bir
taraftan, Britanyaİmpratorluğu,Fransa,İtalya,Japonya,Ynanistan,Romanya,Sırp-Hırvat-
Isloven devleti , Ve
diğer taraftan , Türkiye, 1914
senesinden beri Şark’ın sükununu ihlal eden hali harbe kati surette
hateme vermek arzuyu mütakabiliyle mütehassis olarak, Ve
kendi milletlerinin müşterek refah ve saadeti için elzem olan dostane ve
ticari münasebatı beyinlerinde yeniden tesis etmek emelinde bulunarak, Ve bu
münasebatın Devletlerin istiklal ve hakimiyetine hürmet esasına müstenit olması vücubunu mülahaze ederek, bu hususta bir muahade aktine karar vermişler...” (1)diyerek başlıyor.. Ancak,
yüz yıl boyunca meydana gelen olaylar, Birinci Dünya savaşının galiplere ve
özellikle İngiltere öncülüğünde oluşturulan paylaşımın Şarkta sukun
sağlamadığı, İngiltere’nin rolünü üstlenen ABD düzenlemelerinin de işe
yaramadığı ortada. İşte
İran – İrak harbine ve Körfez krizi nedeniyle
yapılan ABD müdahalesine rağmen hala devam eden Irak sorunu.. İşte
Kıbrıs, Lübnan
harbi. Bitmez
tükenmez Filistin sorunu.. Ve
yeni bir asrın başında yeni yeni paylaşım savaşlarına sahne olan
bölgede sözde sulh ve sukunu sağlamak adına
düzen kuranlar ne sulh nede sukunu sağladılar. Öte
yandan Lozan antlaşmasının esasını oluşturan gayelerden biri de yukarıda görüldüğü gibi ticaretin serbestliği idi.Ancak
yine yaşayarak gördük ki başta Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelere uygulanan ”ambargolar” hem komşu ülkeler arasındaki ticareti engelledi,
hem de “ambargo” uygulanan ülkeleri
perişan etti.. Yine
ana gayelerden olan “Devletlerin istiklal ve hakimiyetine hürmet esası” yaşamakta olduğumuz hadiselerle hemen hemen geçersiz kaldığı
görülmektedir. Belki birilerinin çıkarları için Türk, Arap ve Kürt milletinin arasına bitmez tükenmez kinler ekecek olan günümüzün sıcak
gelişmeleri karşısında, birileri ders alır, yada hatırlar diye Musul – Kerkük
meselesine değineceğim. EBEDİ
DOSTLUK ADINA TESLİM EDİLEN MUSUL 1918
Mondros Mütareke’ne göre, ülkelerin silahlı
kuvvetlerinin bulunduğu yerler hala o ülkenin toprağıdır. Sınırlarda o sınırlardır. Ancak
gelin görün ki atılan imzalara rağmen varılmak istenen hedefler farklı oynanan oyunlar başkadır. İşte
Irak da oynana oyunlardan bir enstantaneyi birilikte izleyelim. BAŞKENTİ
BİLE İŞGAL ALTINDAKİ İSTANBUL HÜKÜMETİ: “MUSUL’UN
ELİMİZDE KALMASI İCAP ETMEKTEDİR.” Mütarekede,
6. Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa Irak’da ki
ordulara komuta etmektedir. Mütarekeden
sonra İngilizler Musul’a 20 km kadar ilerlediler. İngilizler,
Irak hududunun idari huduttan daha ilerde gösteren Berlin’de basılmış bir haritaya dayanarak, bir çok isteklerde bulunuyor ve bölgede Kürt ve Ermeni hareketi uyandırmak istiyorlardı. 2
Kasım 1918 Tarihinde General Cassel, “Musul’u işgal etmek üzere emir aldığını” 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa’ya bildirir. Paşa,
durumu İstanbul’daki işgal altındaki Genel
Karargah’a bildirir. 3
Kasım’daki Ali İhsan Paşa’ya İstanbul’dan (Başkenti bile
işgal altında olan Osmanlı hükümetinden) gelen
emirde; “Musul’un
elimizde kalması icap etmektedir. Fiilen taarruz edilinceye kadar kalmakta
ısrar edilmesi, taarruz edildiği takdirde ise silahla çatışmaya girilmeyerek,
Musul’un kuzeyine çekilmesi” talimatı veriliyordu. HEDEF
MUSUL Ancak bölgede hiçbir kargaşa ve çatışma olmadığı halde İngilizler, Mondros Mütarekesinin
7. maddesinde belirtilen “stratejik noktaların işgal edileceği” maddesine ve 16. maddesindeki “Iraktaki kuvvetlerin teslim edileceğine “ yönelik ibarelere
dayanarak Osmanlı birliklerinin teslim
edilmesini isteyerek Musul’u işgal için harekete geçti. 7.
Kasım 1918 de Irak İngiliz komutanı General Marshall, Ali İhsan Paşa ile görüşerek ne yapacağını sorar. Bölgede özellikle gönüllülerden oluşan önemli bir kuvvet olan “Dicle
Gurubu” daha önce yapılan hatalar nedeniyle İngilizlere esir düştüğünden Musul’u savunacak yeterli bir
kuvvet de yoktur. Bu şartlar altındaki; “İlla Musul vilayetini teslim et” diye bastıran İngiliz’lere “Son zamanda bir birleri ile ebedi dost olmaları gereken iki
milletin arasında tekrar savaşın başlamasını arzu etmem,
protesto eder çekilirim”(2) cevabını veren Ali İhsan Paşa, “elde kalan birliklerin silahları ile çekilmeleri, depolarda
ki yiyecek ve silahların
İngilizlere teslimi, bırakılacak memurların İngiliz siyasi memurlarına karşı sorumlu olmaları” şeklindeki anlaşma ile Musul vilayet merkezinden çıkmaya karar verdi. Askeri
birliğimizin çekilmesinin yanında hala hukuken Osmanlı vilayeti olan Musul’da İngilizler, “ Musul
Valisinin kendilerine teslimi, bir başka valinin yerine atanmasını ve diğer memurların İngiliz siyasi memurlarına itaat etmeleri konusunda emir
verilmesini” istedi. MUSULDA
BAYRAK HUKUKSUZ OLARAK İNDİRİLDİ Ali
İhsan Paşa, İngiliz işgaline ilerde hukuki zemin
sağlayacak olan böyle bir emre “yetkili
olmadığını” söyledi. Ancak General Marshall, 8 Kasım 1918 de Musul boşaltılmadığı takdirde mütarekenamenin 16 . maddesinin tatbik edileceğini bildirerek 9 Kasım’da ilk İngiliz müfrezesi MUSUL’A girerek Hükümet Konağındaki
Türk bayrağını indirip İngiliz bayrağını çekti.Böylece diğer zorla işgal edilen bölgelerle aynı statüde olan Musul hükümet merkezindeki Türk Bayrağı tıpkı Yunanın İzmir’de yaptığı gibi gönderden indirilerek yerine
İşgal ordusunun yani İngiliz bayrağı çekildi. Ali
İhsan Paşa Musul’u bıraktığı zaman, İşgal altındaki İstanbul Hükümeti’nden “Musul’un boşaltılmasını” isteyen emri
aldı. İngilizler, Musul’a yerleşince bu defa hiçbir kurşun atmadan “Son
zamanda bir birleri ile ebedi dost olmaları gereken iki milletin arasında
tekrar savaşın başlamasını arzu
etmem, protesto eder çekilirim” diyerek İngilize Musul’u bırakan “Ali İhsan Paşa’nın teslimini, askerlerin, jandarmanın ve
bölgedeki halkın elindeki silahların toplanmasını ve kendi arzularına uygun memur tayini yapılmasını” istediler. İşte
İngiliz oyunu: ÖNCE
GÖRKEMLİ TÖREN SONRA SÜRGÜN: Osmanlı, bu gelişmeler karşısında bölgede aslında çok zayıf kalan 6. orduyu kolordu seviyesine indirdi
ve Ali İhsan Paşa komutayı
13 Kolordu Komutan Vekilliğine atanan Albay Cevdet Bey’e teslim etti. İngilizler
bu defa “kendilerine teslim edilmesini”
istedikleri Ali İhsan Paşa’yı İstanbul’a götürmek üzere Halep’ten Re’süleayn’a İngiliz
muhafızlarının koruma yaptığı özel bir tren gönderdiler. Ali İhsan Paşa’yı
özel İngiliz korumalarla
İstanbul’a taşıyan tren 2 Mart 1919 günü Haydarpaşa İstasyonuna vardığında
Ali İhsan Paşa tutuklanarak Malta adasına sürgüne gönderildi. Böylece İngilzler kendisini görkemli
törenlerle Musul’dan uğurladıkları ve MUSUL’U “EBEDİ DOSTLUK ADINA” TESLİM EDEN Ali İhsan Paşa’yı MALTA’YA sürdü. İngilizler
Musul vilayet merkezini işgalle yetinmeyerek Musul’un Kuzeyine ilerlemeye başladılar. Osmanlı Milli Savunma Bakanlığı (Harbiye Nezareti) İngilizlerin, “mütareke” şartlarına uymayarak kuzeye doğru ilerlemeleri karşısında doğrudan İngiliz Generali Milne’ye müracaat etti, O’da “Suriye
Orduları Başkomutanı Allenbey’in emirlerinin
yerine getirilmesini” istedi. İSTİKLAL KIVILCIMI HER YERDE Görüşmeler
devam ederken tüm Anadolu’da olduğu gibi Musul vilayetimizde de kurtuluş hareketleri başladığından hiç bir hak ve hukuka hatta kendi imzaladıkları Mondros mütarekesine aykırı olan İngiliz istekleri hukuki bir temele bağlanmadığından suya
düştü. 12
Ocak1921 günü Meclis (Meclisi Mebusan) işgal altındaki İstanbul’da toplandı. ”Vatan ve milletin çıkarlarına aykırı olarak genel savaşa katılmakla uğradığımız felaket herkesin gözü
önündedir... On dört aydır savaşı bıraktığımız halde ülkemizin bazı
bölgelerinin işgal olunması, memlekette moral durumun geri dönmesine engel olmaktadır. Yasama ve yürütme
Kurullarının devletin, haklarını ve
çıkarlarını korumakla beraberlik içinde bulunarak, milletimizin şerefini koruyacak bir barışın sağlanacağını ve işgal altındaki
yerlerin kurtulacağını umuyorum. Bunun için her türlü ayrılmadan, bölünmeden
kaçınılarak bütün milli istek ve çabaların vatanın kurtuluşu yolunda
birleştirilmesi gerekir...” diye
başlayan Padişah’ın açış nutkunu Meclise Padişah rahatsız olduğu için onun
adına İç işleri Bakanı Damat Şerif Paşa okuyor. Başta
Padişah olmak üzere “her türlü ayrılmadan,
bölünmeden kaçınılarak bütün milli
istek ve çabaların vatanın kurtuluşu yolunda birleştirilmesi gerekir” düşüncesinde birleşen tüm milletvekillerinin duygu ve
düşüncelerine tercüman olarak 17 Şubat 1920’de Edirne Milletvekili Şeref bey
“ Türk milleti ya bu Ahdin şartlarını yerine getirecek yada bu yolda silinip
gidecek, fakat esir olmayacaktır.” diye başlayan önergeyi Meclise sundu ve oy birliği ile kabul edilen metin Misak-ı Milli ile diye anıldı. “Osmanlı Devleti 30 Ekim 19187 günü
Mütarekenin yapıldığı sırada ordularının işgali altında kalan, Arap
çoğunluğun kaderi halklarının özgürce
verecekleri oylara göre belirtileceğinden , sözü edilen mütareke hattı
içinde ve dışında, dini, soyu, istekleri bir olan ve birbirlerine saygı ve fedakarlık duyguları taşıyan, siyasal
ve sosyal hakları ile çevre kurallarına uymuş
bulunan, Osmanlı İslam
çoğunluğunun oturduğu bölgelerin tümü ‘Fiilen ve hükmen ve hiçbir sebeple ayrılmaz bir
bütündür.’...” şeklinde ki kesin hükümlerle Misak - ı Milli ile
Musul vilayeti, ayrılmaz vatan toprağı olarak tüm dünyaya ilan edildi. Musul
sorunu İstiklal Harbi süresince devam ederek, 1923 yılına Lozan Konferansına kadar sürdü. Fakat,
Musul halkı İngiliz idaresinden memnun kalmadı. 1920 Revandiz’de İngilizlere karşı ayaklanmalar oldu. O
dönemde asayişi sağlamak üzere Osmanlıya
ait Elcezire’de zayıf
bir tümen bulunuyordu. Ancak
bölgedeki asayişe kafi gelmiyordu. Cephe
komutanı Revandizlilerin istekleri üzerine ancak küçük bir birlik (bölük)
gönderebildi. 1921
Ağustosunda Binbaşı Şükrü bey Süleymaniye Komutanlığına getirildi. MAŞA
BULUNDU: KÜRDÜSTAN HÜKÜMDARI ŞEYH MAHMUT Küçük
bir Osmanlı birliğinin İngilizlere karşı ayaklanan halka yardıma gelmesi
karşısında Revandiz’den çekilen İngilizler bölgede sadece askeri güç ile
tutunamayacaklarını anladıkları için siyasi oyunlara başvurma
yolunu seçtiler ve Hindistan’a sürdükleri Şeyh Mahmut’u getirerek ona ikinci kez
“Kürdistan Hükümdarlığını”verdiler. Böylece bölgede halk tabanı bulamayan İngilizler şavaşarak bölgeyi el geçirmenin mümkün olmadığını anladıkları
için maşa kullanarak bölgeye hakim olmaya
çalıştılarsa da İngiliz yönetimine ve maşalarına karşı ayaklanma devam etti. MİLLİ
KUVETLER MUSUL’DA 1921
ilkbaharında Antep Milli Kuvvetleri Komutanı Özdemir
bey, 28 subay, Aneze ve diğer
aşiretlerin verdiği gönüllüler ile Antep savaşında Fransızlardan Osmanlı
tarafına kaçan Cezayir ve Tunuslu Müslüman askerlerden oluşan küçük bir kuvvet ile Diyarbakır üzerinden Musul’a gönderildi. Özdemir
bey 22 Haziran 1922’ günü Revandiz’e vardı.
Özdemir bey, Revandiz’de büyük törenlerle karşılandı. Fakat az bir kuvvet ile
gelmesi, düzenli ordu bekleyen halkın Özdemir bey komutasında bol miktarda Arap gönüllüden oluşması halkın moralini bozdu.Bir yandan da İran’da bulunan ve Türk
idaresine karşı olan aşiretlerle de mücadele etmek zorunda kaldı. O
dönemde Ordular bütün gücü ile Yunanlıların saldırısına karışı Batı Anadolu’da çarpışıyordu
.İki kare bir araya getirildiğinde yunanlıların üzeremize
saldırılmasındaki asıl maksatlardan birinin
Musul vilayetini gözüne kestirmiş olan İngilizlerin kuvvetlerimizi Batı
Anadolu’da tutarak Irakta düzenleme yapmaları için nefes aldıkları ortaya çıkmaktadır.
Böylece Boğazlar ve Musul’un emniyetini sağlıyorlardı. İngilizlere
karşı Musul vilayetinde yer yer ayaklanmalar sürdü. İngilizler Vilson
prensiplerinde yer bulan, “her halkın istediği idareyi özgür iradesi ile
belirleme” ilkesini yerine getirmedikleri gibi,
Irak’a ( Bu günkü orta ve güney Irak’a) kral
yaptıkları Faysal’la işbirliği içine
girmeleri için yerli aşiretlere büyük oranda rüşvet mukabilinden yardım yaptılar. Böylece yerel
aşiretlerin isteği ve İngilizlerin desteği ile
Irak’a kukla kral yaptıkları Faysal
eliyle Musul’u işgal etmek gayesiyle bir çok tertiplere girdiler. Bunun
için Özdemir beye veriler talimat, “Milli Misak sınırları içinde bulunan bölgenin Faysal tarafından işgalini önlemek, halkı Türk hükümetine
bağlamak, Faysal’ın İngiliz aleti olduğunu açıklamaktı.” AĞUSTOS’TA
ÇİFTE ZAFER Özdemir
bey, Süleymaniye bölgesi ile irtibat kurmak için 31 Ağustos 1922
de Banya’da üç bin kişilik İngiliz kuvvetine karşı taarruz ederek onları
bozguna uğrattı. İngilizler bir çok esir verdikten sonra top, silah ve diğer
harp araçlarını bırakarak Kerkük’e kaçtı. Böylece İngilizlerin desteğindeki Yunanlılara karşı badıcephesindeki 30
Ağustos 1922 Büyük taarruz başarısından bir gün sonra Doğu cepnhesinde de İngilizler
yenilmişti. Böylece İngilizlerin Kürdüstan Hükümdarı
yaptıkları şeyh Mahmut ile doğrudan temas sağlandı. Şeyh
Mahmut,bu defa Türk hükümeti büyük birlikler gönderirse (İngilizlere
karşı )Türklere katılacağına söz
verdi. Türk
birlikleri batı cephesinden gönderilemeyeceği için, Doğudan kaydırılacaktı. Doğu cephesi
komutanı yeni birlikler gelene
kadar Özdemir bey’den savunmada
kalması sağlık verdi. Çok uzun bir zaman diliminde ancak Musul bölgesinde 1500 kişilik kuvvet toplanabildi. İngilizler
1922 Aralık ayında üstün teknoloji ve teçhizat ile donatılmış kuvvetler ve uçaklar desteğinde taarruza geçtilerse de Barzan ve Zeber aşiretlerinin yardımıyla
tekrar yenilgiye uğradılar. Bu
defa İngilizler 8. Nisan 1923 de iki tugay, 16 top,
400 kişilik Nasturi ve iki bin kişilik aşiret kuvvetleri ile taarruz ettiler. Özdemir bey
kuzeye çekilmeye, sonra İran’ın Uşno kasabasına oradan da Türkiye çekildi. Önemli
bir kuvvet ve tedbir alınamadığından sonuç İngilizlerin üstünlüğü ile sona erdi. Bu
arada Devam eden Lozan konferansın da İngilizsler Musul meselesini mutölaka
kendi anaxralarında sonvradan düzenlemek için bastırdılar ve Lozan
Antlaşmasınnı 3. Maddesine konu şöyle girdi: “Türkiye ile Irak arasında ki hudut dokuz ay zarfında
Türkiye ile Büyük Britanya arasında sureti muslihanede tayin edilecektir. Tayin
olunan müddet zarfında iki Hükümet arasında ihtilaf husule
gelemediği takdirde, ihtilaf Cemiyeti
Akvam meclisine arzolunacaktır” Ayrıca,
yeni bir anlaşmaya kadar üzerinde bulunulan topraklardan baka yeni toprak
kazanmaya yönelik askeri harekat yapamayacağını iki taraf kabul ettiklerini anlaşma metnine kaydettiler. Böylece
5 Haziran 1926 tarihinde Türkiye, İngiltere ve Irak Hükümetleri arasında imzalanan antlaşma ile Türkiye, Musul vilayetini bırakıyor.Ancak bu antlaşmanın 14 . maddesi ile Irak petrollerinden pay almaya devam ediyordu. İLLA PETROL Birazda
bu günlerde kuyuların başındaki “nöbetçi değişiminin” yaşanacağı söylenen
petrole bakalım. Zamanında bölgenin petrol bakımından zenginliğini, başta İngiltere olmak
üzere dünya devi ülkelerin burada gözlerinin
olduğunu bilerek ve tüm uluslar arası sözleşmelerde özel mülkiyete dokunulmamasını düşünen Abdülhamit, Musul ve Kerkük’ün petrol bölgelerini tıpkı aynı korku ve tedbir ile Filistin’de yaptığı gibi kendi şahsi mülkiyetine geçirmişti. Ancak Abdulhamit’e düşman kesilen İttihatçı Hükümet kısır düşünce ve yanlış
politikaları sonucu Abdulhamit’in bu
pratik ve ileri görüşünü yansıtan çözümünü bölgeyi şahsi mülkü haline getiren
tapuların iptali ile son vermişti. 5
Haziran 1926 tarihli antlaşmanın Irak petrolleri
ile ilgili olarak 14. Maddesi (3) aynen şöyle: “ Her
iki memleket arasında menafi müşterek sahasını tevsi etmek maksadı ile Irak Hükümeti iş bu muahedenin mevkii meriyete vazı
tarihinden itibaren yirmi beş sene müddetle
berveçhi zir alacağı aidatın yüzde
onunu Türkiye Hükümetine tesviye edecektir. A)
14 Mart 1925 tarihli İmtiyaz
mukavelenamasinin onuncu maddesi mucibince ^^ Türkiş petroleüm kanpani^^den, B)
Balada muharrer imtiyaz mukalevesinin altınrcı
maddesi mucibince petrol ihraç edebilecek olan şirketlerden ve eşhastan, S) Balada zikredilen imtiyaznamenin
33ncü maddesi mucibince teşekkül edebilecek muavin şirketlerden,” Yukarda TBMM tutanak dergisinin 1941 tarihinde bastırılmış olan
sayısından aynen aldığımız antlaşma maddesine göre, Türkiye ırak petrollerinin tümü için gerek devletin, gerek şirketlerin gerekse taşaron ve şahısların
elde ettiği paydan yirmi beş yıl süre ile yüzde on alır. Peki
almış mıdır? Kimi
biraz aldı diyor Kimi almadı. Kimide 500 bin
sterlin aldı.Bir daha bütçe gelirlerinde gösterilmesine rağmen vaz geçti diyor. Ancak
yaptığımız araştırmadan bu konuda sıhhatli bir bilginin bulunmadığı, Hatta
dış işlerinde ilgili dairenin bihaber olduğu, yeni yeni İngiliz arşiv belgelerinden araştırılmak üzere
personel gönderilerek sonucun ortaya çıkarılacağı söyleniyor. Doğrusu
ağlayacak halimize ağlayanın olmadığı ortada.. Ayrıca
Irak’ta petrol gelirlerinin artış kaydettiği dönemde ise
hiç para gelmediği yada istenmediği kesinlik kazanıyor.. KAYNAKLAR: ........ 1-
TBMM Kavanin Mecmuası1-942-Cilt: 2 2-Fahri
Belen: “Türk Kurtuluş Savaşı” 3-TBMM
Kavanin Mecmuası-1941-Cilt:4 (Not: Tam tarihini hatırlamıyorum ancak Mart 2003 de Vakit
Gazetesi’nde yayınlandı. Necati Çavdar) |
Mustafa İsmet İnönü, itiraf ediyor:
Bir bütün olan coğrafyayı parçalayan, bu gün hala açılar çektiğimiz
sınırlara milleti hapseden ve dünya görüşü olarak da belli
kalıplara zorlayan Lozan’da alınan kararla,
Türkiye’de hala yansıtılanların birbirinin zıddı olduğunu, sonunda
İngilizler ne istemişse onun gerçekleştiğini, uluslararası antlaşmalarda atılan
imzanın, içeride halka tam tersi anlam verircesine konuşulduğunu, halktan
gizlendiğini sonradan “Milli Şef “ olacak oaln Lozan imzacısı
Mustafa İsmet İnönü’nün açık itirafından da öğreniyoruz..
1969’da, Seha Meray, Lozan Tutanakları’ diye bir çalışma yapar.
İnönü , Yazdığı Önsöz’deki değerlendirmesi ile İngiltere karşısındaki
durumumuzu ortaya koymaktadır.
İnönü şöyle diyecektir:
”Lozan Muahedesi imparatorluğun tasfiye edildiği muahededir…
Yenilgi kesin idi ve galipler sulh masalarına tam hakimiyetle oturdular…
Müttefiklerimiz olan İmparatorluklar, sadece, aldıkları muahede projelerini
görmek ve imzalayacaklarını söylemek hakkı ile konferansa girdiler.”
(Kaynak; Lozan Barış Konferansı, Paris Devlet Basımevi, 1923, Çev.
Seha L. Meray, A.Ü. S. B. F. Yayınları, Ankara 1969, Önsöz: İsmet İnönü.
Kaynağın yayınlandığı eser; “Osmanlının Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu, S.673) - See
more at: http://www.canmehmet.com/#sthash.w0Ibs5Pw.dpuf
//////////////////////////////////////////////////////////////////
Cevat
Paşa ve
MUSUL NASIL ELDEN ÇIKTI?
Lozan'da Irak hududu çizilmemişti.Musul meselesi çözülenmemişti.
6 Ağustos 1924 İngiltere Musul sorununu Milletler Cemiyetine
götürdü. Türkiye bu Cemiyete üye bile değildi. Cemiyet tamamen İngiltere'nin
kontrolündeydi.
7
Ağustos'ta Hakkari bölgesinde Nesturi ayaklanması çıktı.Türk ordusunda bazı
subaylar devletlerine ihanet ederek İngiliz safına geçti.
20 Eylül 1924'te Milletler Cemiyeti Musul Meselesini görüşmeye başladı. Türkiye
Musul'un geleceğini Musul'da yaşayanlara sorulmasını Halk oylaması (referandum)
yapılmasını istedi. İngiltere bunu şiddetle ret etti yine aynı gün (20 Eylül
1924) Türkiye'nin plebisit önerisini kabul etmeyen İngiltere Milletler
Cemiyetinde sorunun çözümü için Macar, İsveç ve Belçikalı üyeden oluşan bir
komisyon kurdurdu.
29 Ekim 1925 Musul'da İngiliz ve Türk askerleri arasında çatışma çıktı.
Milletler Cemiyeti Bürüksel'de toplandı. Hakkariyi Irak'tan ayıran bugünkü
sınırı çizdi. Bu sınıra Bürüksel Hattı adı verildi.
27 Ocak 1925'te Üçlü Komisyon halkın Nabzını tutmak için Musl'a gitti. Halk
Türkiye'yi mi yoksa Irak'a mı katılmak istiyordu bunu rapor edecekti. Heyete
Cevad Paşa da eşlik ediyordu. İngilizler Cevad Paşa'yı enterne etmek
istiyorlardı ancak Halk onu görmek için sokaklara dökülmüştü. Onun ve Türkiye
lehine coşkulu kitlesel gösteriler yapıyorlardı.Bundan endişelenen İngiltere
Komisyon üyelerini Musul şehirinden alel acele çıkararak Süleymaniye'ye
götürdüler.
13 Şubat 1925 Komisyon üyeleri Irak 'ta çalışmalarını sürdürüken Türkiye'de
Şeyh Sait ayaklanması çıktı
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10154211581293006&set=a.10150177532383006.331420.731898005&type=3&theater
http://necaticavdar.blogcu.com/ebedi-dosluk-adina-teslim-edilen-vatan-musul/16903282
//////////////////////////////////////
LİBYA
David Bizet
La Libye, six ans après
l'intervention Sarkozyste. Un gouvernement légitime à Tripoli en conflit avec
celui de Haftar, ancien agent Américain : le désordre.
Libya, altı müdahale
altı yıl sonra. Hafter ' de meşru bir hükümet, eski Amerikan ajanı karışıklık.
·
Yorumlar
Makah Hakam Voilà comment au nom de la
liberté du peuple on arrive à réduire à néant un pays. Aller demander si le
peuple est content de ce qui lui arrive. Certes il lui disait dictateur mais il
me semble que ce pays se portait bien en ayant Khaddafi en tête. Et la liste
peut se suivre non loin l'Irak, l'Egytpe qui est sous l'emprise de l'armée.
Alors qu'elle avait élu DEMOCRATIQUEMENT son président. Tout cela est bien
nauséabond la soif de richesse de l'être humain le rend capable de toute
inhumanité
Işte halkın özgürlüğü
adına bir ülkeyi azaltmak. Gidip, insanların başına gelen şeyden memnun olup
olmadığını sor. Ona diktatör derdi. Ama bana göre bu ülke çok iyi giyiyordu. Ve
liste ırak 'tan ırak' a hayır. Ordu etkisi. Başkan ' ı demokratik olarak
seçilmiş. Bütün bunlar çok kötü kokuyor. insan olmak susadım.
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla ·
Amir Gahzi il semble il semble ... en
Syrie on a laissé Assad au pouvoir et on en est à 200 000 morts civiles .... en
Libye il y a de l'instabilité mais pas de massacre de civile comparable à la
Syrie (moins de 10 000 miliciens tués en tout et pour tout ). Pas sur que les
clans libyens persécutés par Kadhafi (c'est à dire tous sauf sa tribu)
regrettent leurs libertés totales de gouverner leurs villes et villages qu'ils
ont depuis la mort du régime ...et puis laisser les Kadhafis réprimaient les
libyens de Bengazhi auraient fait couler plus de sang
Görünüşe göre Suriye
' de... Assad ' ı ele ' ve 200 sivil öldü. Libya ' da dengesizlik var ama
suriye gibi sivil katliam yok. 10 ' den fazla milis var. Libya tarafından
eziyet eziyet tarafından eziyet. Onun hariç. Diyet öldü...... ve sonra
réprimaient réprimaient...... Daha fazla kan akışına.
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla ·
· 6 Temmuz, 23:19 · Düzenlendi
Amir Gahzi Et la Libye n'est pas
détruite contrairement à la Syrie , ses grandes villes sont largement intactes
mis à part Syrte
Ve Libya, Suriye '
nin aksine büyük şehirler sağlam yerde.
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla ·
Fransızca'dan
çevrildi
Çünkü İmhasından ' i
değildi, o yüzden onu terk etti. Ancak, Assad 'ın, Avrupa' nın çıkarlarını
hizmet daha ilgi çekici olduğu için gitmeden değil. Neden Fransa ' da Libya '
da insan hakları isim, insan hakları vb değil de Suriye ' de. İmhasından kendi
halkını bomba ya da kendi halkını öldürdü, değil mi? O zaman neden ikiyüzlülük
oynamak istiyorsun? Eğer Avrupa insan haklarını o kadar çok yani ki ihtiyacı
olan şeye müdahale. Suriye, Filistin, Myanmar (Burma) 1 Afrika. Hayır, sadece
ülkenin kâr uzaylılarla yok ettiği zaman dévaste. Libya ' yı idare eden kişi,
kâr insanlar??Aslına Bak
Fransızca'dan
çevrildi
Kaddafi herkesi
öldürmek üzereydi, iyi ki müdahale edildi! Libya ' ya gelince, soru "
müdahale etmek " değildi?",?"... ama arap ne
oldu?"...?"... Araplar, maghrébins, Afrika?????? Neden hep yabancı
güç? Eğer bir gün izlanda veya irlanda ' da bir sorun varsa?!?! Nijerya ya da
Cezayir ' e müdahale bir emin olabilirsiniz...... AMA ONLAR MALİ ' ye müdahale
etmeye tereddüt. Kongo, Kongo, centrafrique gibi.Aslına Bak
· Yanıtla ·
· Yanıtla ·
Amir Gahzi Makah Hakam " Kaddafi
avait il lancé des bombes ou tué son propre peuple ???" va voir ce qu'il
avait fait à Misrata et ce que Saif Al Islam son fils promettait de faire à
Benghazi . Je défend pas l'intervention Française , mais louer Kadhafi au nom
d'un anti-impérialisme alors que lui meme l'étais à sa manière ... les profits
d'aujourd'hui profitent aux clans locaux qui ont récupérer chacun leurs parts
du pétrole et aux occidentaux , avant c'était à kadhafi et aux occidentaux
Makah hakam "
imhasından " ya bomba attı ya da kendi halkını öldürdü???" git ' e ne
yaptığını ve saif al islam ' ı Bingazi ' ye söz söz verdi. Fransız müdahale
savunuyor...... Ama Kaddafi ' ye karşı bir anti-emperyalizme olarak kiralamak......
kendi şekilde kar. Eskiden Kaddafi ve Batılı ' '.
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla ·
Amir Gahzi Wadie Laarissi "Pourquoi c'est toujours
des puissances étrangères extra-continentaux qui interviennent ?!" parce
que vous avez choisi de vous soumettre économiquement à ces derniers et que
vous avez sauvegarder les frontières coloniales qui sont parfaites pour
manipuler des populations ainsi divisés , les controler , les monter les unes
contre les autres etc . Les arabes n'ont qu'a s'unir si ils veulent un Etat
fort sans intervention étrangère
Wadie Laarissi " neden her zaman ekstra
yabancı güç müdahale?!" çünkü siz ekonomik ekonomik tercih ve koloni sınır
manipüle için mükemmel olan koloni sınırlarını yedeklemek. Onları kontrol
etmek, birbirleriyle yukarı. Araplar, dış müdahale olmadan güçlü bir devlet
istiyorlar.
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla ·
Wadie Laarissi Amir Gahzi Mon cher ami, l'Empire
Ottoman, c'est fini depuis longtemps, il est temps de tourner la page et de
penser à l'avenir. Les États-nations du monde majoritairement musulman doivent
se libérer et apprendre à coopérer et à entretenir des relation...Daha Fazlasını Gör
Amir Gahzi canım arkadaşım, Osmanlı
imparatorluğu uzun zamandır bitti, artık sayfayı dönüp geleceği düşünmek için.
Çoğu Müslüman dünya milletler serbest ve işbirliği yapmak ve işbirliği yapmak
ve bu durum diplomatik, ticari, askeri, bilim, bilim, vb. Eğer Batılı ülkeler
bunu başarılı, biz de yapabiliriz!
Otomatik Olarak
Çevrildi
Makah Hakam oui là tu as rasion, je ne
voi spas pourquoi les pays arabes ne coopère pas ensemble. Comme tu l'as si
bien dit "ils n'ont qu'à s'unir". Après la politique interne des pays
arabes je ne la connais pas parfaitement. Je dit juste malgré le fait que je
n'approuve pas le côté dictateur de Kaddafi, son peuple vvait bien avant
l'intervention. Après moi c'est vrai que je m'occupe plus de la Turquie, ma
patrie, j'ai pu voir avec fierté que le 15 juillet ils n'ont pas laissé le
coupr d'état, on est content de notre président. c'est vrai que c'est au peuple
lui-même de faire ses revndications.
Evet, sen neden.
Neden Arap ülkelerin birlikte iş birliği bir spas. O kadar iyi var ki ".
". Arap ülkeleri ' nin iç politik sonra ". ". onu mükemmel. Ben
sadece imhasından ' un diktatör tarafını katılıyorum rağmen halkının müdahale
çok daha iyi olduğunu söylüyorum. Benden sonra sonra daha çok Türkiye ' yi,,
gurur gurur ile 15 Temmuz ' da devlet coupr izin ', biz mutluyuz. Evet,
insanların kendi revndications yaptığı doğru.
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla ·
Fransızca'dan
çevrildi
Amir gahzi seni
istiyorum ya da ekonomik olarak değil, hiçbir şeyden korkma, eğer para yemi
olursa, c TTAslına Bak
Makah Hakam Amir Gahzi moi encore je reparle
de mon pays, mais le 15 juillet état une des dernières (je l'espère) tentatives
de renversement de pouvoir. Si tu savais tout ce qui était fait avant, et
encore, en tant que citoyen on a certaines ifos qui ne sont pas dévoilées au
nom du secret national. Mais quand tu regardes dans le fond, le financement,
les aides logistiques etc, elle ne viennent pas de la Turquie même. C'est juste
qu'i y a des traîtres et ceux qui les aident
Amir gahzi ben yine
tekrar tekrar ama 15 Temmuz ' da son bir biri (umarım) güç devirmek
girişimleri. Daha önce yapılan her şeyi biliyordum ve bir vatandaş olarak
ulusal sır olarak ortaya kim bazı ifos var. Ama dibe bak, finansman, lojistik
vs. Türkiye ' den bile gelmiyor. Sadece vatan hainleri ve onlara yardım edenler
var.
Otomatik Olarak
Çevrildi
Amir Gahzi Wadie Laarissi c'est pas une coopération
qu'il faut mais une unification , sinon avec les dictateurs fantoches qu'on se
trainent ça ne marchera jamais (au mieux une coquille vide comme la ligue
arabe).Faut virer les frontières coloniales sinon on restera divisés et faibles
c'est tout, et un etat Arabe unifié du Maroc jusqu'a l'Irak (voir musulman
jusqu'a l'Indonesie) . Si les Américains , les chinois ou les russes s'étaient
divisés en de multiples etat fantoche comme le sont les pays arabes , c'est
pays ne seraient pas des grandes puissances
Wadie Laarissi bu bir işbirliği değil ama
birleşme lazım, yoksa ile ile ile asla işe yaramaz (en iyi ' Arap ligi gibi).
Koloni sınırlarını kovmak lazım yoksa ayrılığa ve zayıf kalacağız. ve bir arap
devleti ırak ' a kadar ırak ' a kadar ırak (Müslüman ' a kadar müslüman). Eğer
Amerikalılar, Çinliler ya da Ruslar Arap ülkeleri gibi bir kukla ayrılığa bu
ülke büyük güçlere sahip olamaz.
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla · 7 Temmuz, 12:40 · Düzenlendi
Wadie Laarissi Amir Gahzi Bon je répète, parce
qu'apparemment tu lis des phrases en omettant certains mots... "Les
États-nations du monde majoritairement musulman doivent SE LIBÉRER et apprendre
à coopérer...". Les dictateurs fantoches comme tu dis, n'ont pas été
choisi par les peuples arabes, ce sont des pantins au service des grandes
puissances (États-Unis, Russie, etc.). Et c'est là tout le problème ! Tant
qu'il n'y a pas de démocratie dans ces pays, il n'y aura jamais de dirigeants
qui appliquent une politique voulue par ces peuples et dans l'intérêt de ces
peuples. Frontières ou pas de frontières, ça n'a pas d'importance, le monde
arabe et le monde musulman sera toujours composé de plusieurs peuples ayant des
langues différentes, des cultures différentes, des origines différentes, etc.
car c'est Dieu qui l'a voulu ainsi ! D'ailleurs l'Empire Ottoman est tombé
parce que les arabes ne voulaient plus être dirigés par les turcs. Et c'est
normal ! C'est leur droit ! Chaque peuple doit être souverain sur sa terre.
Regarde les pays européens, il y a eu la première guerre mondiale et la 2ème
guerre mondiale, jamais on n'aurait cru qu'un jour ils créeraient l'Union
Européenne et qu'ils vivraient en paix durant plus de 50 ans, c'était
impensable et inimaginable car ils se sont toujours fait la guerre depuis des
milliers d'années et pourtant c'est arrivé, il n'y a plus de frontières
physiques entre eux, ils ont créé l'espace Schengen, ils ont même constitué une
monnaie unique et une alliance militaire: l'OTAN.
Çeviri yok
· Yanıtla · 7 Temmuz, 13:40 · Düzenlendi
Amir Gahzi Wadie Laarissi Et aujourd'hui l'UE est bloqué
et ça devient aussi une coquille vide .Le nationalisme est un concept étranger
à l'Islam , les arabes ne se sont pas révoltés contre l'empire Ottoman parce
qu'ils voulaient etre libre mais parce qu'ils ont...Daha Fazlasını Gör
Wadie Laarissi bugün de ab bloke ve bu da
boş bir kabuk oluyor. Milliyetçilik, islam 'a yabancı bir konsept. Ama Araplar
Osmanlı imparatorluğu' na karşı isyan. Çünkü Franco tarafından manipüle.
Araplar. Müslüman dünyası birçok halklar oluşur ama bir devlet şart
birleştiren. Aksi halde bu insanlar dış işkence ya da dış güçler ile vassaux.
Bu islami bir zorunda. Açıkçası, Müslüman daha kötü olur. Aptal gibi bakımı,
sınır sınır müslüman varın, Müslüman lazım seçim yok yok. Büyük Güçler ' in
köleleri. Büyük güçler acımasız her (Amerika ' lı 1860 ' lerde) 90 ' lerde,
Rusya ' ya kadar.
Otomatik Olarak
Çevrildi
Amir Gahzi Wadie Laarissi De toute façon le jour où les
musulmans auront marre de se faire persécuter ils se dirigeront vers le
panalislamisme , en attendant on va très certainement se faire encore massacrer
avant de comprendre la necessité de s'unir politiquement sur la base de l'Islam
comme du temps des premiers califats
Wadie Laarissi Allah ' ın işkence gün gün
nerede bıktım bıktım doğru doğru yöneteceği, bu arada mutlaka mutlaka katletmek
git anlamak önce önce anlamak Ilk califats zaman gibi
Otomatik Olarak
Çevrildi
![]()
Yanıt yaz...
الله يعين حفتر
Allah yardım yardım
Otomatik Olarak
Çevrildi
Habib Attifa La balkanisation En marche,
pour revoir use nouvelle frontiere sicot-piket
Balkanisation
çalışıyor, yeni sınırı sınırı güle
Otomatik Olarak
Çevrildi
Azzedine Benstiti tout est fait pour nous dire
que si vous avez des dictateurs garder les si non si s'a vous prend l'envie de
les changer votre situation elle sera pire qu'avant
Her şey yapıyor. Eğer
diktatörlerin varsa onları tutmak tutmak.
Otomatik Olarak
Çevrildi
David Bizet Non, mais c'était au peuple
lui meme de régler cette situation
Hayır, ama bu durumu
var.
Otomatik Olarak
Çevrildi
Makah Hakam oui, mais ça ce n'est pas le
peuple qui en a décider c'est les pays extérieurs. Sinon comme je le disais
plus haut les Syriens ne veulent plus d'Assad, pourtant il est bien protég. Où
est l'europe pour aider les habitants au nom de leur liberté
Evet, ama bu
insanlar, dış dünya için karar vermek zorunda değil. Dediğim gibi, Suriyeli
daha fazla assad ' ı istemiyor, yine de iyi elekt. Avrupa ' nın özgürlüğü adına
insanlara yardım etmek için.
Otomatik Olarak
Çevrildi
![]()
Yanıt yaz...
Karim Salem Les lybiens sont maîtres de
leurs destin c'est à eux de choisir comme des grands
Libyalı ' lar kendi
kader usta. Onlar büyük.
Otomatik Olarak
Çevrildi
Oum Soumi Qu'Allah assiste les lybiens
et que Haftar connaisse une mort aussi ignominieuse que celle de Kadhafi !
Allah Libyalı 'ye
yardım etsin ve hafter' nin de ölü gibi bir ölümü tanıdığım!
Otomatik Olarak
Çevrildi
يحيى حميدي Ça va se régler à l'ancienne
avec les armes. Il n'y aura aucun accord politique. C'est le plus fort sur le
terrain qui imposera le règlement du conflit.
Bu eski silahlarla
var. Politik bir anlaşma olmayacak. Bu, savaş kurallarını gösterecektir en
güçlü yer.
Otomatik Olarak
Çevrildi
Mohamed Boutnef Pourquoi toujours impliquer
un homme souvent sous fond de haine sociopolitique ? La France y est allée
(avec la Grande Bretagne) sur mandat de l'assemblée générale de l'onu (cas
unique) et sur appel au secours des révolutionnaires libyens encerclés à B...Daha Fazlasını Gör
Neden her zaman bir
adamı bu kadar nefret dolu bir nefret içine dahil? Fransa, Birleşmiş Milletler
Genel Kurulu 'na ve Libya' ye sarıldı ve tripoli canavarı tarafından hazırlanan
bir soykırım tehdidi altında. Ve Flight bölge parçasıdır korkunç korkunç
etkisiz etkisiz. Bu. Amerikan görevinin ötesine gitmeye karar veren
Amerikalılar..
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla ·
![]()
Yorum yaz...
David Bizet, 2 yeni fotoğraf ekledi.
En 1919, dans le cadre de la
conférence de paix de Versailles, une commission chargée de rédiger un rapport
pour établir au mieux la partition de l'empire ottoman en respectant les
volontés des autochtones fut constituée.
Ce fut la célèbre commission King-Crane, qui rendit
son rapport au mois d'août de la même année.
Dans cette unique occasion où la parole fut donnée à
l'opinion Arabe pour son éventuelle autodétermination, la commission qui avait
réalisé plus de 3.000 entrevues avec des notables locaux dans plus de 300
villes et villages, de Bir Sib' (Bir Sheeva) à Damas, en passant par Jérusalem
et Alep, conclua que les populations locales voulurent à l'unanimité d'un pays
unifié, le pays de Shâm.
La suite on la connaît : la
commission ne fut pas suivie, la France inventa le Liban et la Syrie, tandis
que les britanniques inventèrent la Palestine (la Palestine dans sa forme
actuelle n'existait pas avant), et la Jordanie.
Entités étatiques qui ne manquèrent pas de se diviser,
de se faire piller, et d'être la risée du monde.
Merci beaucoup les nationalistes.
1919 yılında,
Versailles Barış Konferansı 'nın bir parçası olarak Osmanlı imparatorluğu' nun
disk saygı yerli saygı.
Aynı yılın ağustos ayında raporunu veren ünlü king-Crane Komisyon.
Kendi kaderini tayin ettiği bu tek fırsat 300 şehir ve köy 3.000 ' den fazla
şehir ve köy yerel daha. Şam ' da, Kudüs ' te, Kudüs ve Halep ' in Birleşik
Devletleri ' ne istemiş.
Bundan sonra, komisyon takip. Fransa, Lübnan ve Suriye 'yi icat etti.
İngilizler Filistin' i yarattılar.
Bölmek, piller ve dünyanın maskara olmak.
Milliyetçi çok teşekkür ederim.
·
Yorumlar
Makah Hakam oui triste fin d'un empire !
Evet, bir
imparatorluğun hazin sonu!
Otomatik Olarak
Çevrildi
Khalid Bagha C'est un peu ce que veulent
les séparatistes saharaouis et leurs mentors ..créer un état fantoche et
artificiel. . Sous la seule condition que celui ci fut colonisé par un autre
pays que la France. .
Ayrılıkçı saharaouis
ve akıl akıl istedikleri şey.... Sahte ve yapay bir durum yaratmak. Fransa '
dan başka bir ülke tarafından koloni. - Evet.
Otomatik Olarak
Çevrildi
Malik De Livry C'est pas pareil:
- ici les peuples veulent rester ensemble dans un pays nommé Sham
- pour les sahraoui, ils veulent leur independance non parce qu'il ont ete
colonise par l'espagne (et non la france) mais parce que l ''empire marocain''
n'a pas tjrs ete aussi etendu (cf post de David Bizet sur la question +
histoire + ...)
Aynı şey değil.
- Burada insanlar sham adında bir ülkede birlikte kalmak istiyor.
- sahralı için, ispanya 'ya edeceksiniz için değil, ispanya' ya edeceksiniz
için hayır. + Tarih +...)
Otomatik Olarak
Çevrildi
David Bizet C'est pas une majorité de
sahrawi qui demande l'indépendance
Bağımsız sor çoğunluk
değil.
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla ·
· 4 Temmuz, 16:33 · Düzenlendi
Fransızca'dan
çevrildi
Buraya göç eden Fas
onları mı hesap? Cezayir ' de olanlar mı? Eğer çoğunluk orada değilse, neden
keşke referendum?Aslına Bak
Khalid Bagha Malik De Livry la question du Sahara est une
supercherie. . Et tous les sahraouis ne sont pas séparatistes. . Et puis l'idée
même de cette fikra (pensée ) émane d'un groupe d'étudiants marocain. .soutenu
et aidé par des pays étrangers à la solde du marxisme. .
Malik De Livry sahra meselesi hileyi. Ve tüm
sahra ayrılıkçı değildir. . SONRA DA BU FİKRA (düşünce) bir faslı öğrenci grubu
tarafından bu. Yabancı para yabancı ülkeler tarafından desteklenen ve yardımcı.
- Evet.
Otomatik Olarak
Çevrildi
Malik De Livry Khalid Bagha je mettai juste en avant les
points de difference sur ce sujet ''sensible''.
Apres, le mieux, en verité, ca serait pas de sauter ttes les frontiere
maghrebine? La aussi, y'a debat...
Khalid Bagha ben sadece mettai sadece
aradaki farkı ' ' ' hassas ' '
Daha sonra, en iyi kısmı maghrébine sınırı havaya değil mi? Bunu da tartışma.
Otomatik Olarak
Çevrildi
Khalid Bagha Malik De Livry l'ancien chef du polisario
mohamed abdelaziz Allah y rahmo. .n'est même pas issue du Sahara occupé par
l'Espagne. .et son père est un officier des forces armées royale. . Cherche
donc l'erreur. ..
Malik De Livry eski reis Muhammed Muhammed
Muhammed Allah ' a orada. İspanya 'nın işgal ettiği Sahra' bile çıkış. Ve
Babası Kraliyet Ordusu ' nun bir subayı. . Bu hatayı bir ara.
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla ·
· 4 Temmuz, 16:33 · Düzenlendi
Khalid Bagha Malik De Livry pour créer un grand maghreb.
.évitons de créer de nouveaux état fantoches. .ce serait un bon début..
Malik De Livry büyük bir fas yaratmak için.
Yeni bir devlet devleti yaratmak istemeyiz. Iyi bir başlangıç olur.
Otomatik Olarak
Çevrildi
· Yanıtla ·
![]()
Yanıt yaz...
· Yanıtla ·










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder