“Nöbetçi “ ya da “alem-i Islam in mezartaşı”
......
Ve Van’ı geziyoruz
Kale’ye çıktık..,
Kat kat kale.
Tamam zemine iniyoruz diyorsunuz, kendinizi bir başka dehlizin damında buluyorsunuz.,
Rus işgalinde hançerlenerek yaralanan VAN..
Rus ve diğer Haçlı istilacılara kiralık katil olarak tutulup,
Anadolu'yu boğmak isteyen Ermenilerce kadın, çoluk çocuk demeden ev bark ne var ise. Cami, mabet tüm kültürel varlıklar yakılmış.
Şimdi görünen manzara, yakılan bir medeniyetin izleri..
Yıkık camiler, hanlar hamamlar.. Şerefeleri kopuk, camisi yerle yeksan edilmiş minareler.
Sivil mimariye ait bir şey kalmamış… Ne var ise Ermenilerce tamamen yakılmış.
Kalede güneye bakan yamaçta bir kaya kütlesi.
Kayada “Urartulardan kalma “ermeni” eseri denen yazılar mevcut. Eski eserleri koruma adına “demir kafes ”içine alınarak muhafaza edilmiş,
Fakat..
Kalenin önündeki Türk –İslam kültürüne ait eserler mahzun.
İlgi yok. Tabiatın insafına bırakılmış.
Kalenin zirvesinde bir minare..
Ermeni zalimlerince yakılan Van şehrinin, "Şahidiyim" diye direnerek
ayakta kalmaya çalışan ecdat yadigarlarına ilgisizliği görmüş, ..
Van Kalas’ında tıpkı o günkü şartlarda ülkemin durumunu ortaya koyan;
camisi yakılıp, şerefesi yıkılmış, kaidesi oyulmuş minarenin mahzun haline inat bir kayada ki Ermenilerden kalma " bir kaç harfi" korumaya alarak gösterilen alakaya da üzülmüştük.
Ancak Gevaş ‘da okunan ezana ve “alem-i İslam’ın mezar taşı “denecek kaledeki yakın tarihi yad eden ve geleceğe taşıdığı mesaja inat, cemaati olmamasına rağmen Akdamar'da "çan çalınacağı" aklımıza gelmesi şöyle dursun, hayal ufuklarımızda dolaşması mümkün değil idi
Evet O minare ..
Çevresindeki cami ve küllüye dahil her şey, yakılıp, yakılmış.
Tek başına “nöbetteyim” der gibi hala ayakta.
Ancak..
Şerefesi dâhil yarısı yıkılmış ve böğrü deşilmiş, kalınca bir minare.
Evliya Çelebi şahidi, Sultan Süleyman emaneti, bu minare, bana her yerinden saldırıya uğramış, gençleri sokaklarda bir hiç uğruna öldürülüp heba edilen ülkeme benzer geldi.
Sanki halin tercümanı gibi. İçerden dışardan saldırıya uğramış ülkemin, milli değerlere kıymet vermeyen yetkililerin umursamazlığı, milletin öz değerlerine sahip olmasına rağmen bunu aktive edememesi halinin timsali..
Ve şu haliyle bile istikbale ümit veriyor.
Buradayım ve
“NÖBETTEYİM ..”
Ayaktayım der gibi
Yıkılmak üzere ama milletin kendine geleceği, yeniden medeniyet inşa edeceği günü görmek için direniyor.
Yeniden gülistana ermek için direniyor..
Bu minare bana bu duyguları ve onun tabiatın haşin tavrına milletin içinde bulunduğu hale, yetkililerin umursamazlığına karşı direnişi umudu da verdi.
“Nöbetçi “ ya da “alem-i Islam in mezartaşı”
Yakan bağrımı, delen kalbimi
Kaledeki hüzünlü minare
Memleketime benzerdi..
Haykırıyor;
Sarmış sağı solu
Daralmış ihanet çemberi
...........
Manzara bu.
Hal, acı.
Fakat..
Umut..
Demiri eritecek Hz. Davud gerek
Tebriz’e yol açacak Süleyman han gerek
Gel kardeş, Horhordan içek
Haydi, sırra erek
Anlayana neler neler verecek
…Kaleye girek
……
Bu gün bir başkadır, gül kokan dağlar
Sümbül, solgun, analar zarda, bülbüller ağlar
Kuzular katlediliyor, silamın koynunda
Nefret ateşleri yanıyor babaların bağrında
.................
Afyon içirmişler bizlere, sarhoş gideriz
Bu gafletten uyuyanmadan batağa gideriz
Kurtuluş vardır elbet hep söyler dururuz
Ümidimiz var.. Sevdamıza ereriz
Ne ki, derdin dermanı Yar’a yöneliriz
…….
Temizler mi, van gölünün sodası?
Tek müşterek ses, tevhit sedası
...................
İşte Tebriz caddesi, Süleyman gerek
Süleyman yok.. Kim gidecek
Birliği tesis için, Selahattin Eyubi gerek
Ötüyor Erek dağında kelikler
Dağlar kan çağlarken onu
Kim dinleyecek
İnlere yuvalanan hainleri çıkaracak
Kılıçaslan gelecek
Şu kalenin her yerinde ne sırlar gizli
Dağların sır vermez, adetten belli
Hali okuyan,anlayan gerek
Duyacak, anlayacak feryadım benim
“Yüz üstü” sürünme, “ayaya kalk”, gün senin
Artık gülme sırasıdır Dicle Fıratın
…….
Anlatıyor dokuzyüz onbeşin kara gününü
İki Nisan dokuzyüz onsekizi dününü
UÇUN
"Nice Ateşler Gülistan Olur"
akıl başa gelince
Ders çıkarılır, ibret alınır da
nice şerler hayr olur
Ya Rab, bize halis niyet, akıl ver
"Her kışın bir baharı,
her gecenin bir aydınlığı var
Sanki
Yıkılmış ve yakılmış mamureler
, “Alem-i İslam'ın mezar taşı”,
İnsan olanın sızlar bağrı başı
Yıkık minaresi, mabedin bize zül gelir
İnsafı imanı olana türlü türlü hal gelir
Verdiğimiz selama, nice sedalar gelir
……………
Medeniyet için kazmayı vurmuş buraya
İlk gelen tapluluk, mühür basmış Anadolu’ya
…………………
Bildiğimin kimini açıkça yazdım
Kimi sırları, hecelere kazdım
………………
Güneşin terk etmeye kıyamadığı şehir
Nice çileler çekti, gördü nice kahır
Doğacaktır, alemin beklediği tan, zahir
Bekler mi Tilki tepeyi mekan tutan bir mahir
Bir mahpus gecede, tilki uykusunda
Düşündüğüm hülyalar, gördüğüm rüya
Kim bile, kim anlaya kim duya
Karalara sır, yazdım kağıt yerine suya
……
Bentler yıkılır sular aslına gider
Medeniyet kuran, yine inşa eder
……………..
Şamran Suyu'nu taşır yalaklar
Horhoru’ ne bilsin yalaklar
Sade şamran değil
Akardı zalimlerin akıttığı insan kanı
Kendini ilah bilenler, alırdı mazlum ahı
……
Van kalesi anlatıyor, dinliyoruz
O gün bu gün mazlumlarla inliyoruz.
………………………….
İnliyoruz, şu çimlerin kapladığı hayat dolu şehre bakıp
Ne var ise yok etmişler toptan yakıp
Çizgi çizgi sokaklar, yol yol cadeler
Viran olmuş yapılar, boynu vurulmuş, yanı yıkık minareler
Unutturulmuş, hafızalar silinmiş
Fakat hadise her şeye sinmiş
Kazınmış yangın, külleri her yere binmiş
Katliamki.Anlatmak zor.
Deri kaşınıp, yaradan öte kansere dönmüş
Moskof seyretmiş, İngiliz cesaretledirmiş,ermeni emmiş
Mezalim ne, soykırım olmuş
İnsanla doymamışlar kan içiciler
Ev , han , hamma, camii ne varsa yanmış..
……………
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder