2 Eylül 2021 Perşembe
ARİF ERSOY: "Beni menfaya attılar "
Necati Çavdar, Enver Fatih Karakoç ile birlikte.
2 Eylül 2020 ·
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/10158746377622700
DÜNYA "MENFASI"ıdan AHİRET YURDUNA
Allah, cümle müminlere rahmet eyleye
Mekanlarını makamlarını Cennet eyleye
Başkan iken, Çorum da röportaj yapmıştım.
KONUŞTUR/MALAR
KONUŞ/MALAR
ismini verdiğimiz kitapda yer alan röportajında
"Beni menfaya attılar " demişti.. Yani birileri O'nu ANGARA dan uzaklaştırarak adeta ÇORUM'a hapsetmişti..
Dünya menfasından gerçek yurduna göçmüş, yolculuk mübarek ola..
...
İlmiyle amil, MİLLİ EKONOMİ!KALKINMA MODELİ nin teorisyeni...
Ve bir hatıra..
"Devlet malını çalan melundur düsturu" İle işbaşına gelerek bu düstura sadık kalan EFSANE başkanlardan rahmetli ERSOY,başkan iken..
İşim gereği ayda bir KOLİN inşaata giderdim..Kolin'in sahibi dedi ki;
" Samsunda işlerimiz var. Dolayısıyla hemen her hafta Çorum'dan geçeriz..
Sabah giderken bozuk, çukur olan yol akşam dönerken düzeltilmiş, pırıl pırıl görüyoruz.
Hem şehir çok temiz, hem de işler çok seri hallediliyor..
Ben ülkenin hemen her yerine giderim..
Çorum daki hale rast gelmedim..
Oranın başkanı nasıl biri ki bunu başarıyor demişti."
/////////////////////////////
Çorum Belediye Başkanı Prof. Dr. Arif Ersoy , Fazilet Partisi’nin 18 Nisan seçimlerinden önce ve sonrasında takip ettiği politikalar konusunda Yeni Dönem’e şok açıklamalar yaptı.
OY KAYBINDA PARTİNİN KENDİ HATALARI ÇOK OLDU
Arif ERSOY : Milletvekili seçimlerinde Fazilet Partisi’nin aldığı olumsuz neticeyi oransal olarak söylersek; benim kanaatime göre dış etkilerden çok iç etkenlerin payı daha fazladır.
Tahmin ediyorduk ki; parti bu 28 Şubat sürecini lehte kullanır. Konjonktür bu duruma çok çok müsaitti. 28 Şubat süreci iyi değerlendirilse idi olumlu neticeler alabilirdi.
Bu düşük neticenin alınmasında ben dış etkenleri % 20 olarak sayıyorum. % 80’i ise partinin kendi içinden kaynaklanan etkilerdir.
Her şeyden önce partinin söylemlerinde sıkıntı oldu. Geçmişteki söylemler bir tarafa atıldı. Ama onun yerine yenileri konamadı. Tabanın alışık olduğu söylemler terk edildi. Fakat yerine de yenileri geliştirilip konulmadığı için partinin tabanı ve yerel bazdaki yöneticileri halka ne söyleyeceklerini tam olarak ortaya koyamadılar. Siz bir denbire onların önüne hiç çözüm getirmeyen sloganları korsunuz. Bunlarla onları tatmin etmemiş olursunuz ve o kitlenin kendilerine güvenlerini sarsmış olursunuz. Özellikle partinin öncü kısmı, yönetici kısmı bu konuda yeteri kadar güvence veremedi. Halkı harekete getiremedi. Biliyorsunuz. Seçimlerden önceki heyecan, güven ve geleceğe olan ümitle orantılı olarak artar.
PARTİ YÖNETİMİ “GÜVEN VE ÜMİD VEREMEDİ”
Yeni parti proğramı gereken “güveni, çözümü ve geleceğe olan ümidi” veremedi. Mutlaka seçimden önce heyecan olması gerekir. Heyecanda “güven, çözüm ve ümide” bağlıdır. Bu üç konuda yeterli davranılamadı.
Hep ne olmadıklarını anlatmaya çalıştılar. Ne olduklarını anlatmalı idiler.
FP nedir? FP hareketi ne istiyor, nasıl bir Türkiye istiyor, nasıl bir demokrasi istiyor? Bu soruların cevapları net, açık bir şekilde ortaya konması gerekir.
PARTİDE PARTİ İÇ İDEMOKRASİ YOK
FP’nin tabanı ile tavanı arasında yeterince bir diyalog sağlanamadı bu önemli idi. Bu parti içi demokrasidir. Taban ne istiyor, tavan ne söylemek istiyor. Bu anlatılamadı ve partinin üst düzey yöneticileri tabanın genel eğilimlerini listelerine yansıtamadı. Yansıtamayınca kendileri de tabana anlatmak istediklerini yansıtamadılar.
Necati Çavdar / ANKARA
Yeni Dönem: Kamuoyu yoklamalarında FP’nin % 25’in üzerinde bir netice alacağı görülüyordu. Ancak beklenen neticenin yerel yönetimlerde alındığı ve genel yönetimlerde alınamadığı ortaya çıktı. Siz bu sonucu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Arif ERSOY : FP yeni bir parti. Yalnız, FP’nin dayandığı dünya görüşü ve hareket yeni değildir. Son otuz yıllık bir hareketin ve anlayışın devamıdır. Yani Türkiye Cumhuriyeti yeni bir devlettir, ama Osmanlı devletine dayanmıyor demek yanlış olur. Bu nedenle FP de geçmişteki birikime dayanıyor. Parti olarak yeni bir partidir.
Doğrusu FP’nin bu seçimlerde % 23-24 dolayında oy alacağını tahmin ediyorduk. 98 sonları ve 99’un ilk aylarında yapılan anketler bunu gösteriyordu. Bu tahmin, mahalli seçimlerde doğru çıktı. Mahalli seçimlerde % 23 küsür oy alındı. Bunun sebebi de şudur: Halk, mahalli düzeyde FP anlayışını denedi, yapılanları gördü. Aşağı yukarı tahminlere yakın bir sonucu aldık.
Genel seçimlerdeki düşüşü biz dahili ve harici nedenlere bağlıyoruz. Yani parti içinden ve dışından kaynaklanan nedenler var.
OY KAYBINDA PARTİNİN KENDİ HATALARI ÇOK OLDU
Yeni Dönem: Sizce nedir bunlar?
Arif ERSOY : Milletvekili seçimlerinde alınan olumsuz neticeyi oransal olarak söylersek; benim kanaatime göre dış etkilerden çok iç etkenlerin payı daha fazla. Dış etken olarak, 28 Şubat sürecinin yaşanması etkili oldu. FP, 28 Şubat sürecini lehte kullanabilirdi. Bu tarihimizde böyle olmuştur. Toplumumuzun kültürel yapısı böyledir. Yani, CHP’nin 1946’daki baskıcı zihniyetine karşı 14 Mayıs 1950 tepkisi ortaya çıkmıştır. Halk, dayatmalara karşı bir reaksiyon ortaya koymuştu. 1960’dan sonra Adalet Partisi’nin, 80’den sonra ANAP’ın ortaya çıkması da böyledir. Tahmin ediyorduk ki; parti bu 28 Şubat sürecini lehte kullanır. Konjonktür bu duruma çok çok müsaitti.
Seçimlerden önce yolsuzluklar nedeniyle düşmüş bir hükümet sözkonusu idi. Ülkede uygulanan antidemokratik uygulamaların toplum üzerindeki olumsuz etkileri vardı. Nitekim CHP, 28 Şubat sürecinin gereği olarak barajın altına düşmüştür. Dolayısıyla 28 Şubat süreci iyi değerlendirilse idi olumlu neticeler alabilirdi.
Genel seçimlerde düşük oy almamızın bir diğer nedeni de partinin sürekli kapatılma tehdidi altında bulunmasıdır.
Bu düşük neticenin alınmasında ben dış etkenleri % 20 olarak sayıyorum. % 80’i ise partinin kendi içinden kaynaklanan etkilerdir.
Yeni Dönem : FP’nin kendi içinde hangi faktörler, seçimlerde düşük netice almanıza neden oldu?
Arif ERSOY : Parti, 28 Şubat sürecinin getirdiği konjonktürü iyi değerlendiremediği için, yeni duruma kendini adapte edemedi.
Her şeyden önce partinin söylemlerinde sıkıntı oldu. Geçmişteki söylemler bir tarafa atıldı. Ama onun yerine yenileri konamadı. Tabanın alışık olduğu söylemler terk edildi. Fakat yerine de yenileri geliştirilip konulmadığı için partinin tabanı ve yerel bazdaki yöneticileri halka ne söyleyeceklerini tam olarak ortaya koyamadılar.
Bir de, 28 Şubat süreci çözümsüzlüğü ortaya koydu. Bir bakıma geriye gidişti. Toplumların ileriye gidişi özgürlük ve demokrasiyle orantılıdır. Toplum ne kadar özgürleşirse, ne kadar demokratikleşirse, ne kadar katılımı artarsa topluma yeni gelişme ve dinamizm getirir. Sanayi inkılabından beri tüm toplumlarda bu böyle olmuştur.
Eğer toplum daha özgürleşiyor, daha üretken ve atılımcı oluyorsa bunda gelişme olur. Baskı ve dayatma toplumları durdurur, statikleştirir, geriye götürür. Dolayısıyla 28 Şubat süreci bir bakıma Türk toplumunu geriye götüren bir süreçtir.
Bu süreçten en olumsuz etkilenen parti FP oldu. Dolayısıyla partinin demokrasi, katılımcılık , ekonomik ve sosyal sorunların çözümünde daha net ve açık görüşlerinin olması gerekirdi. Parti, belki kısa zaman içinde kendini toparlayarak çözümler üretemedi. Halbuki bizim tabanımız diğer partilerin mevcut çözümlerini bilen ve o çözümlerin çözümsüzlük olduğunu anlayan bir tabandır.
Siz birden bire onların önüne hiç çözüm getirmeyen sloganları korsunuz. Bunlarla onları tatmin etmemiş olursunuz ve o kitlenin kendilerine güvenlerini sarsmış olursunuz. Özellikle partinin öncü kısmı, yönetici kısmı bu konuda yeteri kadar güvence veremedi. Halkı harekete getiremedi. Biliyorsunuz. Seçimlerden önceki heyecan, güven ve geleceğe olan ümitle orantılı olarak artar.
PARTİ YÖNETİMİ “GÜVEN VE ÜMİD VEREMEDİ”
Yeni Dönem: Tabanın arzu ve isteklerini genel merkez ve parti yönetimi karşılayamadı mı?
Arif ERSOY : Yeni parti proğramı gereken “güveni, çözümü ve geleceğe olan ümidi” veremedi. Mutlaka seçimden önce heyecan olması gerekir. Heyecanda “güven, çözüm ve ümide” bağlıdır. Bu üç konuda yeterli davranılamadı.
Bir de bunu FP hareketinin geneli olarak düşünmek gerekiyor. Hep ne olmadıklarını anlatmaya çalıştılar. Ne olduklarını anlatmalı idiler.
FP nedir? FP hareketi ne istiyor, nasıl bir Türkiye istiyor, nasıl bir demokrasi istiyor? Bu soruların cevapları net, açık bir şekilde ortaya konması gerekir.
Parti içi Demokrasi Yok
Yeni Dönem: FP’de parti içi demokrasinin olmadığını söyleyebilir miyiz? Bununda seçim neticelerine yansıması olmadı mı?
Arif ERSOY : FP’nin tabanı ile tavanı arasında yeterince bir diyalog sağlanamadı bu önemli idi. Bu parti içi demokrasidir.
Biz bilgi çağına girdik. Bilgi çağının özelliklerinden birisi şudur. Artık bilgi saklanan, bir karara bırakılan, korunan bir şey değil. Bir nevi bütün insanlığın ortak malı haline gelmiştir. Sürekli olmak elektronik hızla dünyaya kitle iletişim araçları, tv, radyo, bilgisayar, internet sürekli bilgi aktarıyor. Dolayısıyla tabanla tavan arasında bilgi akışkanlığında tıkanma oldu.
Taban ne istiyor, tavan ne söylemek istiyor. Bu anlatılamadı ve partinin üst düzey yöneticileri tabanın genel eğilimlerini listelerine yansıtamadı. Yansıtamayınca kendilerini de tabana anlatmak istediklerini yansıtamadılar.
Diyelim ki bu küskünler hareketi, seçimden çok az bir dönem içinde ortaya çıkmıştı. Burada parti üst düzey yöneticilerinin amacı ve bu hareketi desteklemekteki gayeleri anlatılamadı.
Hatta partiye karşı olan medyanın anlattıkları taban tarafından yankı buldu. Yansıdı ama partinin de dediği ortaya konmadı. Dolayısıyla burada partinin üst düzey yöneticileri ile taban arasında bilgi akışkanlığında kopukluk oldu. Tabandaki istekler yukarı yansıtılamadı.
Parti Aşırı Merkeziyetçilik Sergiledi
Parti ayrıca aşırı bir merkeziyetçilik sergiledi. Bu fevkalade yanlıştı. Aşırı merkeziyetçilik sanayi inkılabı öncesi sistemdir. Aşırı merkeziyetçi sistem demode olmuştu. Bu sistem belki askeriyede uygulanabilir. Bu sistem sivil hayatta uygulanması fevkalade yanlışlığa yol açar. Ve bilgi akışındaki olumsuzlukları ortaya çıkarır. Merkeze yakın olanlar, merkezden çıkan bilgileri kendi anladıkları gibi tabana yayarlar. Tabandaki arzuyu da, istemediklerini merkeze yansıtmazlar. Tabandaki şikayetleri, olumsuzlukları merkeze olmuş gibi yansıtırlar. Bu da merkezi yanlış karar almalarına yol açar. Dolayısıyla hem merkeziyetçi sistem partinin kitlelere ulaşmasını hem de heyecanını azaltır.
Antidemokratik diyebileceğim belki kendi partisine yönelik böyle insafsız bir eleştiri yapmış olurum ama, merkeziyetçi sistem demokrasiyle zıttır. Aşırı merkeziyetçi sistemde demokrasi gelişemez.
Türkiye’nin de bu gün en büyük çıkmazı dünya üzerinde benzeri olmayan katı kurallı merkeziyetçi bir sistem olmasıdır Ülke bunun için uluslar arası yarışta özlenen yeri alamamaktadır. Özellikle düşünce ve demokrasi alanında geri sıralarda kalmıştır. Rahmetli Özal, % 80’lerde ekonomide belli ölçülerde adem-i merkeziyetçiliği ön plana çıkarmakta idi. Türkiye bugün dünya üzerinde ekonomide de çok geri kalmış bir ülke olurdu. Ekonomide serbestlik, ekonomide dinamizme yol açtı. Ana tercihe siyasette merkeziyetçilik çelişkileri ve çıkmazları artırdı.
Türkiye’de genel sistemdeki merkeziyetçilik benzer şekilde bütün partilerde olduğu gibi bizim partimizde de vardır.
Yeni Dönem: Partide lider sultası mı var demek istiyorsunuz?
Arif ERSOY : Partide tek bir lidere, tek bir kişiye yüklememek lazım. Bu merkeziyetçi yapının kendisi böyledir.
Parti Yönetimleri Polit Büro gibi
Yeni Dönem: Yani sanki partilerin üst yönetimleri tabiri caiz ise herşeye hakim bir “polit büro” olarak ortaya çıkıyor.
Arif ERSOY : Belki o sert eleştiri de bizim üslubumuza ters düşebilir ama Türkiye dünyanın en merkeziyetçi ülkelerinden biridir. Bizim partimizde de diğer partilerde de, bizim partimiz dersek haksızlık yapmış oluruz. Partilerimizde dünyanın en merkeziyetçi partileridir.
Bizim tabanımız bilgi bakımından da belli düzeye gelmiştir. Sorunların yerinde çözülmesini istiyor. Mesela burada aday yoklamaları yapıldı. Ben o zaman yurt dışında idim. Taban diyor ki bizi dinleyen sorunları eğilen insanları öne çıkaralım. Genel Merkez de tabii bu doğaldır diyor. Ama geliniyor burada yoklama yapılıyor. Yoklamanın neticesi o yörede açıklanmıyor, Genel Merkez’de açıklanıyor. Taban diyor ki; biz Genel Merkeze güveniyoruz Ama neden sonuçlar burada açıklanmıyor. Genel Merkezin dediği doğru idi ama burada açıklansa idi biz buna sahip çıkardık diyorlar. Gerçi bu yoklama tarzı da tam demokratik değildi ama olsun, neticeler burada açıklansın isteniyor.
Partimizin kaybetmesinin nedenlerini şöyle açıklayabiliriz:
1- Partideki aşırı merkeziyetçilik.
2- Taban tavan arasında iletişim eksikliği
Yeni Dönem: Peki burada sormadan geçemeyeceğim. Taban il tavan arasında bir güvensizlik var mı?
Arif ERSOY : Merkeziyetçilikte güvensizlik herzaman vardır. Yani merkeziyetçilik iknadan çok korkuya dayanır. Halbuki demokrasi korkudan çok iknaya dayanır.
Türkiye Cumhuriyeti devletinde de bu vardır. Vatandaşa güvenmiyor, vatandaşı serbest bırakırsak yanlış yapar diyor. Bu fevkalade yanlıştır. Sosyolojik bir kuraldır. Toplum ne kadar serbest bırakılırsa toplumun doğruyu ve makula gitme şansı daha artar. Toplumun ne kadar merkezileştirilirse toplumun yanıltılma şansı daha da artar. Devletin kendini güvende hissetmesi adem-i merkeziyetçiliğe bağlıdır.
Bunu ABD ikiyüz sene önce keşfetmiştir. 1776 Anayasasında vardır. İngiltere’ye karşı devleti güçlendirmek için adem-i merkeziyetçilik sistemini getirmişlerdir. Dolayısıyla bir devletin gücü topluma güvenmekle olur. Devletin gücü silah ve askere bağlı değildir. Öyle olsa idi dünyanın en güçlü devleti Sovyetler Birliği olurdu. Dünyanın en güçlü ordusuna ve silahına sahipti, her taraftan kaleler gibi çöktü. Öyle istihbarat teşkilatı var idi ki heryeri kontrol edebiliyordu. Kartondan aslanlar gibi çöküşünün nedeni devlet hiçbir zaman halka güvenmemiştir. Dolayısıyla güçlü devlet halkla bütünleşen devlettir.
Güçlü parti de tabana dayanan partidir. Partinin heryerde teşkilatı olabilir, ama tabanla bütünleşmemişse ufak bir sadme ile, sarsıntı ile gücü sarsılır.
Aslında biz geçmişte bu tabana çok güveniyorduk. Partimizin kuruluşunda bir hata yaptık. Hatanın kaynağını tam bulmuş değiliz. Şunu savunduk belki de “tabanın dediğini yaparsak sıkıntı olur” Tabanın dediğini yapaydık ben inanıyorum ki % 27 oranında en az oy alırdık.
Yeni Dönem: Özellikle seçimlerden önce bir kanaat dile getiriliyordu. Parti kendi büyüklüğünden çekiniyor. Daha az sayıda milletvekili ile temsil parti için faydalı olur gibi bir düşünce gerçekten var mıydı?
Arif ERSOY : Ben bir parti mensubu olarak ve konuya iyimser bakan biri olarak benim bunu kabul etmem mümkün değil. Hiçbir makul ve mantıki düşünen hiçbir parti yönetimi kendi partisinin küçülmesini istemez.
Yeni Dönem: 28 Şubat sürecinin getirdiği bazı sıkıntılar üzerimizde. Biz seçimlere ........... belirsiz girelim de oy oranımız düşerse lehimize olur şeklinde bir düşünce olabilir mi?
Arif ERSOY : Bu söyleniyordu ben buna şahsen katılmıyorum. Böyle bir şey yoktur. Varsa bu fahiş bir hatadır. Partiler eğer iktidarı hedefliyorlarsa her an büyümeyi gaye edinmelidirler. İktidar demek kitleler tarafından desteğinin artması demektir. Esas iktidar budur. Efendim ben bir gurup insanlarla işbirliği yapayım, dolaylı yoldan iktidara gelemim. Bu çok yanlıştır. İktidar, esas iktidar, halkın desteğidir.
Türkiye’de egemen güçler var. Görünmeyen güçler var. Bence bunlar fazla bir anlam ifade etmiyor. Bunların karşısında halkın desteği olmadığı için anlam ifade ediyor. Halkın desteğine mazhar olursanız esas iktidarın kaynağı, güç sahibi halktır. Halk arasında ne kadar çok taraftarınız olur ise o kadar iktidara yanaşırsınız. Türkiye’de böyle bir halk desteği olmadığı için gizli güçlerden bahsediliyor. Yer altı dünyasından başka şeylerden bahsediliyor. Şahsen ben böyle komplo teorilerine fazla itibar etmiyorum.
Benim bakışım şudur. Eğer halkın gücüne iktidarı dayandıramıyorsanız mutlaka o iktidar belli bir gurubun denetimi altındadır. Bu gurup belki 500 belki 300 belki daha azdır. Buna karşılık ülkeyi demokratikleştirmenin tek yolu geniş kitlelere dayandırmalı. Geniş kitleler tarafından desteklenmenin yolu; fazla teorik de değil net, açık v esamimi olarak söylemlerinizi ortaya koymaktır. Yani kitleler hiçbir zaman “Doğru” kitleleri harekete geçirmek için en büyük güçtür. Onun için peygamberlerin ne parası vardır, ne orduları vardır., ne organize güçleri vardır, ama peygamberler yaşadıkları çağın doğrularını “yalın, net ve açık” bir şekilde kitlelere anlatmışlardır. Önce bu gerçekler alay konusu olur. Sonra o gerçekler ambargoya tabi tutulur. Sonra pazarlıklar konusu, sonrada tehdit konusu olmuştu. Ama hiçbir zaman doğrudan taviz vermemişlerdi. Sonra da kitleler fevç fevç peygamberleri takip etmişlerdir. Filozoflarda böyle olmuştu. Dolayısıyla benim kanaatim bizim en büyük eksikliklerimizden birisi de söylemlerimizi net, açık ve samimi bir şekilde ortaya koymamamızdır.
Yeni Dönem : FP kitlelerle buluşamaması ve onlara yeniden ümit olmanın siz FP’nin ne yapmak istediğini kararlı bir şekilde ortaya koymasına mı bağlıyorsunuz?
Arif ERSOY : Sadece FP için demiyorum. Türkiye çok sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Tarih içinde bir çok devlet kurulmuş,bir çokları çökmüştü.
Devletlerin çöküş belirtileri vardır. Bu çöküş belirtilerinden ders alınarak gerekli dersler alınmazsa, devletin çöküşü kaçınılmazdır. Bunlar sosyolojik tarihi olaylardır.
Türkiye’de yaşanan bugünkü hadiseler adeta bir çözülme ve çöküş belirtileridir. Dolayısıyla bu meseleler a veya b partisinin meselesi değil. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurtuluş meselesidir. Hepimiz bu geminin içindeyiz. Türkiye’de bu baskı, dayatma, haksızlık ve yolsuzluk bir çöküp alametidir. Hangi parti olursa olsun bu gidişi durdurmalıdır. Bununda yolu “net, açık, şeffaf” çözümler; kitlelere benimsetmektir. Yani Türkiye’yi önümüzdeki 10 yıl içinde kurtuluşa götürmenin yolu Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Türkiye’de şeffaf, katılımcı bir demokratikleşme sürecinin ortaya konmasıdır. Benim kanaatim 18 Nisan seçimlerinden sonra bunu ortaya koyacak görüntüde hiçbir parti yoktur. Ancak bunu sağlayacak en büyük potansiyel FP'’e vardır.
FP Yeniden Yapılanmalıdır
Yeni Dönem: FP bunu nasıl başarabilir?
Arif ERSOY : FP şu noktada bir defa kendisi yeniden yapılanmalıdır. Türkiye’nin yeniden yapılanmaya ihtiyacı var ama. Bunu gündeme getirmek için bir siyasi parti ve hareketin kendisinden başlaması lazım. Onun için Tansu hanımın bir ara II. Demokrasi hareketini heyecanla işlemek istedik ama gördük ki konuşulanla yapılan aynı değil. Bülent Ecevit’in savunduğu demokrasi ile uyguladığı aynı değil.
Mutlaka kitleler eylemleri il düşünceleri birbirini bütünleyen, önderlerin peşinden giderler. Kitlelerin tümünü kandırmanız mümkün değildir.
18 Nisan seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablo bir tehlikeyi ilan ediyor. Diyor ki ülkede tehlike var. Bu tehlikeyi gidermek için proğramı net olan eylemi ile söylemi birbirini tamamlayan bir harekete ihtiyaç vardır. Bunu kim çıkartırsa bu ilerde kârlı çıkacaktır.
DSP’nin MHP’nin oylarındaki artış diğer partilerin eylem ve söylemlerindeki çelişkilerden kaynaklanıyor. Kitleler DSP ve MHP’ye belli ölçüde kredi verdiler ama bu yeterli bir kredi değildir. Hala diğer partilere şu ikazda bulunuyor.
CHP’nin bu şansı kaybettiğine inanıyorum. CHP’yi devre dışı bıraktı.
Ama diğer partilere özellikle FP’ye şu mesajı veriyor. Sana bir şans daha veriyorum. Toparlan söylem ve eylemini bütünleştir. Kendini yeniden yapılandır. Eğer öyle yaparsan gelecekte seni tekrar işbaşına getiririm. Bunun bir belirtisi de bak merkez kendini düzeltmedi ama, belediyeler bu konuda belli ölçülerde başarılı belediyeleri destekliyorum ama, merkezi de ikaz ediyorum. Zira biz demokratikleşme açısından eylem ve söylemimizi bütünleştiremezsek CHP gibi oluruz. CHP’nin en büyük sıkıntısı, söylemi çok güzel, eylemi çok kötü. Dinlerken CHP’lilere hayran oluyorsun, ama yaptıklarına bakıyorsunuz, sıkıntı duyuyorsunuz. Eğer eylem ve sözlerimizi bütünleştiremezsek FP’ye verilen bu krediyi kaybederiz. Ben bu endişeyi hala taşıyorum. Bunun içindeki bu parti disiplinine aykırı değildir. Bu görüşlerimizi her platformda söylüyorum.
Ülkemizin ve partimizin çıkarları için özellikle partinin yönetim kadrosunda bu görüşleri dile getirmeliyiz. Mevcudu değerlendirmeliyiz. Türkiye’nin son 150 yıllık, Fazilet hareketinin 30 yıllık tarihini iyi analiz etmeliyiz. 11 aylık 54. Hükümet dönemini ve 28 Şubat sürecinin bu güne kadar olan bölümünü iyi tahlil etmeliyiz. Bu tahliller bugün nerede olduğumuzu ortaya koyacaktır. Bu tahlillere dayanarak bir paket program hazırlamamız gerekir. Bu paket programı demokratik olarak şeffaf olacak, katılımcı ve kalıcı olacak.
Yeni Dönem: Partide çok başlılık, partinin yönetimi ile bir üstün çatışmanın bu başarısızlıkta payı nedir?
Arif ERSOY : Burada şunu itiraf edeyim. Eğer bu konuda bir açıklama yaparsam duyumlardan hareket etmiş olurum. Ben taşrada bir belediye başkanıyım. Partinin üst yönetiminde görevim yok. Müsaade ederseniz. Bu konuda birşey söylemeyeyim. Net bilgiler olmadığı için fazla konuşmak istemiyorum. Ama bu tür söylentiler halk arasında söyleniyor. Fakat benim kanaatime göre buda doğru değildir. Kim yönetici ise sorumluluk onda olmalıdır. Sorumluluğu kime veriyorsan yetki ona ait olmalıdır. Yani sorumluluğu Ahmed’e veriyorsan yetkiyi ona vermiyorsan bu yanlıştır. Bu hem bizim dünya görüşümüze göre yanlıştı. Hem de demokrasi açısından yanlıştır.
Yeni Dönem: Zaman zaman zikzaklar görülüyor. Mesela milletvekilleri listeleri oluşturulurken, seçilecek yerlerden başörtülü aday konmayacak dendi. Ama sonar listelerde yer aldı. Bu tür çelişkilerin genel merkezden kaynaklanmadığı ve başka odakların devrede olduğu yönünde geniş kanaat var
Arif ERSOY : Yani sorumlu kim ise yetki de onda olmalıdır. Davul kimde ise tokmakta onda olması gerekir. Aksini savunursak mevcut çelişkileri eleştirme hakkımız olmaz. Biz diyoruz ki TBMM milli iradenin tecelligahıdır. Öyle de olmalıdır diyoruz. Sonra da çıkıp diyoruz ki meclis iş yapamıyor. Peki kim iş yapıyor? Meclisin dışındaki çevreler iş yapıyor. Bunu böyle yaparsak eleştiremeyiz ve çözüm getiremeyiz.
Mutlaka çözüm getirenler önerdikleri çözüme göre kendilerinin hareket etmesi gerekir.
Yeni Dönem : FP 18 Nisan seçimlerinden önce mecliste en büyük guruba sahip bir parti idi. FP o dönemde Ana muhalefet partisi olduğu zaman bunun sorumluluğunu yeterince yerine getirebildi mi? Yine Ana muhalefet Partisi bu kez de görevlerini yerine getirmesi için önerileriniz nelerdir?
Arif ERSOY : FP seçimlerden önce program ve prensiplerini tam ortaya koyamadığı için 55. Hükümetin yaptığı çelişkileri için dezavantaj olarak görülmesine rağmen, hem bu süreç hem de 55. Hükümet FP için bir avantaj idi.
Çünkü 55. Hükümet adeta uzaktan kumanda ile kurulmuştu ve birçok yolsuzluklara karışmıştı. T.C. tarihinde ilk defa bu hükümet meclis tarafından yolsuzluklardan dolayı düşürülmüştü. Onun yerine de dünya demokrasi tarihinde 61 kişilik bir parti ile iktidar oldu. Adeta emanetçi bir iktidar.
FP bir program ve çözüm ortaya koyarak bir seçime gidemedi. Bunları değerlendiremedi. Ana muhalefet partisi idi. Ana muhalefet partisi görevini tam yerine getirse idi, demokratikleşme konusunda söylemlerini net ortaya koysa idi, farklı netice elde edecekti. FP hep savunmada geçti. Halbuki FP’nin kendini savunacak bir şeyi yoktu. 55. Hükümetin ortakları kendisi savunması gerekirdi. Yapılan ithamların çoğu da FP’nin kendisine değil hayali bir tehlike oluşturulmuş o tehlikeye yönelik eleştiriler idi. O tehlikelerin FP ile özdeşleştirilmemesi gerekirdi.
Ama FP kendisini adeta o tehlike imiş gibi görerek sürekli savunmada bulundu.
Savunmada bulunan insanlar alternatif koymaya vakit bulamazlar.
Yeni Dönem: Yani kapatılma psikolojisi içinde kendini ifade edemedi mi?
Arif ERSOY : Evet. Kapatılma psikolojisi içerisinde idi. Dolayısıyla ana muhalefet partisi olarak yeterince performansı ortaya koyamadı. Bunun nedenleri arasında yeni kurulması, tam toparlanmasının yanında yeni eski diye bir durumda oldu. Yani parti üst düzey yöneticilerinin hepsini mi yenilemeli idi. Diğer milletvekillerinden ne kadar almalı idi. Bu konuda sıkıntılar yaşandı. Tam bir entegre parti olarak parlamentodaki gurubu ile uyumlu götüremedi. Seçimlere bu şekilde girildi. Bu durumda güven ve heyecanı veremedi, güven ve heyecanı üretemedi.
18 Nisan seçim sonuçları vakit kaybetmeden değişik platformlarda tahlil edilmeli. Yine vakit kaybetmeden partinin programı, söylemleri geleceğe yönelik demokratikleşme ve ekonomik modelini ortaya koyması gerekir.
Bu konularda diğer partilerden öne çıkmalıdır. Türkiye’de çözümsüzlük talihsizlik olarak Türkiye’nin önünde durmaktadır. Bunu hangi parti ortaya koyarsa öne çıkar. Tekrar ediyorum. FP’nin bunu ortaya koymaya güven daha fazla yeterlidir. Müktesabatı elverişlidir. Kitleler hala bunu FP’den beklemektedir.
Yeni Dönem: Seçim mitinglerinde gördüğümüz kadarı ile halk ekonomik meselelerden çok düşünce ve inanç hürriyeti gibi konularda daha heyecanlı tepkiler veriyordu. Siz bu bağlamda 312 den dolayı mağdur olan Tayyip Erdoğan ve inancı gereği başını mecliste de örtmek isteyen Merve hanıma FP yeterince sahip çıktığını düşünüyor musunuz?
Arif ERSOY : Meseleyi kişiselleştirmemek gerekir. Tayyip beyin uğradığı sıkıntı hepimizi üzmüştür. Ama mesele Tayyip beyin meselesi değildir. Mesele Türkiye’de baskı, dayatma ve insan haklarının ihlali vardır. Bir çok insanlar bu ihlallerle karşı karşıyadır. Anadolu halkı içinde yavaş işleyen, işlemeyen adalet mekanizmasından dolayı zulme ve haksızlığa uğrayan bir çok insan vardır. Biz sadece Tayyip beyi alırsak meseleyi daraltmış oluruz. O zaman Tayyip bey bir partinin elemanı olarak görülür. O partiyi sevmeyen ve o partiye antipatisi olanlar sanki Tayyip beye iyi olmuş gibi davranırlar.
Diğer partiler açısından özellikle FP açısından da öteden beri belki geçmişten ta RP ve daha önceden bizim dünya görüşümüz, diğer ölçülerimiz insan hakları merkezli bir dünya görüşü vardır. Dolayısıyla haksızlığın hepsine karşı tavır koymalıyız. Tayyip beye yapılan bu haksızlık öncelikle Türkiye’de anti demokratik baskıların dayatmaların ulaştığı boyutları ortaya koymuştur.
Parti bunu önce genelde tam ortaya koyması gerekirdi. Yasal düzenlemeler, anayasada anti demokratik hükümlerin kaldırılması hususunda ta baştan beri bunu herkes için savunmalıdır. Eşber Yağmurdereli’ye bu haksızlık yapılırken o günde savunmalı idi. Bu da yeterince ortaya konmadı. Tayyip beyin olayı sadece FP’nin meselesi gibi yansıtıldı. Halbuki Tayyip beyin meselesi devletimize karşı işlenmiş bir hatanın göstergesidir. Devletlerin çöküş alametlerinden birisi de şudur. Suçluların meydanlarda dolaşıp alkışlanması, suçsuzlarında cezalandırılmasıdır. Tarihte birçok düşünür bunu devletlerin iflah olmaz çöküşünün belirtisi olarak ortaya koymaktadırlar. Tayyip beyin uğradığı mağduriyet T.C. devletinin tehlike içinde olduğunu gösterir. Tayyip beye bunu reva görenler devletin temeline dinamit koymaktadırlar .Yani devletin temeli adalettir. Tayyip beye bu cezayı verenler T.C. devletini adeta tahrip ediyorlar. Bu şekilde bu olay partinin her kademesinde ve her platformda ortaya konması gerekir. Aslında bu sadece FP’nin değil diğer partilerinde bu konuda, hissiz kalması bence Türk demokrasi tarihinde bir utanç meselesidir. Sadece Tayyip bey için değil tüm 312 mağduru düşünce suçluları içinde öyledir. Sadece Tayyip bey için çalışıldı ama onunla da bir yere varılmaz.
Hala bugün bile telefon dinleniyor. Erbakan hocamız ile Yasin beyin olayı hiç dile getirilmiyor. Bu çifte standart hemfikirde var hem karşı da var.
Çifte standartta devletin çöküş belirtisidir. Devleti yönetenler kendi tebaları veya yakınlarına ayrı konuşurlar, halka döner ayrı konuşurlarsa bu devletin çöküş belirtisidir. Çifte standartta bir toplumun çürümüşlüğünün belirtisidir. Tele kulaklar için bir yandan soruşturma açıyorlar, bir yandan bazılarını görevden alıyorlar ama kimse demiyor ki bunlar suçlu da Yargıtay Başsavcısı nedir? Kimse onu söylemiyor. Sanki onun yapması doğal hak, küçük memurların yapması yanlıştır.
Güçlüler haksızlık yaparsa alkışlanır. Sokaktaki adamlar haksızlık yaparsa cezalandırılırlar. Bu da çelişkidir. Biz bunları ortaya koyamadık.
Aynı şekilde demokrasimizin çelişkilerinden biri de Merve hanım olayıdır. Merve hanım aday olsa veya olmasa mı idi veya Merve hanım ABD vatandaşı olup olmaması ayrı olaydır. Hele hele aday olduktan sonra yemin etmesi büyük bir çelişkidir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir. T.C. mer’i yasalarına göre de gerekenin yapılması gerekir. Yasa varsa uygulanır. Yasa benim lehime ise iyi, değilse kötü diyemeyiz.
Ama oraya kadar gelmiş bir hanımın başörtüsüyle yemin etmesine engel hiçbir hukuki mesnet yoktur. Bir de başörtüsü inanç özgürlüğünün ötesinde bir insan hakkı meselesidir. Yani yeme, içme, barınma ve giyinme temel insan hakkıdır. Bu hakkın yapay hukuk kuralına bağlı olamaz. Bunlar yapay hukukla sınırlanamaz.
Siz düşünebiliyormusunuz ben ne yiyeceğim, ne giyineceğim, nerede barınacağım, başkası karışamaz. Evimin içine başkası karışacak bu olamaz. Bu açıdan savunulamadı.
İnanç nedir, inancın gereği nedir? Bunu hala anlamayan insanlar var. Az gelişmiş insanlar var. Bütün yeryüzünde inanç meselesinin baskı altında tutulmasının fevkalade az gelişmişlik olduğu kabul edilirken biz de hala mantalite olarak gelişmemiş insanlar var Bizde hala inançla Mustafa Kemal Atatürk’le kanunu karşı karşıya getirmeye çalışan insanlar var. İnanç ve kanun karşı karşıya gelmez ki inancın ayrı alanı var, kanunun ayrı alanı var. Kaldı ki Merve hanımın başörtüsüyle yeminini engelleyen hiçbir kanun yoktur. Bu yeterince ve etraflıcı anlatılamadı.
Artık bu vatandaşlık olayı ile sona erdi. Merve hanım yemin etsin mi etmesin mi diye tartışmanın manası yok. Çünkü artık Merve hanım T.C. vatandaşı değil.
Yeni Dönem: Sizce partinin aday listelerinin hazırlanmasındaki sıralamaların ki bazı insanlar ya hiçbir yere konmadı veya bazıları da uygun yere getirilmedi. Bunun seçim sonucuna sizce etkisi nasıl oldu?
Arif ERSOY : Demokrasinin temel esprisi halkın arzu ve isteklerinin yönetime yansımasıdır. Dolayısıyla aday belirlemesi sırasında tabanın arzuları listelere yansımadı. Yansımasının da taban desteğini çekti veya herkes destekledi. Belli ölçüde de küstü. Tekrar ediyorum, bu aldığımız kredi sürekli kredi değildir. Artık bilgi çağına geçtik, ben buradayım. Dedem bu partide idi çocuklarımda bu partide olacak şeklindeki partizanlık yok.
Yeni Dönem: Veya şahsım emretti, o ne derse olur mantığı.
Arif ERSOY : İşte bu değişti. Dolayısıyla bazı arkadaşlar biz yeni partiyiz % 16 iyidir diyor. Ben bu görüşte değilim. % 16 bir kredidir. Önümüzdeki dönemde demokratikleşmeye yeterince yer vermez. Tabanın istek ve arzularını yapılanmaya yansıtmazsak daha büyük sıkıntılar olur.
Parti bunu yapmaz ise marjinalleşmek ile Anaplaşmak arasında bir tehlike ile karşı karşıya kalır.
………..
Çorum’a giderek yaptığımız Bu KONUŞTUR’MA /KONUŞ’MA - (Enver Fatih Karakoç’un sahibi olduğu) Yeni Dönem gazetesinde yayınlandı..
Arif Ersoy; -Çorum’a gönderilmekle- “Beni Menfaya attılar “demişti..
3 Yorum
Adem Kurt
Allah rahmet eylesin
· Yanıtla · 1y
Yunus Şahin
Allah CC rahmet eylesin mekanı cennet olsun
· Yanıtla · 52h
Aşık Zeki Erdali
Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
BU da BAŞBAKAN.... ve yorumlar
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/113784615410249 BU da BAŞBAKAN.. Mehmed Zahid Çalışkan S n s r d o o t p e 8 i 7 h 6 2 1 2 k...
-
“ŞARKIN SUKUNU” VE “EBEDİ DOSTLUK” ADINA TESLİM EDİLEN MUSUL Lozan Antlaşması ; “ Bir taraftan, Britanya İmpratorl...
-
https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/232725256793251 ecati Çavdar 20 Kasım 2011 · Herkese Açık ile paylaşılıyor "DERSİM...
-
28 Kasım 1912. ' de Vlora ' da bulunanlar Arnavut Devleti Bağımsızlık Yasası ' nda 40 kişi imzalandı. Komünist rejimin çoğu ai...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder