31 Mayıs 2021 Pazartesi

İLKER BABUĞ

TARİHTE BUGÜN 11 yıl önce Necati Çavdar 31 Mayıs 2010 ·
5 Yorum Murat Bolat İşte kahpe ve sırıtan yahudiler...🙁 · 11y Necati Çavdar bu fotoğraf inşallah düzmecedir Sahici ise Allah, bu milleti şerlerinden korusun · 11y Mehmet Çavdar maaşallaaaahhhhh....komutanım? · 11y Murat Bolat Hocam! alıştık artık yahudi düzmecelerine...meselemi?Yahudiye yalakalık yapanlar tükenirmi? 🙁 · 11y Necati Çavdar 🙂
Server Vakfı - "Basın-Yayın, İlim ve Sosyal Dayanışma Vakfı" 31 Mayıs 2012 · Doç.Münir Dedeoğlu; "Bu Çağın Deccalı, Zihni Tutuculuktur" SERVER VAKFI, gündemine felsefeyi aldı. ÇARŞAMBA SOHBETLERİ'ne konuk olan Karabük Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr.Münir Dedeoğlu, "Aklın isyanı " konulu konuşmasında felsefe tarihi, filozoflar ve çeşitli felsefi akımları üzerinde durdu.Dinleyenler ile çeşitli felsefi konuları tartıştı. SURİYE HALKININ TEK İSTEĞİ VAR: SİLAH Toplantı öncesi, Nazım Karaman dinleyicilere "Suriye olayları" ile ilgili görüşlerini aktardı. Suriyeliler ile birebir teması olduğunu ve onlardan aldığı bilgileri aktardığını söyleyen Karaman ; Suriye'de medyadan öğrendiklerimizden daha fazla zulüm yaşanıyor. Eset'i batıda okudu vs diye daha insani görenler vardı.Öyle de gösterildi. Fakat oğul Eset yönetiminin baba Hafız Esat'tan farkı yok. Suriye olayları geçmişte yaşanan Hama ve Humus'un bu gün isyana dönmüş hali. Türkieye gibi ülkeler, zulme maruz kalan halka yardım ediyor gibi görülüyor. Ancak sözde kalıyor. Çünkü rejimle kavga eden halkın tek ihtiyacı silah. Silah olsa dayanma güçler olacak ve Eset çekip gidecek. Halkta silah olmadığı için Eset, katlediyor. Silahı iki ülke verebilir. Türkiye ve Suudi Arabistan. Fakat Amerikadan korkmasalar" dedi
ÇAĞIN DECCALI Nazım Karaman'dan sonra oturum Başkanlığını Av. Mehmet Ali Bulut'un yaptığı bölümde söz alan Karabük Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr.Münir Dedeoğlu, felsefe konusunda geçmişten günümüze çeşitli akımları karşılaştırarak şu fikirleri ileri sürdü: Sujenin obje ile bağ kurma yetisinin adı akldır. Suje ile obje ilişkisinin akıl yetisi ile otaya konmasına bilgi denir. Obje; elle tutulur, belli bir yer kaplayan fiziki bir nesne olduğu gibi elle tutulmayan ve belli bir yer kaplamayan tinsel bir nesne de olabilir. Bilgi, akılla ve sezgi ile elde edilebilir. Aklın kendi içinde varacağı nokta bir anlamda isyandır. Bilgi; bilgi için kullanılır ise kişi filozof olur. Bilgiyi başkaları için kulannalar teknokrat olur. Günümüzde kimi ülkeler, kuruluşlar bilgiyi güç için kullanıyor.. -Batı'da suzçsuzluğunu kanıtlanması esastır. İslam'da ise masumiyet esastır. -Batı'da metaryalist felsefeye karşı Berkson'un fikirleri etkili olmuş. Necip Fazıl, Berkson'un fikirlerini "Aklın nihayi noktası aczini itiraf ve aklın intiharıdır" şeklinde formüle ediyor. - Doğmatik düşünce ekolüne sahip filozoflar; "Aklın dışında başka bir şey yok. Bilginin tek kaynağı bilgi" derken Kant gibi düşünürler, bilgiyi kritik etmeliyiz derler. - Filozofların Maksatları ve Filozofların Tutarsızlığı isimli kitapları olan Gazli de mantık olmayan bilgi, bilgi değildir der. Gazali," Naslarla akıl karşı karşıya gelse akıl önde olmalıdır Fakat "akıl"da mantığın ilkelerini bilecek." der. Gazali'nin Batıda karşılığı Dekart'tır. Karl Marks, kendisi feylasof ancak "Feylesof"un sefaleti isimli ktabın da yazarı. - Akıl ortaya koymuş olduğu bilgilerin mutlak doğru ve eleştirilemez olduğunu iddia ediyor ise, buna akıl isyan etmelidir. Akıl, ben mutlak güç değilim. Kant'ın dediği gibi bilginin sınırı aklın sınırı kadardır. Ötesine gitmek metafiziğin alanıdır. - Geleneksel bilginin dayatılması söz konusudur. Şehir efsanelerine, sokkata söylenenlere karşı akıl eleştirinin ölçüsü olmalıdır. Bu Çağın Deccalı, zihni tutuculuktur - İtaat kültürünün insanları, kıyam etmelidir. (Necati Çavdar) Daha Azını Gör — Necati Çavdar ile birlikte.

Devlet, kimin elini öpeceğini bilir.. Devlet Bahçeli Demirel'in elini öptü

TARİHTE BUGÜN 8 yıl önce Necati Çavdar 31 Mayıs 2013 · Devlet, kimin elini öpeceğini bilir.. Nedense hep millete ters olanlara gelin olup, divan durur. Gider milletin terslediğinin elini öper Ensonhaber 31 Mayıs 2013 · Devlet Bahçeli Demirel'in elini öptü http://t.co/M6Ewx6yheS
11 Yorum Kadir Yılmaz YAŞINA HÜRMETTEN ÖPEMEZ Mİ? MÜRŞİD DİYE NE İDÜĞÜ BELLİ OLMAYANLARIN ETEĞİNİ ÖPMÜYORYA, OBAMANIN HİKMETYARIN DİZİNİN DİBİNDE DEĞİL YA. · 8y Salih Demiryürek aga babasının elini öpmesi pek yakışmiş. · 8y Zekeriya Çavuş OBAMA'NIN GİZLİ MÜSLÜMAN OLDUĞUNU GEÇENLERDE BİR AMERİKAN GAZETESİNDE OKUDUM. AYRICA HİKMET YAR İÇİN ABDEST GEREK. BİR MASONUN ELİNİ ÖPMEK İÇİNSE TEKİRDAĞ ŞARABI GEREKİR. · 8y Kadir Yılmaz FETVA MAKAMI OLDUNUZ ÇIKTINIZ, HÜSNÜ ZANLA SUİZANIN NE OLDUĞUNU BİLMEYECEK HALDESİNİZ. MADEM MASONDU NEDEN YILLAR YILI DESTEKLEDİNİZ. · 8y Zekeriya Çavuş DESTEKLEYEN KİM O'NUN ETEĞİNDE SÜRÜNEN OSMANİYELİDEN BAŞKASI DEĞİLDİ. HAYATIMDA ELİM ONUN PUSULASINA GİTMEMİŞTİR. ASLA VE TASLA KABUL ETMEM.....BU OSMANİYELİDEN ÖNCE ELİM RAHMETLİDEN BAŞKASINA TAK DEMEMİŞTİR. TA Kİ BOHÇAÇCI ÇIKINCAYA KADAR. İŞİNE GELİR… Devamını Gör · 8y Kadir Yılmaz YENİASYA GRUBU İLE NURCUYUM DİYENLER HEP OY VERDİ BİLMEDİĞİN KONULARDA AHKAM KESMEYELİM. ŞAHISLARA HAKARET EDECEK KADAR DA GÜNAHKAR OLMAYALIM · 8y Zekeriya Çavuş BANA NE YENİ ASYADAN BANA GERÇEK ASYADAN BAHSET · 8y Kadir Yılmaz GERÇEK ASYA İLE YENİ ASYA FARKINI BİLMEYECEK KADAR TEBESSUM ETMEK TE RİYANIN FARKLI VERSİYONUDUR. ALLAH AF ETSİN. İYİ GECELER. · 8y Zekeriya Çavuş Oho sizlerin gece gece şer duasıyla Allah(cc) affedecek olursa o zaman benim nasip olursa Eylül de HAC ca gitmem gerekmez.... · 8y Kadir Yılmaz AMAN GİDİN BELKİ GÜNAHLARIN AF OLUR. YÜKÜN ÇOK AĞIR FAKINA VARMADAN ARTIRIYORSUN ARKADAŞINA SOR SANA SÖYLESİN · 8y Zekeriya Çavuş Bu tasma anca olur yosma dovlet bohçacı el öper olur asma ağacı

Bir Mücahit (MEDET ÜNLÜ) daha göç eyledi.

Necati Çavdar 24 Mayıs 2013 · Bir Mücahit daha göç eyledi. Allah’u Ekber ,“Allah; en büyüktür.. ” diyerek her türlü güç ve entrikalara meydan okuyarak, mazlumların sesi olan.. Bir Mücahit (MEDET ÜNLÜ) daha göç eyledi. Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti Türkiye Fahri Konsolosu Medet Ünlü, yolcu edildi. "Memleketimize sığınan onlarca Çeçen misafir, korunamadı. Suikastlara kurban verildi. Fakat ilk defa TC vatandaşı bir mücahit, Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi Başkentinin ortasında Suikasta kurban ediliyor. Hem de cinayet , (21 Mayıs) büyük Kafkas sürgününün 149. Yıldönümüne gelen ve değişik etkinliklerin yaşandığı bir zaman diliminde gerçekleştiriliyor. Bu suikastın Reyhanlı katliamından farkı ne? Bence biri CİA diğeri KGB kalıntısı FSB kontrollü bir eylem. Yani Reyhanlı CİA , Angara'nın göbeğindeki ise KGB ( FSB ) damgalı. Her ikisi de anlamlı olmalı. Angara'ya "Bak dediğimiz olmaz ise başına yıkarız mesajı" Türkiye'nin uyumadığını biliyoruz da.. Ancak hala ayaklarındaki pukağnın da güçlü olduğu görülüyor. Ayaklarında pukağı olmasa ne kimse göz göre göre Reyhanlıda katliam yapıp, savaş senaryosunu sahneye koyar. Ne de Angara'nın göbeğinde bilinen bir insana suikast yapabilir.. Maalesef ülke (Türkiye) Rus ve Amerikan ajan ve bağlantılılarının cirit attığı, elini kolunu sallayarak dolaştığı, cinayeti işledikten sonra üstünün kapatıldığı da çıkıp gittiği bir ülke haline gelmiştir. …… Diğer yandan da Rahmetli Yazıcıoğlu’da Medet’de .. Recep Tayyip Erdoğan’nın BAŞBAKAN sıfatını taşıdığı dönemde ŞEHİT ediliyor. Birsi Göksun Dağlarından Angara’ya. Diğeri Angara’dan Göksun yaylalarına yolcu ediliyor.. ….. Geçtiğimiz aylarda Rus gazetecilerin, “Sizin bir infaz listeniz bulunduğu söyleniyor. Bu doğru mu?” sorusuna “Savaştan sonra Çeçenistan’da genel af ilan edildi. Ülkede kalan militanlar için bildiğiniz gibi af edildi. Yurtdışında yaşamlarını sürdürenler ise kendilerini ‘Ben şuyum, buyum’ diye tanıtıp duruyor. Bu kişilerle ilgili benim de Çeçenistan yönetiminin de gizli bir infaz listesi yoktur” diye cevaplayan Rusya’nın işgal altında tuttuğu Çeçenistan’da ki kuklası Ramazan Kadirov , “tanımıyoruz. Öyle bir temsilcimiz de yok” demiş. Zaten mesele de burada Medet ve Mücahitler de Kadirov’u tanımıyordu. Çünkü, Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti Türkiye Fahri Konsolosu unvanını Medet, Rahmetli Cahar Dudayev’den almıştı O nedenledir ki Çeçenistan’da yönetim Rus yanlısı Kadirov’un eline geçmesine rağmen Medet o eski unvanını kullanmaya devam ediyordu. ………. Allah rahmet eylesin.. Milletin başı sağ ola.. Güya kardeşlerinin iktidarında " veliler", yönetiminde Medet'i koruyamayan yetkilileri Rabbim bildiği gibi yapsın... Makamın cennet ola kardeşim.. Yer yüzü zindanından zalim eşkıyanın hüküm sürdüğü mekanlardan güzel, çok güzel makamlara Güle güle... ……….. http://sairinyeri.blogspot.com/2006/09/dudayev-ehit.html http://necaticavdar.blogcu.com/bir-mucahit-daha.../13842263 ..............................

"ÖLÜ" İLANI...! KARADAYI da ÖLMÜŞ...!

Necati Çavdar 26 Mayıs 2020 · "ÖLÜ" İLANI...! TÜRKİYE de "irtica" avında Yurt dışında "TEKKE" ziyareti yaparak millet Birliği devlet güvenliğini sağlama alma derdinde.. Dışarda Kur'an la mücadele görüntüsünde.. Ama ilk kez Mustafa KEMAL'in başında Tek mabut ALLAH, ondan gayrı ilah yok " diye 24 saat TEVHİD zikri yaptırarak" LAİKLİK dinine " sahte ilahlar tapanlar HAKKI haykıran kişi.. Ve de Anıtkabir müzesi denen kabir koridoruna 19 mayıs da Samsun a gönderilen 70 kişilik heyeti isim isim Ve çarkı bozuk, pusulası kayık denilen geminin resmini asarak Nutuk denen siyasi hatıra kitabı dahil 80 yıllık uyduruk YALAN lara son veren "28 ŞUBAT cinnetinin SAHNE YÜZÜ" Erbakan hocanın _ Anayasa da hala geçerli akla ilme mantığa çağa aykırı UMDELER e göre yasak sıfatla _ "MUHTEREM Paşası" KARADAYI da ÖLMÜŞ...! https://necaticavdar.blogspot.com/.../28-ubat-trks_22...

. “CEMAL GÜRSEL PİYON”

Necati Çavdar 27 Mayıs, 10:38 · BEYAZ İHTİLALDEN DADBEYE 27 MAYIS Konuşmalar/KONUŞTRMALAR NECATİ ÇAVDAR/ UFUK TURU ... NATO’ya ve CENTO’ya bağlılığı “27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı “(1963-1980) diye “KUT”ladılar 27 Mayıs’a “Hürriyet” “Kahrolası diktatörler” sloganları ile ulaştılar. /////////////////////////// .............................. “CEMAL GÜRSEL PİYON” Madanoğlu aynen Cemal Gürsel gibi 27 Mayıs’ın sadece omuzlarından istifade için öne sürülmüş piyonlardır. Madanoğlu’nnu 27 Mayıs hakkında konuşmaya dahi hakkı yoktur. “RÜTBELERİNİZ GEÇERLİ DEĞİL. OMUZLAR DEĞİL. KAFALAR KONUŞUR” “- Bir gün komite toplantısına o zamanki Maliye bakanı yaptığımız Ekrem Alican,ticaret bakanı Prof Cihat İren ve Cemal Gürsel geldi. - Bizim toplantımıza siviller giremez.Biz tabi bu durumu yadırgadık.O samanki başkanlık yapan üsteğmen rütsbesindeki Muzafer Özdağ,Özdağa bu sivillerin buraya girmesi kurallara, çıkardığımız yasaya aykırı.Cemal Gürsel sadece bir izahat verip çıkacaklar dedi.Dirnleyelim dedik.Onlar ahde vefadan.siyasi arenedan mali bağlantılardan vs. bahsettikten sonra borçların kabulü yönünde fikir beyan etiler.Ve onlar çıktıktan sonara Cemal Gürsel, biri Amerikan sefirini baskı altına alıyormuş dedi.Aşağı yukarı yan yana oturuyorduk.Aramızda sadece Cemal Madanoğlu vardı.Ben dedim ki hocam “Niye böyle kapalı konuşuyorsunuz.Şefik soyuyüce neden demilorsunuz.ben mali konularda sorumlu bir insanım.bunun bir alt yapısını 0hazırlayıp arkadaşlarıma öye açmak istiyordum.siz emri vaki şeklinde gelip, hazır olmayan bir konuyu burda müzakereye açıyorsunuz..Buna hakınız yok” dedim. Hakım vardedi.Ve garip bir laf söyledi ve “ben orgeneralim “ dedi. Dedim ki “ Paşam bir numaralı kanuna göre sizin rütbeleriniz geçerli değil.Omuzlar değil.kafalar konuşur.Sizde bizimle eşitsiniz.bir üstünlük taslayamazsınız.Müzakere edelim dedi.Müzakere oylandı.maalesef 17/16 kaybettik.Arkasından borçları kabul edelim mi etmeyelim mi müzakerisi, ov gün otuz üç kişilik toplantı vardı maalesef yine 17/16 tekrar kaybettik. - Şunu anlatmak için anlatım bu konuyu General, padişah gibi “şunu yapalım” diyor. Bizde el kaldırıyoruz.yok öyle bir şey.Biz parmakçı evetçi insanlar değildik. “ https://necaticavdar.blogspot.com/.../sefik-soyuyuce-ve... Şefik Soyuyüce ve 27 mayıs ............ BEYAZ İHTİLALDEN DARBE ye, 27 MAYIS NECATİCAVDAR.BLOGSPOT.COM Şefik Soyuyüce ve 27 mayıs ............ BEYAZ İHTİLALDEN DARBE ye, 27 MAYIS
3 Yorum Yorum yaz... Zekeriya Çavuş Maşallah maşallah sizde yayın kuruluşu da mı? var. Ofset falan · Yanıtla · 3g Zekeriya Çavuş Necati Çavdar Linki yaz da yapalım o vakit

Angara’nın en önemli güzellik kaynaklarından biri GÜMÜŞDERE - Akara Çayı, ranta kurban ediliyor..

30 Mayıs 2014 Necati Çavdar 30 Mayıs 2018 · İHANETi tarih atfetmez.. Angara’nın en önemli güzellik kaynaklarından biri GÜMÜŞDERE - Akara Çayı, ranta kurban ediliyor.. Önceki gün Gümüşdere çevresinde gezerken, çevresinde devasa binaların yükseldiğini gördüm.. Gümüşdere, zincirlenerek kuru betona hapsediliyor.. Oysa bu değerli nimet, bölge yeni şekillendirilirken değerlendirilebilirdi. Değerlendirilmeliydi. Zaman geçmek üzere..Fakat hala fırsat var. Aksi halde .. Belediyeler, Hükümet ve diğer ilgilileri TARİHve toplum Afetmez.. Konuyla ilgili yıllar önce yazdığımız yazıyı paylaşıyormm.. Kim okuya, kim göre, kim uygulaya.. http://cavdar-eryamanda.blogspot.com/.../necati-cavdar... http://blog.milliyet.com.tr/bosa-giden-sular/Blog/...
http://blog.milliyet.com.tr/gumusdere-/Blog/?BlogNo=169337

27 Mayıs 2021 Perşembe

Kudüs’teki 401 senelik hâkimiyetimizin sona erişi

Kudüs’teki 401 senelik hâkimiyetimizin sona erişi Kudüs’ü İngilizler’e teslimimizin fotoğrafı: 9 Aralı 1917 de Belediye Başkan Vekili Hüseynîzade SALİM Hüseyini Bey, teslim mektubunu beyaz bayrak çekerek İngiliz birliklerine veriyor. ………………. Belediye Başkan vekili Salim el-Hüseynî,”sabahleyin yanında birkaç polis memuru ile Lifta’da bulunan İngiliz birliklerine doğru yola çıktı. Saat 08.30’da İngilizler, beyaz bir bayrakla yaklaşan heyeti gördü . Heyeti ilk karşılayan iki İngiliz çavuşu oldu ve kendilerine şehrin teslim mektubu ve anahtarları sunuldu ise de kabul etmediler. Arkadan gelen İngiliz subaylarından iki binbaşı ve Tugay komutanı da kabul etmedi. Kimse teslim işini üzerine almak istemedi. Sonunda 60. Tümen Komutanı Tümgeneral J.S.M. Shea, Korgeneral P. Chetwode’a danıştı ve Chetwode da teslim işini kabul etmesini bildirdi. O da, Allenby adına saat 11.00’de şehrin teslimini kabul etti. 31 Ekim’den beri 40 gündür devam eden muharebeler sonunda Kudüs teslim alındı. Böylece Hıristiyanlar, 730 yıl sonra Kudüs’e döndü. 180. Tugay Komutanı Tuğgeneral C.F. Watson ve Belediye Başkanı birlikte Kudüs’e döndü. Tuğgeneral Watson postaneye, bazı hastanelere ve Yafa Kapısı’na muhafızlar yerleştirerek kamu güvenliğini sağlamaya çalıştı. Aynı zamanda, General Allenby’nin resmî girişinin kısa bir provası hazırlandı . İngiliz Savaş Kabinesi Kudüs’ün ele geçirilmesinden hemen önce basın muhabirlerinin mesajlarını ve askerî ataşelerin telgraflarını, zaferin Avam Kamarası’nda bir bakan tarafından dünyaya duyurulmasına kadar bekletmeleri emrini vermişti. Bu emir, Kudüs’ün ele geçirilmesinden önce Mısır Sefer Kuvveti’nde bulunan gazetecilere de bildirilmişti8 . Nihayet 9 Aralık 1917’de resmî duyuru yapılmıştı 9 . Maliye Bakanı Bonar Law, Avam Kamarası’nda resmî duyuruyu yapmış ve kutsal şehrin ve çevresinin zarar görmesinden kaçınmak için Kudüs’ün ele geçirilmesinin geciktiği değerlendirmesini yapmıştı. Resmi duyurunun ardından Westminster Katedrali’nin büyük çanı üç yıl aradan sonra çalmaya başlamıştı. Paris’te Notre Dame Katedrali’nde özel bir tören düzenlenmişti. Duyurunun ardından İngiliz Savaş Kabinesi, Allenby’e gönderdiği telgrafta dünya çapında tarihî bir anlamı olan ve İngiliz ve Müttefik halklarına büyük bir sevinç yaşatan Kudüs’ün ele geçirilmesi olayında kendisini tebrik ettiklerini ve başarılarının devamını beklediklerini bildirmişti. Allenby, şehirde iken İngiliz Kralı V. George’dan da bir mesaj almıştı 10. Kudüs’ün ele geçirilmesi üzerine Roma’da 15.000 öğrenci dâhil 35.000 kişi St. Onoforio Tasso Türbesi’ne yürümüştü. Aynı yerde 16. yüzyılda “Kudüs Kurtarıldı” diye yazan şair Torquato Tasso’nun da türbesi vardı. Bu sırada Roma’daki yüzlerce çan çalmış ve Kardinal Lega, kalabalığa hitap etmiş ve kalabalığı kutsamıştı. Papa, savaşa katılan ülkelerdeki tüm papazlara bir genelge göndererek, her hangi bir Hıristiyan devletin Kudüs’ün geri alınması girişiminde Türklere yardım etmesi halinde aforoz edileceğini bildirmişti11. İngilizlerin şehri ele geçirmesine en çok sevinenler, şüphesiz Hıristiyan, Yahudi ve bölgede Türk hâkimiyetini görmek istemeyen bazı Araplar idi. Gazeteci W.T. Massey, Allenby’nin şehre girişinden birkaç saat önce şu olaylara tanık olmuştu: “Davut Sokağında gezerken bir Yahudi kadını, beni durdurdu ve dedi ki ‘Bu gün için dua ettik. Bu gün şarkı söyleyeceğim. Tanrı Bağışlayıcı olan Kralı Korusun, Çok Yaşa bizim Soylu Kral. Açlık çekiyorduk fakat mesele mi? Şimdi kurtulduk ve özgürüz.’ Ellerini göğsünün üstünde bağladı ve birkaç kez ‘Ah ne kadar müteşekkiriz’ dedi. Yaşlı bir adam da beni elleriyle tuttu ve dedi ki Tanrı bizi kurtardı. Ne kadar mutluyuz.” dedi. Bundan başka yazar, 10 yıldır Kudüs’te yaşayan ve Kızılhaç Hastanesi’nde çalışan bir Amerikalının, Türk ordusunda görevli üç yaralı Arap subayın hastaneye getirildiğini, bunlardan birinin “şimdi Yaşa İngiltere diye bağırabilirim” demesi üzerine, hastanede çok sayıda yaralı Türkün olduğunu ve dikkatli olması gerektiğini hatırlatması üzerine bunu dikkate almadığını ve “Yaşasın İngiltere” diye bağırdığını anlatmaktadır 12. Çoğu İngiliz yazarı, Kayser II. Wilhelm’in 1898’de at üstünde Kudüs’e gösterişli bir şekilde girişi ile, 11 Aralık 1917’de İngiliz Generali Allenby’nin bir hacı gibi yaya olarak saygılı bir şekilde girişini mukayese etmiştir”. …………….. General Allenby’nin Törenle Kudüs’e Girişi Kudüs’te bir polis memuru olarak atanan Joseoh F. Broadhurst, Allenby’nin Kudüs’e girişinden hemen önce General Allenby’nin güvenliği için yaptıklarını şöyle anlatmaktadır: “11 Aralıkta, ordumuzun girişinden iki gün sonra, General Allenby gelecekti. Aceleyle güzergâhı üzerindeki her evi araştırarak güvenliği için ne gerekiyorsa yaptım. Bu yolla, herhangi bir Türk subayı veya askerinin hâlâ saklanıyorsa bulunması sağlanacaktı. Ek bir tedbir olarak ayrıca evlerin çatısına adamlar gönderdim.”23 Allenby, Latron yolundan Kudüs’e kadar otomobille geldi. Yafa Kapısı’nın dışında 50 kişilik bir imparatorluk onur muhafız kıtası vardı. Bunlar İngiliz, İskoç, İrlandalı ve Galler askeri idi. Bunların karşısında ise Yüzbaşı V.C. Throssel komutasında 50 kişilik Avustralya ve Yeni Zelanda birliği 24 vardı. sağ tarafta 20 kişilik bir Fransız ve sol tarafta 20 kişilik bir İtalyan onur muhafız kıtası Yafa Kapısı’nın içinde görevlendirilmişti. İtalyanlar Gazze önünde mürettep bir tugayla bir hattı tutarken, Fransızlar bir savaş gemisiyle Gazze bombardımanına yardım etmesine rağmen Filistin’de Türklerle çatışmaya girmemişti. Şehre resmî girişte müttefik temsilcilerinin yer alması iyi bir şeydi. Yafa Kapısı dışında Allenby Kudüs’e Askerî Vali olarak atanan Tuğgeneral Borton tarafından karşılandı ve bir tören alayı oluşturuldu. Allenby, şehre önünde iki yaveri, sağında Fransız Filistin Müfreze Komutanı ve solunda İtalyan Filistin Müfreze Komutanı ile ilerledi. Onları dört kurmay subay izledi. Ardından siyasî işlerden sorumlu Tümgeneral Clayton, Fransız Heyeti Başkanı M. Picot, Fransız, İtalyan ve A.B.D. askerî ataşeleri geliyordu. Allenby’nin Kurmay Başkanı Tuğgeneral L.J. Bols ve Tuğgeneral G. Dawnay, 20. Kolordu Komutanı Korgeneral P.W. Chetwode ve Kurmay Başkanı Tuğgeneral Bartholomew’in önünde yürüdü. Muhafızlar da arkadan takip etti25. İngiliz askerleri tören için özel olarak giyinmemişti ve savaşın tozu, çamuru hâlâ elbiselerinin üzerindeydi. Diplomatik nedenlerden dolayı orada bulunan ve savaşın hiçbir aşamasında rol oynamayan Fransızların temiz ve açık mavi üniformaları ile İtalyanların temiz ve güzel giysileri, İngiliz askerlerinin giysilerine göre tezat oluşturuyordu26. Yerli halk Yafa Kapısı’na “Babü’-Halil” yani “Dost Kapısı” derlerdi. Allenby Kudüs’e girdiği zaman indirilecek ne düşman bayrağı vardı ne de çekilmiş dost bir bayrak. Bu, Müttefiklerle daha önce yapılan bir anlaşma gereği idi. Anlaşma sebebiyle Filistin ve Suriye’de İngiliz bayrağı dalgalanmayacaktı 27. Düşmanı mağlup etmiş askerlerin zafer çığlıkları, antik çan kulelerinde çan sesleri, şarkılar, galipleri övecek veya kalabalığın moralini yükseltecek tarzda dinsel konuşmalar yoktu. 150 kişiden az olan Allenby’nin tören alayı bir tek trompet eşliğinde kapıdan geçti. Bu küçük askerî gösteri halka eski düzenin değiştiğini ve yerini yenisine bıraktığını ifade ediyordu28. Tören alayı Kale (Davut Kulesi) basamaklarında durdu. Burada Allenby ve heyeti ile şehrin ileri gelenleri, çeşitli dillerde okunacak olan Beyannameyi dinlemek üzere dizildi. Davut Kulesi’nin gölgesinde okunan beyanname daha sonra şehrin stratejik noktalarına da konacaktı 29. Kudüs duvarlarına yapıştırılan “Beyanname”nin başlığı altında sıkıyönetim ilan edildiği yazılıdır. Beyannamenin bir paragrafı, bu konu ile ilgili olup diğer kısmı daha çok üç büyük semavî dinin beraber yaşadığı Kudüs’ün ruhuna uygun ifadelerle doludur. Herkesin kendi işine korkmadan devam edeceği, dinî mekânlar arasında ayırım yapılmadan işlevlerini devam ettireceği, her dine ait mekânların o dinin mensuplarının kontrolüne verildiği hatta bu mekânların korunması için muhafızlar yerleştirildiği anlatılmaktadır. Mısır Sefer Kuvveti Komutanı General Allenby beyannameyi tüm isimlerini kullanarak imzalamıştı: General Edmund Henry Hynmen Allenby30. Beyannamenin dikkati çeken bir yönü de, İngilizlerin 11 Mart 1917’de Bağdat’ı ele geçirdikten sonra yayınladıkları beyannamedeki gibi, İngilizlerin işgalci olarak değil kurtarıcı olarak geldikleri, Türklerin kötü yönetimi, Almanların entrikaları, Türklerin Arapları sömürdüğü ve bir millete bağımsızlık vermek gibi konulardan hiç bahsedilmemiş olmasıydı 31. Beyannamedeki ifadeler, İngiliz Hükümeti tarafından düzenlenmişti ve üç hafta önce Allenby’e telgraf ile gönderilmişti. “Mübarek Kudüs’ün sakinleri ve çevresinde ikamet eden halka” hitap eden ve dinî kurumların ve kutsal yerlerin var olan durumunun yürürlükte kalmaya devam edeceği, kanun ve düzenin korunacağı ifade eden Beyanname İngilizce, Fransızca, Arapça, İbranice, Yunanca, Rusça ve İtalyanca olarak okundu32. Beyannamenin İngilizcesini Tuğgeneral Borton33, Arapçasını Haddad Bey34, İtalyanca ve Fransızcasını bir Fransiskan rahip35 okudu. Beyannamenin İbranice, Yunanca, Rusçasını da bir/birer rahibin veya hahamın okuduğu tahmin etmekteyiz. Okunan Beyanname şuydu: “Mübarek Kudüs’ün sakinleri ve çevresinde ikamet eden halka: Komutam altındaki askerlerin Türkleri bozguna uğratması kuvvetlerim tarafından şehrinizin işgaliyle sonuçlanmıştır. Bundan dolayı, şimdi, burada yönetim şekli olarak sıkıyönetim ilan ediyorum ve askerî şartlar gerektirdiği kadar da sürecektir. Bununla beraber, çekilmiş düşmanın ellerindeki tecrübeniz sebebiyle herhangi biriniz telaşa kapılabilirsiniz. Bundan dolayı herkesin kesinti korkusu olmadan meşru işini devam ettirmesinin arzum olduğunu size bildiriyorum. Ayrıca, şehrinize insanlığın büyük dinlerinden üçünün bağlılarınca tutkuyla bakıldığından ve birçok asırdır bu üç dinin ibadet eden ve dindar halk yığınlarının hacıları tarafından şehrin ruhu tanrıya adandığı için, her kutsal bina, anıt, kutsal yer, tapınak, geleneksel mevki, vakıf, dini teberru veya 3 dinin hangisi olursa olsun mutat ibadet yerinin muhafaza edileceğini ve onların kutsal olduğuna inananların mevcut gelenek ve inançlarına göre korunacağını bilmenizi isterim.” Aralık 1917 Edmund Henry Hynmen Allenby, General Mısır Seferi Kuvveti Komutanı 36 Ardından tören alayı yaklaşık 100 metre uzaktaki eski Türk Kışla Alanına yöneldi. Burada General Allenby şehrin ileri gelenlerini ve dinî cemaatlerin liderlerini kabul etti. Müslüman bir aileden gelen Kudüs Belediye Başkanı –ki 15 gün sonra zatürreeden ölmüştü-, Müftü, Ömer Camii ve el-Aksa Camii şeyhleri ile Haldiye ve Alamiye ailesi mensupları da General Allenby’e tanıtıldı. Latin, Yunan Ortodoks, Ermeni Kiliseleri patrikleri ve Kıpti papazı Türkler tarafından şehirden sürülmesi yüzünden, orada kalan temsilcileri ile Yahudi, Süryani Kilisesi, Yunan Katolik Kilisesi ve Habeş Papazı ve Anglikan Kilisesi temsilcileri Allenby’e tanıtıldı. Savaş sırasında bütün ülkelerin çıkarlarını koruyan İspanyol Konsolosun Allenby’e tanıtılması dikkate değerdi. Allenby böyle bir yoğun işle uğraştığı için kendisini kutlamıştı. Tanışma faslı bitince Allenby Yafa Kapısına döndü ve ilerlemiş olan Genel Karargâhına katılmak üzere yine yaya olarak şehirden ayrıldı. Kudüs ziyareti ancak çeyrek saat sürmüştü37. Bu sırada, birisi tarafından garip bir Arap kehaneti keşfedilmişti. Buna göre, ancak bir peygamber Nil’in suyunu Filistin’e getirdiği zaman Türkler Kudüs’ten sürülecekti. Araplar, bu yüzden, Allenby’e “Allah Nebi” adını verdiler38. 1917 sonunda İngilizler Sina Çölünün kuzeyinden Akdeniz kıyısı boyunca Filistin’e demiryolunu ulaştırdıkları gibi, demiryolu hattı boyunca Nil’in tatlı suyunu da bir boru hattı ile döşemişlerdi. Bunun gerçek sebebi, narin İngiliz askerlerinin çölün tuzlu suyunu içmeye dayanamamalarıydı 39. Allenby 11 Aralık’ta yaşadıklarını Londra’ya gönderdiği telgrafta şöyle özetlemişti: “1- Bugün öğlen, kurmaylarımdan birkaçı, Fransız ve İtalyan bölük komutanları, Picot Heyetinin başkanları, Fransız, İtalyan ve Amerika Birleşik Devletleri Askeri Ataşeleri ile resmen şehre girdim. Tören Alayının hepsi yaya idi. Yafa Kapısında İngiltere, İskoçya, İrlanda, Galler, Avustralya, Hint, Yeni Zelanda, Fransa ve İtalya muhafızları tarafından karşılandım. 2- Halk tarafından iyi karşılandım. 3- Kutsal Yerlere muhafızlar yerleştirildi. 4- Askeri Vali Latinlerin mütevelli vekiliyle temas halindedir ve Yunanlı temsilci Hıristiyan Kutsal Yerleri yönetmek üzere seçildi. 5- Ömer Camii ve çevresi Müslüman kontrolüne verildi ve Camii çevresinde Hintli subay ve askerlerden oluşan askerî bir kordon oluşturuldu40. Askerî valinin ve Camii yöneticilerinin izni olmadan Müslüman olmayanların bu kordonu geçemeyecekleri hakkında emirler verildi. 6- Beyanname duvarlara asıldı ve Arapça, İbranice, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Yunanca ve Rusça olarak Kalenin basamakları üzerinde huzurumda okundu. 7- Beytüllahim’e ve Raşel Türbesi’ne muhafızlar yerleştirildi. 8- Kamame Kilisesi41 kapılarındaki vakıfların irsî mütevellilerden, Kiliseyi koruyan Halife Ömer’in yüce hukuku doğrultusunda geleneksel görevlerini kabul etmeleri istenildi.”42 Sonuç Birinci Dünya Savaşında, 1915’te Çanakkale ve 1916’da Irak cephesinde Kut’ül-Amare zaferleri ile Türkler İngiliz gururuna önemli darbeler indirmişti. Fakat Mart 1917’de Irak cephesinde ve Ekim 1917’den başlayarak Filistin cephesinde İngilizlerle yapılan başarısız muharebeler sonucunda Türkler, Ortadoğu’nun önemli şehirlerinden olan Bağdat ve Kudüs’ü kaybetmişti. Türkler, 11 Mart 1917’de kaybettiği Bağdat’ı kurtarmaya çalışırken, aynı yıl izledikleri yanlış askerî politikalar yüzünden Kudüs’ü de kaybetmişlerdi. Bağdat’ın kaybı ile beraber Kudüs’ün de kaybedilmesi İslam dünyasında Türk prestijne önemli bir darbe daha vurulmuştu. Ayrıca Osmanlı Ordusunun savaş değeri konusunda da ciddi sorular oluşturmuştu. Diğer taraftan, Kudüs’ün İngilizler tarafından ele geçirilmesi Hıristiyan dünyasında büyük bir sevinç yaratmış ve olay hemen bir Haçlı zihniyetine dönüşmüştü. Kanaatimizce, İngiliz yazarlar, Alman İmparatoru II. Wilhelm’in Kudüs’e at üstünde girişi ile İngiliz Generali Allenby’nin bir hacı gibi yaya olarak girişini kıyaslama noktasında hatalıdırlar. Kıyaslama eşitler, zaman ve dönemin şartları arasında yapılırsa daha uygun olacaktır. Allenby, resmî bir törenle girdiği Kudüs’te yayınlanan beyannamede, ağırlıklı olarak kutsal yerler ve dinî mekânların ruhuna uygun ifadeler yer almaktadır. Kutsal yerlerin geçmişten gelen geleneklerin devam edeceği, güvenliğin sağlanacağı, kutsal yerlerin ait oldukları dinin mensuplarına veya vakıfların kontrolüne verildiği ifade edilmiştir. Ayrıca bu mekanların korunması için de ilgili dinden askerler görevlendirilmiştir. Allenby kısa ziyareti sırasında şehrin her dinden önden gelen aile reisi ve dinî cemaat önderlerini de kabul ederek iyi bir izlenim bırakmaya, kendileriyle gelecekte de işbirliği yapmaya niyetlerinin olduğunu ifade etmeye çalışmıştır. Bu kısa görüşmeden sonra, Türkleri Kudüs’ten uzak tutmak ve daha kuzeye iterek tehditlerini azaltmak için şehirden ayrılmıştı. Böylece Ortaçağdaki Haçlı Seferlerinden yaklaşık 700 yıl sonra Hıristiyan bir devletin eline geçen Kudüs’te İngiliz yönetimi başladı. http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt19/sayi2/329-344.pdf ……………………….. “Salim el-Hüseynî - saldırıya maruz kalmamak için! - beyaz bir bayrakla şehirden çıkmalıydı. İngilizlerin ateş açması muhtemeldi. Beyaz bayrağı bulma işi, Amerikan Hastanesi’nde görevli hemşire, Bertha Spafford Vester’e düştü. Hemşire Vester, beyaz çarşaftan bir bayrak yaptı; sopanın ucuna geçirip Salim el-Hüseynî’nin eline tutuşturdu. El-Hüseynî yalnız değildi; yanında Kudüs Polis Müdürü Hacı Abdülkadir ile birkaç asker de vardı. Teslim mektubunu taşıyan heyet, 9 Aralık 1917’de, sabahın ilk saatlerinde şehir kapısından çıktı. Teslim heyeti şehirden fazla uzaklaşmadan iki İngiliz askeriyle karşılaştı. El-Hüseyni hemen elindeki beyaz bayrağı sallayıp, askerlere seslendi: ‘Şehrin teslim mektubunu getirdik!’ Ama İngiliz askerler tek kelime Türkçe bilmiyordu. Askerler çavuş rütbesindeydi ve ahçı sınıfındandı. Birinin adı Çavuş James Sedgewick, diğerinin ise Çavuş Frederic Hurcomb idi. Karargahlarından su bulmak için ayrılmışlardı ve teslim heyetiyle de tesadüfen karşılaşmışlardı. Teslim heyeti ve iki çavuş, Kudüs yakınlarındaki İngiliz 180. Piyade Tuğayı’na gitti. Komutan Tuğgeneral Watson, teslim mektubunu aldı. Ama komutanların anlaşamamasından ötürü mektup geri verildi ve teslim heyeti Kudüs’e geri gönderildi. Alınan karara göre, İngiliz kuvvetleri Kudüs’e girecek ve teslim mektubu alınacaktı. İngiliz kuvvetlerinin genel komutanı General Allenby’e haber verilip, onayı alındıktan sonra plan uygulandı. ”http://www.suzmehaber.com/haber/iki-ingiliz-ahciya-teslim-edilen-kudus-1145 …… 11 Haziran 1916’da İslam’ın kutsal kenti Mekke, İngilizlerin kışkırtması sonucu isyan eden Şerif Hüseyin’in eline geçmişti. 11 Mart 1917’de İngilizler Halifeler kentini yani Bağdat’ı ele geçirmişti. Bu, Mekke’nin düşmesinden sonra Türk prestijine indirilen ikinci bir darbe idi. Aynı yıl dokuz ay sonra, Kudüs’ün 9 Aralık 1917’de İngilizlerin eline geçmesi, üçüncü darbe olmuştu. Artık dinî semboller olan büyük şehirler Türklerin elinden çıkıyordu.. Daha kötüsü İngilizler, bunu sürekli bir propaganda malzemesi yaparak hem işgalleri altındaki İslam topraklarında Osmanlı sempatizanlığını yok etmeye çalışıyor, Hem de Osmanlı egemenliğindeki topraklarda yaşayan Arapları kendi tarafına çekmek için bulunmaz bir fırsata sahip oluyordu. Osmanlı ordusunun başarısız iki Kanal Seferinden sonra İngilizler, Süveyş kanalı ve Sina Çölünü kontrol altına aldılar. Ancak İngilizlerin Mart ve Nisan 1917’de Gazze-Birüssebi hattında Gazze’ye düzenlediği i 2 büyük İngiliz saldırısı başarısızlığa uğradı. Bunun üzerine Mısır Sefer Kuvveti Komutanı General A. Murray’ın yerine, Haziran 1917’deGeneral E.H.H. Allenby atanmış ve kendisine her türlü destek verilir. Hatta İngiliz Başbakanı D. Lloyd George, Allenby’e, Kabine’nin Noel’den önce Kudüs’ün ele geçirilmesini beklediğini söyler. İngilizler olağanüstü insan, cephane ve malzeme yardımı alarak bu hatta direnmeye çalışan Osmanlı birliklerini ileri atarak 1917 sonunda 40 gün süren muharebe ve takip sonunda 9 Aralık 1917’de Kudüs’e girdiler. Kudüs İngilizler tarafından bombalanmaya başlayınca, o sırada Osmanlı’nın müttefiki olan Almanya ve Avusturyalılar, Kudüs’ü zarar görmesin diye kenti terk etmeleri için Osmanlı’yı ikna ederler. İlber Ortaylı’ya göre “Bölgede Yıldırım Orduları Komutanı olan Alman Mareşal Erich von Falkenhayn, Hıristiyan duyguları ağır basarak Kudüs’ün kutsal mekanlarının zarar görmemesi için kenti İngilizlere terk eder.” O sıra da Kenti savunan Türk komutan ise Ali Fuat Paşa’ydı (Cebesoy)dur.. İngiliz generali Sir Edmund Henry Hynmann Allenby’nin 1917’nin 7 Kasım sabahı Kudüs’e karşı giriştiği saldırıya karşı koyulmamış, şehre top mermilerinin düşmeye başlaması üzerine de o gün öğleden sonra çekilmeye başlanır. Kudüs’ün zaptından bir yıl kadar sonra Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’na Alman Generali Falkenhayn yerine geçen Mustafa Kemal’in “ŞAM HAZİNESİNİ “de alarak bölgeyi terk etmesi üzerine İngilizler kuzeye ilerleyip Şam’ı da ele geçirince Emevi Camii’nde Selahaddin Eyyubi’nin türbesine gidip çizmesiyle sandukaya dokunup, "Kalk Selahaddin, bak biz yine geldik" diyerek Hıristiyan alemin İslam dünyasına Kudüs yüzünden savurduğu 730 yıllık intikam çığlığı atan; İngilizlerin “boğa” lâkaplı generali Allenby’nin 1917’nin 11 Aralık “Babu’l-Halil” yani “Hazreti İbrahim Kapısı” dediğimiz, Batı’nın da “Yafa Kapısı” diye bildiği yerden Kudüs’e adımını attığı sırada; Bütün Hıristiyan dünyası hadiseyi sevinçle karşılar. Osmanlı müttefiki olan Almanya ve Avusturya’da da 1917 Noel’inde, Kudüs’ün Hıristiyanlara geri dönüşü çanlar çalarak kutlanır.. Müttefikimiz Almanya’dakiler de dahil olmak üzere Avrupa’da kiliseler zafer çanları çalıyor ve Selâhaddin Eyyubî’den buyana Müslümanlar’ın hâkimiyetinde olan Kudüs’ün yeniden Hristiyanlar’ın eline geçmesini kutlarlar. İslâm dininin ilk kıblesi Kudüs, ‘Şehir top mermilerinden zarar görmesin,’ bahanesiyle tıpkı Selanik’in teslimindeki gibi boşaltılarak , askerimiz çekilerek İttihat ve Terakki Çetesi’nin talimatıyla İngilizlere tek kurşun atılmadan teslim edildi. Kanuni’nin yatırdığı ve zerinde kapıdan Alman İmparatoru İkinci Wilhelm’in Kudüs’ü 1898’de ziyareti sırasında şehre otomobil ile girmesine gösterilen tepkiye nazire yaparak 11 Aralık 1917’de, İngiliz General Kont Edmund Allenby, güya kutsal şehre otomobille girmeyi saygısızlık sayarak yürüyerek girer. General Allenby’nin Kudüs’e girişi Batı basınında böyle yer alarak Allenby’nin şehri meleklerin himayesinde aldığı resmedilir. Murat Bardakçı’ yayınladığı belgeye göre; Kudüs’teki son mutasarrıfımız “Kudüs Valisi - Arap asıllı! – “ İzzet Efendi, İstanbul’a telgraf çekip, teslim olmaktan başka çare olmadığını bildirir. İzzet Bey, şehre top mermilerinin düşmeye başladığını söyleyip mübarek mekânların tahribini önlemek maksadıyla askeri çekerek Kudüs’ü boşaltır. Kudüs Mutasarrıfı İzzet Bey, İngiliz Kumandanlığı’na teslim mektubunu Kudüs’ün el-Hüseynî ailesine mensup Belediye Reisi Vekili Salim el-Hüseynî Bey ile gönderir. İzzet Bey, General Allenby’nin karargâhına gönderdiği mektupta şöyle diyor: “İngiliz Kumandanlığı’na, Her milletçe mukaddes olan Kuds-i Şer’if’te iki günden beri bazı emâkine (mekânlara) obüsler düşmektedir. Hükümet-i Osmaniye’ce sırf emâkîn-i diniyyeyi (dinî mekânları) tahripten vikayeten (korumak için) asker kasabadan çekilmiş ve Kamame ve Mescid-i Aksa gibi emâkîn-i diniyyenin (dinî mekânların) muhafazasına memurlar ikame edilmiştir. Tarafınızdan da bu yolda muamele edileceği ümidiyle işbu varakayı Belediye Reisi Vekili Hüseynîzade Hüseyin Bey ile gönderiyorum efendim. Kudüs Müstakil Mutasarrıfı İzzet. 8-9/12/33 (1917)”.

25 Mayıs 2021 Salı

KESKİN MEHMET BEY obasından YEMEN (Öztürk) ağa İsminin sebebini anlatıyor

https://www.youtube.com/watch?v=Zbju7W7vB0Q

ALSANCAK dan Amasyalı abla

Çavdar'ın Angarası Albümü Necati Çavdar, 9 yeni fotoğraf ekledi. 16 Mayıs, 21:00 ·

Başında güller "Önemli" ler için ayrı özel çanta.. Urfalı Orhan,

Necati Çavdar 22 Mayıs, 19:34 · Başında güller "Önemli" ler için ayrı özel çanta.. Urfalı Orhan, Ekmeğini geri dönüşü den kazanıyor.. Hem mahalleleri temizliyor Hem de milli ekonomiye katkı sunuyor.. Kimi kamu imkanları ile bir eli yağda bir eli balda olanların şükürsüzlüğüne inat, O "şükür makamında" Hakkın paylaşımına Rıza edip hayata öyle bakıyor.. Tabii resmini çekmediğimiz yanındaki de.. https://www.facebook.com/photo?fbid=10159419495702700&set=a.379256432699 https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/10159419532037700

Kim Kimi Yargılayacak? 15 Temuz darbesini yapan “Yurtda Sulh Konseyi “ nihayet mahkeme önüne çıkarılaya başlanış..! 23 Mayıs 2017 ·

Necati Çavdar 23 Mayıs 2017 · Kim Kimi Yargılayacak? https://www.facebook.com/photo?fbid=10155392421352700&set=a.10155392418797700 15 Temuz darbesini yapan “Yurtda Sulh Konseyi “ nihayet mahkeme önüne çıkarılaya başlanış..! Ziya Paşa merhum; “ Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde ” diyor. Prof. Dr. Ahmed Akgündüz’ün imza koyduğu “Bilinmeyen Osmalı” kitabının tanıtımı yapılıyor. EGO, Sponsor... Davet etmişler gittik.. Yemekli,tanıtımın yapıldığı salona vardığımızda ön masalar “protokol”diye ayrılıp, oturacak olanların isimleri masalara konmuş. Eee içeri girenler “Deli- Divane “olunca. İstediğimiz masaya geçip oturduk. Gariban “görevliler” gelerek ezile büzüle; - “Efendim, bu masa . şey.. “Protokole ait” demeye çalıştılar.. Ama karşılarındakiler.. Hüseyin Üzmez... Selami Çekmegil.. Ve Necati Çavdar..... Üzmez, “Biizm olduğumuz yerde protokolda, portakalda olmaz” demez mi? Yapacak bir şey yok. Geçip saç yağı şeklinde oturduk.. Önümüzdeki iismleri yan masalara attık Biraz sonra da diğer isimleri yazılı kişiler.. Bülent Arınç. Mehmet Elkatmış ve diğerleri.. Herkes yerini alıp da “merhaba “lar dönemi geçtikten sonra. Selami Ağbi, bana bakarak hem işaret ediyor hem de; - “Necati, Hüseyin Ağbi ne diyordu?” Diye sorarak lafı açmamı istiyor.. Ben yanımda oturan Mehmet Elkatmış’a nezaketen duymmazlıktan gelerek oralı olmuyorum.. Fakat, Selami ağbi ısrralı.. Bu ısrar üzerine Hüseyin ağbi, “Yahu ne öyle kaş göz ediyorsunuz? Açık söyleseniz ya... Selami, geçenki yazımı mı soruyor? Ne demişiz? Yalan mı” diye lafa girip , devam etti: Hakikatten samimi konuşuyorum.. Mehmet bey(Elkatmış) Evliya gibi adam.. Susurlukçular her türlü kötü işi bilen ve yapan kişiler. Böyle bir kişiyi Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı yapılınca dedim /yazdım ki bu işi çözmemek, aydınlatmamak için Elkatmış, tercih edilmiş.. Şayet işi sonuçlandırmak isteseydiler Elkatmış değilde o işleri bilen biri getirilmeliydi” Elkatmış, kıpkırmızı...Ses seda yok. Biz doğru, o işi çzömek için o tür işlerden anlayan fitne fücür biri olmalıydı derken , Arınç, konuşmayı farklı bir alana çekerek Elkatmış’ı elimizden kurtardı. ..... Hakikaten de Elkatmış, gibi sakin edepli bir adamın başkan olduğu Meclis Susurluk olayını araştırma komisyonundan elle tutulur bir şey çıkmadı. ............. Aynen öyle... Bu darbe belası davasıda normal bir dava değil. Klasik hukuk tahsili yapmış. Düzgün yaşamış, doğru davranmış mahkeme heyeti, nasıl işin içinden çıkacak? Çünkü karşıda; Her türlü dalavere çeviren. Yalancı, takiyeci,sahtekar... Gerektiğinde kan dökmekten çekinmeyen katiller sürüsü.. Eğer sonuç almak, hakikate ulaşmak isteniyorsa mahkeme düzeni, klasik metotla mümkün değil... Mahkeme Başkanı, hukuk tahsili yapmış ama mutlaka o karanlık gecede DARBECİlere karşı tavır alarak sokağa çıkma cesareti göstermiş biri olmalı.. Keza savcı da öyle... Darbe gecesi, acaba ne olacak diye bekleyen.. hangi duruma uygun vaziyet alayım diye düşünen tatlı su balıklarından hayır gelmesi mümkün değil. Ayrıca; Zanlılar; 1. Şehit aileleri 2. Darbeye karşı duran, silahlara göğsünü siper eden kişiler 3. Darbecilerin silah arkadaşlarından darbeye karışmamış profesyonellerden seçilecek bir komisyon ve halk jürüsü tarafından sorgulanmalı.. Darbeye karşı sokağa çıkma cesareti gösteren “Hukukçu” başkan ise ortaya çıkan durumu Hukuk çerçevesinde değerlendirmeli. Aksi halde mahkeme ayağı essik ve topal kalacaktır... Sonuç; hukuki olabilir ama ADALET çıkmaz.. Acilen bunun için düzenleme/yasal zemin oluşturulmalı. Bu yapılmayacaksa “kör tutuğunu...” meselesinden öte havanda su dövmekten başka ne beklenebilir ki... Necati Çavdar 22 Mayıs 2017/ ahimesut/Alsancak ////////////////// Ziya Paşa ‘ın Terkib-i Bend ve Terci-i Bend’i 1. Cehrin ne safâ var acaba sîm ü zerinde? İnsan bırakır hepsini hîn-i seferinde. 2. Bir reng-i vefâ var mı nazar kıl şu sipihrin, Ne leyl ü nehârında, ne şems ü kamerinde. 3. Seyr etdi hevâ üzre denir taht-ı Süleyman, Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde. 4. Hür olmak eğer ister isen olma cihânın Zevkinde, safâsında, gamında, kederinde. 5. Cânân gide, rindân dağıla, mey ola rîzân, Böyle gecenin hayr umulur mu seherinde! 6. Hayr umma eğer sadr-ı cihân olsa da bi'l-farz, Her kim ki hasâset ola ırk u güherinde. 7. Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim, Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde. 8. Onlar ki verir lâf ile dünyâya nizâmât, Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde. 9. Âyînesi iştir kişinin lâfa bakılmaz, Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde. 10. Ben her ne kadar gördüm ise ba'zı mazarrat, Sâbit-kademim yine bu re'yin üzerinde: İnsana sadâkat yakışır görse de ikrâh; Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah. Günümüz Türkçesi: 1. Dünyanın altınında ve gümüşünde acaba ne güzellik, ne saadet var? İnsan hepsini bırakır son seferinde(ölünce). 2. Bak, vefadan eser var mı şu gökyüzünün gecesinde gündüzünde, ne de güneşinde ayında! 3. Denir ki, Hz. Süleyman'ın tahtı gökyüzünde uçtu. Şimdi o saltanatın yerinde yeller esiyor. 4. Eğer özgür olmak istersen; dünyanın zevkinden, sefasından, gamından ve kederinden vazgeç. 5. Sevgili gitmiş, en iyi dostlar dağılmış, şarap dökülmük; böyle gecenin sabahından hayır umulur mu? 6. Soyunda sopunda ve cevherinde cimrilik, alçaklık olan kişiden, dünyanın en itibarlı mevkisinde olsa bile hayır bekleme. 7. Nice müneccim, falcı gökte ilginç yıldızları arar. Lakin gafleti yüzünden, yolunun üstündeki kuyuyu bile göremez. 8. Onlar ki boş konuşmalarla dünyaya düzen verdim sanarlar. Lakin bin türlü tembellik bulunur şahıslarında. 9. Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz. Kişinin aklının büyüklüğü ancak yarattığı eserlerde görünür. 10. Ben ne kadar gördümse de bazı zararlar, ziyanlar; kararlıyım yine bu düşüncemin üzerinde: Vasıta Beyti: İnsan iğrençlik, kötülük görse de ona sadakat yakışır. Yüce Allah doğruların yardımcısıdır. *** Ziya Paşa'nın Terkib-i Bendinden Unutulmaz Beyitler ... http://edebiyatogretmenii.blogcu.com/ziya-pasa.../4529535 0 Yorum Yorum yaz... Kadir Yılmaz Bazıları bir senaryo olduğunu beyan ediyor. Eğer senaryo ise jönlere bir şey olmaz olan figüranlara olur. Şu üst akıl meselesi ve eniştemden öğrendim sözü, hem ayna hem aklın rütbesi hem de zer ile simin arkasında koşmanın sonucu, baki kalan kim olmuş ki vs vs · Yanıtla · 4y TC Mustafa Zor Bir birlerini yargilayacaklar , durum degismez.Türkiye icin bu planda ne öngörülmüsse o yapilir.Önemli olan büyük plandir.istenen istikrarsiz ve kimsenin kimseye güvenmedigi bir Türkiye yaratilmistir.Bundan kim ve kimlerin faydalanacagi bellidir.Böyle yargi margida ic kamuoyunun mesgul edilmesi icin ufak ayrintilardir.Bakin bu gün ingilterede ne oluyor ? selamlar.

BEŞTEPELER'in tepelerinden biri.. "Tümülüs "

Necati Çavdar 23 Mayıs, 01:04 · Necati Çavdar 23 Mayıs 2011 · BEŞTEPELER'in tepelerinden biri.. "Tümülüs " diye imar verilmeyip "SİT"alanı ilan edilmiş. Yıllar varki, tarih araştırmacılarının elinin değmesi bekleniyor.. TÜMÜLÜS....! https://cavdarahimesudda.blogspot.com/2019/01/blog-post.html AŞTİde yolcumuzu İstanbula yolladıktan sonra hayatın anlamının HAK ta olduğunun şurunda olanlarla Nice yola çıkan Yola çıkaranların. Esas yolculuğun Hak'a varmak olduğunu Onca hay huy arasında mühim olanın esas varılacak yere varmanın anlamanı anlayanlarla, hayatın kalan meşgalelerine kısa mola ile HAK divanına durduk.. Kimi Asyalı, kimi afrikalı ,avrupalı. aynı yolun yolcuları. İstikamet aynı.. ... Hep birlikde.Secdede .. Hak, bir .Her şey Onun. O var gayrısı yok.. ............ Sonra... Arabamız olsa kısa zam Arabamız olsa kısa zamanda varırız elbet. Yok. Ne gam.. Ayaklarımız var. Mevsim kış olsa da hava yahşi.. "Görelim Mevla neyler..Eylerse güzel eyler ." kavli ile.. Bismillah, İzni Şah deyip yola koyulduk. ..... AŞTİ taksicilerin yanındaki park Rızık peşinde, delikanlı ediyor buyur. Bizim gözümüz eskilerden eski arabasında Yorgunluk dan emekli olmuş, ekmek teknesinde çağrıştırıyor, YOk iken varsayılan Dukofu. Kim bilir; ne hesaptı. Hala rüyasında ............ TÜMÜLÜS Angara da bir çok yerde Kral mezarları olduğu düşünülen TÜMÜLÜSler var. Mesala Çiftlik ile Demetveler arasında ve Beştepe de .. Bunlar , çevresi yapılaşsa da dokunulmamış. Tel örgüyle çevrelenip öylece duruyor... DEVLET de İlk İşgal Deniz Baykal, enerji bakanı iken kendine bağlı kuruluşun Konya yolunda yaptırdığı binayı onlar taşınmadan bir gece taşınarak işgal eder.Ve Bina Enerji Bakanlığı olur. Belkide BAKANLIKlardan çok uzakta BAKANLIK makamı icadı Baykalla başlar. Sonra PTT'nin yaptırdığı Necatibey'deki (ANITTEPE) binayı Başbakanlık.. Halkbankasının Eskişehir (inönü Bulvarı) cadde kanya yolu dibine yaptırarak üzerine belkide işgale uğramamak için HALK BANKASI ismini HAK ettirdiği binayı yine Başbakanlık adına HAZİNE işgal ediverdi. Milli Kütüphane karşısına TEK'in kendine yaptırdığı binaya da ENERJİ BAKANLIĞI kondu.. Kime niyet kime kısmet.. Kim ne hayal ederde kim sefa sürer. Tümülüs.... Önümüze çıkıyor, Tümlüs. Çıkar mı karşılar mı bilinmez İçindeki, hangi yol çekecekti Kimler geçecekti kimler, bilemez. Üstüne örtürmüş tonlarca toprak İster ki gücünü, ihtişamını görsünler Unutsa da tarihler..Zaman Varlığını anlayanlar; unutmaz!!! Kim bilir ne hesaplar yaptı. Kim bilir ne yokuşlar görüp enginlere saptı. Hak'ı bırakıp kime , Belkide kendine taptı. İşte gelinen nokta. Kimsenin umursamadığı.. Varlığından habersiz.. son sığındığı görkemli Köşkü Sadece toprak yığıntısı bir tepe. ne koruyanı, ne kollayanı var Ne hizmetindekiler, ne bir emirle canını feda edecekler! ne de bir işaretiyle, niçe dağlar aşıp ülkelere gidecekler Süslü atlar, dolu dolu semiz hayvanlar. korumak, yaranmak, yalamak için çevresinde pervane olanlar Hiç kimse yok.. Yok Yok Varken,yokluklar içinde unutulmuş, bir garip Bir kaç kişi ediyor elbet teacüp.. ....... Anlamayacaklar, seni bilmedikleri gibi zamana yazdım... Tümülüsdeki gibi Bilir miydi, gün gelecek Geçtiği yerlerden yollar açıllacak İnsanlar , aynı insan . Fakat.. Binekler Binenler değişik. Umursamadan hızla geçip gidecekler. Kimse gücünden ürpermiyor. Yakınlaştım duygusuyla Sevinç de duymuyor. Çünkü Mekan aynı da olsa zaman değişmiş .. Hem de çoktan değişmiş. Fakat, uyarıyor. Şu tümülüs..! İçinde bir Kral var. Kral var, zamana hükmettiğini sanan ve onu ölümsüz sanıp, kanan. Şimdi metrelerce üstünde toprak.. Onun görkeminn ölçüsü koca tepe.. Kim göre, kim bile , kim nere gide...? .................... Tepeler tepeler dizi dizi beştepeden atlayıp onarlar mıydı sek sek Ordular vadilerden geçerken tek tek ... Dikmenden koşup, Gümüş dereye kavuşmak için söğüt özü Emir verdiler, durun. Karşı Hüseyin gazi sağında ahlatlı bel Solu Şen tepe Sanki kesişme noktası Ölçü bu hesap tamam Angara hilali tam ortası ŞURDA YTANI TANIYORMUSUN? Çalışıyor, bir güzel adam. çevrenin pisliğini temizliyor. Yanından uçup gidenler, umurunda değil Onlarda onda değil, kim kimi gözüyor. .......... Boş ver , geç git Kimse umursamıyor. makam, şan , şöhret sahibi olsa elbet Umursarlar. var mı yok mu , haberleri bile yok. ne de olsa gariban Sadece işçi. Sanırlar ki hep işi, onların atıklarını temizlemek.. ............... Selam veriyoruz. Alıyor Kemali İzetle Gözleri parlıyor, hayretle beklemediği ilgi. Ummmadığı sevgi Üstelik Allah,dan gelen SELAM karşılık veriyor, hakkıyla KELAM.. gözler ışıl ışıl.Yüz gülüyor. Gelen, yabancı değil tanıma sa da Buluyor, huzur Karşısına da veriyor huzur.. binler içinde "yok" ken Hız içinde zaman akarken varlığından haberi oluyor birden..

28 Şubat'ın "Başvekili"ne uyumadan önce baktığını, kulak verdiğini söylediğin " TAGOR"l'a aran nasıl ?..." diye sordum....

Necati Çavdar 23 Mayıs 2011 · 28 Şubat'ın "Başvekili"ne uyumadan önce baktığını, kulak verdiğini söylediğin " TAGOR"l'a aran nasıl ?..." diye sordum.... https://www.facebook.com/photo?fbid=10150193422962700&set=a.10150193344812700 Yasin Yiğit ne dedi · 10y Necati Çavdar Ben sordum.. Ama...?.. :)))) · 10y Yasin Yiğit :)) sorduğunun cevabını alabildinmi · 10y Necati Çavdar Kısmen evet.. Kısmen hayır

İhtiyarlara KORANA izni çıkmış

Necati Çavdar 24 Mayıs 2020 · İhtiyarlara KORANA izni çıkmış Şöyle bir yürüyelim dedik İnsanlar birbirine uzak duruyor Kedicik bayramlaşmaya gelmiş Bir süre arkadaşlık etti https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/10158462353322700

Bir Mücahit (MEDET ÜNLÜ) daha göç eyledi.

Necati Çavdar 24 Mayıs 2013 · Bir Mücahit daha göç eyledi. Allah’u Ekber ,“Allah; en büyüktür.. ” diyerek her türlü güç ve entrikalara meydan okuyarak, mazlumların sesi olan.. Bir Mücahit (MEDET ÜNLÜ) daha göç eyledi. Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti Türkiye Fahri Konsolosu Medet Ünlü, yolcu edildi. "Memleketimize sığınan onlarca Çeçen misafir, korunamadı. Suikastlara kurban verildi. Fakat ilk defa TC vatandaşı bir mücahit, Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi Başkentinin ortasında Suikasta kurban ediliyor. Hem de cinayet , (21 Mayıs) büyük Kafkas sürgününün 149. Yıldönümüne gelen ve değişik etkinliklerin yaşandığı bir zaman diliminde gerçekleştiriliyor. Bu suikastın Reyhanlı katliamından farkı ne? Bence biri CİA diğeri KGB kalıntısı FSB kontrollü bir eylem. Yani Reyhanlı CİA , Angara'nın göbeğindeki ise KGB ( FSB ) damgalı. Her ikisi de anlamlı olmalı. Angara'ya "Bak dediğimiz olmaz ise başına yıkarız mesajı" Türkiye'nin uyumadığını biliyoruz da.. Ancak hala ayaklarındaki pukağnın da güçlü olduğu görülüyor. Ayaklarında pukağı olmasa ne kimse göz göre göre Reyhanlıda katliam yapıp, savaş senaryosunu sahneye koyar. Ne de Angara'nın göbeğinde bilinen bir insana suikast yapabilir.. Maalesef ülke (Türkiye) Rus ve Amerikan ajan ve bağlantılılarının cirit attığı, elini kolunu sallayarak dolaştığı, cinayeti işledikten sonra üstünün kapatıldığı da çıkıp gittiği bir ülke haline gelmiştir. …… Diğer yandan da Rahmetli Yazıcıoğlu’da Medet’de .. Recep Tayyip Erdoğan’nın BAŞBAKAN sıfatını taşıdığı dönemde ŞEHİT ediliyor. Birsi Göksun Dağlarından Angara’ya. Diğeri Angara’dan Göksun yaylalarına yolcu ediliyor.. ….. Geçtiğimiz aylarda Rus gazetecilerin, “Sizin bir infaz listeniz bulunduğu söyleniyor. Bu doğru mu?” sorusuna “Savaştan sonra Çeçenistan’da genel af ilan edildi. Ülkede kalan militanlar için bildiğiniz gibi af edildi. Yurtdışında yaşamlarını sürdürenler ise kendilerini ‘Ben şuyum, buyum’ diye tanıtıp duruyor. Bu kişilerle ilgili benim de Çeçenistan yönetiminin de gizli bir infaz listesi yoktur” diye cevaplayan Rusya’nın işgal altında tuttuğu Çeçenistan’da ki kuklası Ramazan Kadirov , “tanımıyoruz. Öyle bir temsilcimiz de yok” demiş. Zaten mesele de burada Medet ve Mücahitler de Kadirov’u tanımıyordu. Çünkü, Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti Türkiye Fahri Konsolosu unvanını Medet, Rahmetli Cahar Dudayev’den almıştı O nedenledir ki Çeçenistan’da yönetim Rus yanlısı Kadirov’un eline geçmesine rağmen Medet o eski unvanını kullanmaya devam ediyordu. ………. Allah rahmet eylesin.. Milletin başı sağ ola.. Güya kardeşlerinin iktidarında " veliler", yönetiminde Medet'i koruyamayan yetkilileri Rabbim bildiği gibi yapsın... Makamın cennet ola kardeşim.. Yer yüzü zindanından zalim eşkıyanın hüküm sürdüğü mekanlardan güzel, çok güzel makamlara Güle güle... ……….. http://sairinyeri.blogspot.com/2006/09/dudayev-ehit.html http://necaticavdar.blogcu.com/bir-mucahit-daha.../13842263

4 Mayıs 2021 Salı

Türkiye tarihinde bir kırılma.. Sadi Somuncuoğlu olayı

 Türkiye tarihinde bir kırılma..

Sadi Somuncuoğlu olayı
10.03.2000
Diyarbakır 1 No’lu DGM, kapatılan Refah Partisi’nin Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ı, 1994 yılında Bingöl’de yaptığı konuşmayla “halkı ırk ve din farklılığı gözeterek, kin ve düşmanlığa açıkça tahrik ettiği” gerekçesiyle 1 yıl hapis cezasına mahkum etti.
05.04.2000
TBMM Genel Kurulu’nda, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in yeniden cumhurbaşkanı seçilmesini sağlayacak Anayasa’nın 101. maddesine ilişkin değişiklik 303 oyla reddedildi. İlgili yasa teklifi, tümü üzerinde oylamaya gidilmeden geri çekildi. Böylece, Demirel’in yeniden cumhurbaşkanı seçilmesi konusunda aylardır yapılan tartışmalar sona erdi, yeni cumhurbaşkanının kim olacağı konusunda arayışlar başladı.
16.04.2000
DSP Eskişehir Milletvekili Mehmet Mail Büyükerman, cumhurbaşkanlığı için ilk aday oldu.
21.04.2000
ANAP Balıkesir Milletvekili Agah Oktay Güner, cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıkladı.
23.04.2000
DSP Ankara Milletvekili Oğuz Aygün, cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıkladı.
24.04.2000
FP İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıkladı.
25.04.2000
-TBMM’de grubu bulunan 5 siyasi partinin genel başkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’i cumhurbaşkanlığına aday gösteren öneriyi imzaladılar. Öneri, partilerin grup başkanvekilleri tarafından TBMM’ye sunuldu. Böylece, Hindistan gezisi sırasında rahatsızlanarak evinde bir süre dinlenen Başbakan Bülent Ecevit’in başlattığı bir dizi girişim sonuç verdi. Hükümet ortağı parti liderleri ile zirveler düzenleyen ve muhalefet partileri liderleri ile görüşen Ecevit, ortak aday belirlenmesinde öncülük etti. ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ise kendi adaylığı konusunda, “2 ortağım da ‘aday ol’ deseydi olurdum. Ama aynaya bakılıp aday olunmuyor” dedi.
-TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut, DYP Kilis Milletvekili Doğan Güreş, DYP Giresun Milletvekili Rasim Zaimoğlu, DYP Amasya Milletvekili Ahmet İyimaya, FP Kocaeli Milletvekili Vecdi Gönül, DSP Amasya Milletvekili Gönül Saray Alphan ve DYP Amasya Milletvekili Turhan İmamoğlu cumhurbaşkanlığına aday olduklarını açıkladılar.
- Avrupa Birliği karşı görüşlere sahip olan Devlet Bakanı ve MHP Aksaray Milletvekili Sadi Somuncuoğlu, saat 23.10’da cumhurbaşkanlığı adaylığı başvurusu için geldiği TBMM’de Devlet Bahçeli'nin talimatı ile MHP’li bazı milletvekilleri tarafından Meclis'e girmesi zorbalıkla engellendi.
Milletvekillerinin Somuncuoğlu’nu vazgeçirmek istemesi sırasında kavga çıktı., bu sırada Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un elini silahına götürdüğü kameramanlar tarafından tespit edildi. Olay karakola aksetti.
Tartışmalar sırasında, Somuncuoğlu’na müdahale eden MHP’liler, “Partiden ve bakanlıktan istifa et, ondan sonra aday ol”, “Parti tüzel kişiliğinin aldığı karara uymak zorunda. Bu MHP töresidir” diye tepki gösterdiler. Genel Evrak ve Arşiv Müdürlüğü’nde işlemleri yapılması engellenen Somuncuoğlu, adaylık dilekçesini bir görevli tarafından TBMM Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğü’ne gönderdi. Somuncuoğlu’nun başvurusu daha sonra TBMM Genel Sekreterliği tarafından tutanakla işleme alındı.
MHP Genel Başkan Yardımcısı
Şefkat Çetin, Somuncuoğlu'nun MHP'den istifa etmesini istedi. Bahçeli'nin
isteği üzerine Ecevit, Somuncuoğlu'nu bakanlıktan azletti.
Devlet Bahçeli'nin bu cansiperane mücadelesi sonucunda Avrupa Birliği karşıtı
Somuncuoğlu yerine Avrupa Birliği taraftarı Necdet Sezer Cumhurbaşkanı oldu.
05.05.2000m günü Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu, bakanlık görevinden azledildi. Somuncuoğlu’nun yerine Devlet Bakanı Tunca Toskay, istifa eden Devlet Bakanı İrtemçelik’in yerine de Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen vekaleten atandı.
26.04.2000
FP Kocaeli Milletvekili Vecdi Gönül ile DSP Kocaeli milletvekili Turhan İmamoğlu cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildiler.
27.04.2000
DSP Amasya Milletvekili Gönül Saray Alphan cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildi. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk oylamasında adaylardan hiçbiri seçilebilmek için gerekli üçte iki çoğunluk olan 367 oyu sağlayamadı. En fazla oyu alan Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer’e, 281 oy çıktı. Sezer’i 61 oyla Nevzat Yalçıntaş, 58 oyla Sadi Somuncuoğlu ve 56 oyla Yıldırım Akbulut izledi.
01.05.2000
Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turunda hiçbir aday, seçilmek için gereken 367 oya ulaşamadı. Oylamada, Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer 314,TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut 88, FP İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş 66, MHP Aksaray Milletvekili ve Devlet Bakanı Sadi Somuncuoğlu 32, DYP Kilis Milletvekili Doğan Güreş 22, DYP Giresun Milletvekili Rasim Zaimoğlu 3, Eskişehir Bağımsız Milletvekili Mail Büyükerman 2 oy aldı.
03.05.2000
TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut, cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildi.
05.05.2000
Parlamento dışından parti liderlerinin mutabakatıyla cumhurbaşkanı adayı gösterilen Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye Cumhuriyeti’nin 10. Cumhurbaşkanı seçildi. Sezer, cumhurbaşkanlığı seçimi için TBMM Genel Kurulu’nda yapılan 533 milletvekilinin katıldığı üçüncü tur oylamada 330 oy aldı. DYP’li Doğan Güreş oylama öncesi adaylıktan çekilirken, FP’li Nevzat Yalçıntaş 113, MHP’li Devlet Bakanı Somuncuoğlu 43, DYP’li Zaimoğlu 24 ve Eskişehir Bağımsız Milletvekili Büyükerman 7 oy aldı.
16.05.2000
Türkiye’nin 10. Cumhurbaşkanı Sezer, TBMM Genel Kurulu’nda ant içtikten sonra cumhurbaşkanlığı görevini Çankaya Köşkü’nde 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den törenle devraldı.
31.05.2000
-Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanı olmasıyla boşalan Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na Mustafa Bumin seçildi. Bumin, dördüncü tur oylamada Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinden 6’sının oyunu aldı.
CUMHURBAŞKANLIĞINA GİDEN YOL | Necati Çavdar'ın ...
++++++++++++++++++,
Ecevit’in açıkladığı sihirli isim: Ahmet Necdet Sezer
Ahmet Necdet Sezer, 2000-2007 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı yaptı
Muhsin KIZILKAYA / HT GAZETE - YAZI DİZİSİ
28 Şubat post-modern darbesini yapan askerler, 28 Şubat'ın "bin yıl" süreceğini hesap etmişlerdi. Aradan 3 yıl geçtiği halde, 2000'li yılların başında bile hala 28 şubatçıların borusu ötüyordu. Diyarbakır Cezaevi'nde yatmakta olan Şemdin Sakık'ın ifadelerinin arasına sevmedikleri Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar gibi gazetecilerin isimlerini monte ettirmiş, bir yığın yazarı ve gazeteciyi andıçlamış, İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Akın Birdal'ın vurulmasına sebep olmuş, istemedikleri genel yayın yönetmenini gazetenin başından alıp, istedikleri köşe yazarını susturup, istediklerine yazı yazdırıyorlardı.
ÇEVİK BİR'İN ÇANKAYA HAYALİ
Bu dönemin en anlı şanlı komutanlarından birisi de Orgeneral Çevik Bir'di. 28 Şubat sonrasında Çevik Bir de Genelkurmay başkan olmak istemiş ancak bu emeline ulaşmadan emekli edilmişti. "Madem Genelkurmay başkanı olamadım, o halde ben de Cumhurbaşkanı olurum" demişti. Apoletlerinin verdiği gücün etrafında pervane olanlar da kendisini bu fikre iyice inandırmışlardı. Ne de olsa darbe dönemleri sonrasında bir askerin Çankaya'ya çıkması, eski bir Türk siyaset geleneğiydi.
Demirel'in Çankaya'daki görev süresinin bitmesine henüz 6 ay varken Çevik Bir, bu makama talip olduğunu Rumelili İş Adamları Derneği'nin bir televizyon kanalında canlı yayınlanan toplantısında çok acemice açıklayarak daha önce başlayan "Demirel sonrası Cumhurbaşkanı kim olacak?" tartışmasının da alevlenmesine sebep oldu.
Sahi o toplantı bir televizyon kanalında neden canlı yayınlanıyordu? Dönemin bütün meşhur gazetecileri orada ne arıyordu? Bu sorular bugün bile cevaplanmış değil.
GAZETECİNİN KIZDIRAN SORUSU
Neyse, Çevik Bir yine de umutluydu. Darbe sürecinde "kodumu mu oturtan" tavrının onu Çankaya'ya taşıyacağına sanki emindi. Fakat bu umudu yalnızca 15 dakika sürdü.
Soru cevap faslına geçince, dönemin ünlü televizyon programcılarından birisi olan Murat Birsel "Efendim Başkan olursanız ilk 100 gün içinde yapacağınız en önemli icraat nedir?" sorusunu sordu. Azametli paşa bu soruyu beklemiyordu, güreş minderine kendisi erken davet edilmişti; hiddetlendi ve herkesin gözü önünde Birsel'i adeta azarladı. Suratlar asılmıştı. Bir, sinirlerine hakim olamamıştı. Yayın sonrasında gidip Birsel'i yanaklarından öptü ve özür diledi, dalga geçtiğini sandığını söyledi ama olmadı. Bir'in sertliğinin altını doldurabilecek apoletleri artık yoktu.
KIVRIKOĞLU, ÇEVİK BİR'E NE DEDİ?
Bundan sonra Çevik Bir gazetecilerin eleştirilerine hedef oldu, 2 yıl önce gazetecileri karşısına bitişik nizamda dizdiren Çevik Paşa, şimdi onlardan adeta dayak yiyordu. Ve son darbeyi de silah arkadaşlarından yedi. Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu, bir toplantıda Çevik Bir için "Açıklamasının ne yeri, ne zamanı, ne de şahısları doğruydu" dedi ve ordunun Bir'in arkasında olmadığını resmen açıklamış oldu. Bir'in Çankaya hayalleri böylece suya düştü.
ECEVİT'İN DEMİREL FORMÜLÜ
Ecevit'in başbakanlığında DSP, ANAP, MHP koalisyonu iş başındaydı. Başbakan Bülent Ecevit, 6 Ocak 2000'de Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili şu fikri ortaya attı: "Türkiye'de bir istikrar dönemi yaşıyoruz. Sayın Demirel'in Cumhurbaşkanlığı süresi eğer bir dönem daha uzatılabilirse bu istikrarın güçlenerek devam edebileceği kanısındayım."
Ecevit'in ağzından "istikrar" gibi büyülü bir kelime çıkmıştı. Bu fikir koalisyonun büyük ortağı MHP ve Meclis'in çoğunluğu tarafından hemen destek gördü. Ancak ürettiği gerekçe medyayı ikiye böldü: Bazıları, istikrarın nasıl bozulacağına dair listeler yayınlıyor, diğerleri ise Ecevit'in bu formülü neden istediğine dair senaryolar üretiyordu.
MESUT YILMAZ FAKTÖRÜ
Asker de Demirel'i istiyordu. Ne de olsa, askerin bir dediğini iki etmiyordu. Fakat bunun tek bir yolu vardı, Anayasa'nın ilgili maddesini değiştirmek... Verilen desteğin büyüklüğüne bakıldığında bunu yapmak da kolaydı. Ancak hiç beklenmedik, hem de en içeriden bir engel, işin bu kadar kolay olmadığını gösterecekti.
7 Mart günü, DSP, MHP, ANAP ve DYP'den 406 milletvekilinin imzasıyla önerge Anayasa Komisyonu'na gönderildi. Ancak Fazilet Partisi Lideri Recai Kutan, "Nasıl olur da ülkenin istikrarı tek bir kişiye bağlanabilir" diyerek ortaya bir kılçık attı.
Bir de Mesut Yılmaz faktörü vardı. Onun da gönlünde Çankaya aslanı yatıyordu. Demirel'i saf dışı bırakırsa emeline ulaşabilirdi. Ne de olsa Bahçeli, Avrupa Birliği karşıtlığından ötürü Cumhurbaşkanı olmak istemeyecek, Ecevit, üniversite mezunu olmadığı zaten olamaz. Kutan ve Çiller, 28 Şubat'ın mağdurlarıydı, geriye kendisi kalıyordu. Aday olduğu taktirde en kötü ihtimalle dördüncü turda Meclis kendisini seçmek zorunda kalacak, yoksa Meclis feshedilecek ve yeni bir siyasi kriz ortaya çıkacaktı.
DEMİREL GÜNİZ SOKAK'A DÖNÜYOR
29 Mart'ta Anayasa değişikliği önergesi Meclis'e geldi. Öneri sahipleri kendilerinden emindi. Ne olsa 406 milletvekilinin imzası vardı. Ancak koalisyon ortaklarının hesapları Meclis'te çarşıya uymadı. Önergenin geçmesi için 330 oy yeterliydi ancak bu sayıda milletvekili yasaya "Evet" demedi. Ecevit ve Bahçeli çok sinirlendi. Durmak politikacıya yakışmaz, Ecevit bütün bir 70'li yıllar boyunca didiştiği azılı rakibi Demirel'i tekrar Cumhurbaşkanı yapmaya kararlıydı. Ancak bu kez önergeye "bonus" niyetine yeni şeyler eklenmişti; Fazilet Partisi'nin oylarını almak için parti kapatmaları zorlaştıran bir madde ile milletvekillerine bazı "kıyaklar" yeni yasa önerisinde yer almıştı.
3 Nisan'da yapılan oylamada, yine sonuç alınamadı. Ecevit istediğini yapamamış, Demirel'i 7 yıl daha Çankaya'da tutmayı başaramamıştı. Demirel'e kalan da Çankaya'dan inip Güniz Sokak'taki evine yerleşmek oldu.
'ASKER BU SEÇİMİN DE İÇİNDEDİR'
26 Nisan'a kadar bir aday bulmak gerekiyordu. Ecevit, 10 Nisan'da Meclis'ten bir isim üzerinde uzlaşmak üzere koalisyon ortaklarına çağrı yaptı. Zaman daralıyordu, Ecevit Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yine bir devlet krizi haline gelmesini engellemeye çalışıyordu. Aksi takdirde olayların ne kadar büyüyebileceğini en iyi kendisi biliyordu.
Kriz olur da asker susar mı? Asker uyumaz, asker üşümez, asker bir siyasi krizde de hiç susmaz. Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkloğlu, "ciddi, dürüst ve şaibesiz" bir Cumhurbaşkanı istediklerini sağır sultana bile duyurdu. Kıvrıkoğlu bir isim işaret etmeyince, medya leşkerleri, "asker siyasete karışmak istemiyor, onun için isim telaffuz etmiyor" gibi birbirinden özgün dahiyane yorumları köşelerinde dillendirmişlerdi ki 3 gün sonra Kıvrıkoğlu tekrar ayarı verdi: "Türkiye siyasetini ilgilendiren her meselede olduğu gibi asker, elbette ki bu seçimin de içindedir."
BAHÇELİ-YILMAZ KAVGASI
22 Nisan'da koalisyon ortakları bir araya geldi. Kriz gittikçe büyüyordu. Mesut Yılmaz hala umut içindeydi. Ancak Devlet Bahçeli onun umudunu kırdı, aralarında sert bir tartışma yaşandı, Yılmaz toplantıyı terk etti. Krizi yatıştırmak da Ecevit'e düştü. Ne de olsa en kıdemlileri oydu ve bu işin şakasının olmadığını yaşadıkça görmüştü. Seçime sadece 3 gün kalmıştı. Ecevit daha önce ağzını aradığını ama ismini bir sır gibi sakladığı acil eylem planını devreye soktu. Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer neden olmasın?
Gerçekten de neden olmasın. Sanki sihirli isim oydu ve kimse bu isme itiraz etmedi. Nisan 1999'de ünlü bir konuşma yapmış ve o günden beri herkesin gönlünde taht kurmuştu. O tarihi konuşmasında şunları söylemişti Sezer: "Düşünce özgürlüğü demokrasinin temeli ve ayrılmaz parçasıdır. Düşünce suç sayılırsa demokrasi olmaz. Eyleme dönüşmeyen düşünce açıklamaları cezalandırılamaz. Anayasa ve yasalardaki düşünce özgürlüğünü kısıtlayan hükümler, altına imza koyulan uluslararası anlaşmalar çerçevesinde değiştirilmelidir. Türkiye insan hakları alanında evrensel normlara uyum sağlamak için yasalarında gerekli değişiklikleri yapmak zorundadır. Düşünceyi açıklama özgürlüğü ile bağdaşmayan yasa kuralları değiştirilmelidir. Anayasa ve yasalar özgürlüğü engelleyen öğelerden arındırılmalı, özgürlük alanı genişletilmelidir. Düşünce özgürlüğü alanında demokratik değerlere yer verilmelidir."
OYLAMA YAPILIRKEN, ECEVİT'E GELEN MESAJ
O günlerde bunları söylemek her babayiğidin harcı değildi. Bu konuşma onun en sağlam referanslarından biriydi. Bahçeli ve Yılmaz hemen ikna oldular. Ama diğerlerinin de ikna olması lazımdı. Meclis oy birliğiyle Sezer'e evet demeliydi yoksa yine Kıvrıkoğlu haykırabilirdi. Çünkü askerler Sezer'den pek haz etmiyorlardı.
Sezer, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay'da hukukçular için verilen brifinglere katılmamıştı. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na muhafazakâr olarak bilinen isimlerin oylarıyla gelmişti. Bu makamda verdiği demeçlerde özellikle demokratikleşmenin üzerinde duruyor, 28 Şubat'ın YAŞ toplantılarından çıkan kararların yargı denetimine açılması gerektiğini savunuyordu.
25 Nisan'da galiba tarihte bir ilk gerçekleşti. Meclis'te bulunan 5 partinin lideri hep birlikte üzerinde anlaştıkları ismi açıkladılar. Her partiden 131 milletvekilinin imzasıyla Ahmet Necdet Sezer Cumhurbaşkanlığı'na aday gösterildi.
27 Nisan'da Meclis ilk tur oylama için toplandı, ancak ilk 2 turda yeterli çoğunluk sağlanamadı. 5 Mayıs günü Meclis üçüncü tur için toplandığında, Sezer'in seçilmesine kesin gözüyle bakılıyordu. Fakat Meclis'e gelen haber kısa süreli de olsa ortalığı karıştırdı. Ordu, Sezer'i istemediğini net bir mesajla Ecevit'e bildirdi. Ecevit, böyle bir tepki beklese de, bu haberin böyle bir zamanda gelmesinden dolayı şaşkındı. Kısa süre düşündü, artık geriye dönüş yoktu, el aleme rezil olmayı göze alamazdı. Ve Ahmet Necdet Sezer, 330 oyla 10'uncu Cumhurbaşkanı seçildi.
Bir 3 kişi görseli olabilir
TC Mustafa Anbar, Fırat Sahaf ve 7 diğer kişi
1 Paylaşım
Paylaş

BU da BAŞBAKAN.... ve yorumlar

 https://www.facebook.com/necati.cavdar/posts/113784615410249 BU da BAŞBAKAN.. Mehmed Zahid Çalışkan S n s r d o o t p e 8 i   7 h 6 2 1 2 k...