28 ŞUBAT Davası için
8 OCAK 2018'de Ankara Adliyesinde idik..
Hem 28 Şubat zulmüne uğramış biri
"28 Şubat Türküsü" nü kaleme alan kişi sıfatıyla , ORADA..






///////////////////////////////////
TARİHTE BUGÜN
3 yıl önce
28 ŞUBAT Davası ANKARA - Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek
Hem 28 Şubat zulmüne uğramış biri
"28 Şubat Türküsü" nü kaleme alan kişi sıfatıyla ve "HAL" i temaşa için ;
BU GÜN Ankara Adliyesindeyiz....
Kesintisiz dayatmalara
karşı milletin meclise
dilekçe vermek için
Ankara yürüyüşü için...
İSTİYOR
İlahi ..! Baykuşlar mı sahip olsun bu yurda ..!
Mazlum millet; şaha kalkmış her yerde.
Eller semada, diller duada, gönüller sende,
Şimdi, meydanlarda hürriyet istiyorlar....
Bülbüller öter mi sönen ocakta...?
Hiç neşe kalmamış köşe bucakta.
Acılar yürekte, bıçak kemikte,
Artık “yeter söz milletin” diyorlar...
Her zorluğa; göğüs gerer bu millet,
Geçmişi şerefli, geleceği kutlu bu devlet,
Ok yaydan çıkmış; hedefe varacak elbet,
Cumhuriyet içinde kamil demokrasi istiyor....
Beyler.. ! Bu feryat mazlum milletin,
Askeri bizim, polisi bizim; devletin,
Aklınızı başınıza alın; ilmi söyletin,
Bu millet hakiki hürriyet istiyor...
Ya Rab..! Bu densizlere haddini bildir,
Yeter artık; bu milleti tez güldür.
Er geç girilecek “Dosdoğru yol”dur
Uyandı millet artık “DEMOKRASİ” istiyor
3.8.l997
0.4 00 ANKARA
Ankara
Herkese Açık ile paylaşılıyor
28 ŞUBAT Davası için
8 OCAK 2018'de Ankara Adliyesindeyiz
Hem 28 Şubat zulmüne uğramış biri
"28 Şubat Türküsü" nü kaleme alan kişi sıfatıyla , ORADAYIM....
////////////////////////////////////////////////////////77777
TARİHTE BUGÜN
3 yıl önce
8 Ocak 2018 Pazartesi günü
ANKARA - Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesinde 28 ŞUBAT Davası görülüyordu.
Hem 28 Şubat zulmüne uğramış biri
"28 Şubat Türküsü" nü kaleme alan kişi sıfatıyla ve "HAL" i temaşa için ;
BU GÜN Ankara Adliyesinde, salonda idim.
Sanık arkadaşlarından biri ile sabahki duruşmada mecburi Sohbet ettik.
Çünkü oturacak yer yoktu.
Kapının önüne de yığılınca mecburen yanyana geldik.
Adamın da konuşacağı tuttu..
En sondaki ..
Dinleyiciler, müştekiler sandalyelerinde oturan 28 Şubatçıların mücadele ettiği Başörtüsüyle oturanları göstererek
"Ne kadar da kalabalıklar. Hepsi de başörtülü " deyince
"Sizler sebep oldunuz" dedim..Anlamadı.
Biraz sonrada kartını takdim etti.
.............
Bu defa da bir not uzattğı delikanlı avukat için "Çevik Bir"İn avukatı olduğunu söyledi.
Sanık sandalyelerinde oturan kalabalık gurup içinde göremediğimden "Çevik Bir
de burda mı?" diye sordum.
"Önde oturanları işaretle " Burada burada. İşte burada" diye yerini gösterdi.
Ben de " Allah'a şükür..Demek ki . Allah, Çevik Bir'den büyükmüş.." dedim
Adam; "ne demek o "dedi.
O şu demek; Bunu burada bi
"(Haşa) Kendilerini Allah'dan büyük görüyor. Millete zulüm ediyorlardı.. Ama , O, Allah.. Şimdi sanık sandalyesine oturttu Hesap veriyorlar..
Sır, bunu izlemeye geldim"dedim.
Yüzüme garipçe baktı..
Kalabalık arasında kulağına eğilip.
Mini etekli bayanları bile irticacı diye işten atmışlardı...... Erbakan nasıl bir adamdı ki, mini eteklileri bile kendi gibi yapmıştı.. Okulların kapısında ağlayan çocuklar..Çok Zulmettiler. Çok.."deyince bir daha da bana bakmadı. Biraz sonrada bir fırsatını bulup salonun öbür ucuna yollandı.
............
Duruşma sonrası. Arada.
Özellikle gözlerinin içine bakmak istedim, bakmıyor.. Bakamıyorlardı.
kendilerinden olan ya da tanıdıklar ise onunla konuşuyorlardı..
..............
Çetin Doğan yanında beyaz montlu kızı olduğu halde yandaş gazeteciye " Onu şöyle yapalım" diye haber verme şeklini dikte ediyordu.
Sonrada en alt zeminde sağda bir oturak bularak gazeteciye dosya üzerinden açıklama yapıyordu.
...............
Yaklaşık 10 bin belge , 180 bin evrak ve çuval çuval dosyaların mahkeme duvar diplerinde yığılan bu dava da ;
mahkeme sonucu ne olursa olsun.
Yargılanmaları, büyük aşama...
halkla, aynı mekanı paylaşmaları
Mazlumlarla zalimlerin adalet önünde buluşmaları gerçekten hoştu.
Zulmün bir zaman sonra mutlaka biteceğini haykıran bu acizin, zalimleri sandalyesin de görebilmesi büyük bir gelişme.
Fakat..
Keşke 28 Şubatlar hiç ama hiç yaşanmasaydı.
//////////////////////////////
Savunmadan NOTLAR:
Bazı sanık ve avukatları özetler halinde şu savunmaları yaptılar......
1. batı çalışma gurubu, vardı.. Ama yasaldı.
Biz Başbakan Erbakan'ın, Genelkurmayın emirlerini yerine getirdik.
2. Süleyman Demirel'in de değdiği gibi " gerginlik vardı", Bu gerginliği gidermek için Erbakan, kendi istifa etti. Zor kullanılmadı.Zorlama olmadı. Ortağı Tansu Çillere görevi bırakmak istedi. Ama, Cumhurbaşkanı Demirel, yasal hakkını kullanarak Mesut yılmaz'ı atadı.Bu siyasi bir iştir. Meclis açıktı. Baskı kurulmadı.
"Rahmetli diyelim" Erbakan, 28 Şubat kararlarını baskıyla imzaladım demedi. Erbakan'ın sağlığın da böyle bir şey yoktu.O rahmetli olunca dava ortaya çıktı..
Sincanda yürütülen Tanklar, normal görev için Akıncı üssüne gitti ve birliklerine döndü.Üstelik bu tankların hükumeti devirmeye de yetecek miktarda bir gücü de yoktu.
3- Sadece biz niye yargılanıyoruz. Bu işin, siyasi, ekonomik ve basın ayağı da var. Onlar yargılanmıyor
4... Ben ve biz komutanların emirlerini yerine getirdik. Suçsuzuz
5. Evet Batı Çalışma Gurubu kuruluyordu. Ben o sırada oradan görevle ayrılmış, yurt dışına gidiyordum.. Üst komutanın yazılı olmayan emri ile irtica ile mücadele toplantılarına katıldım. Ancak, kimseyi işlemedim..Rapor yazmadım.. Belge sunmadım. Kimseyi mağdur etmedim.
6- Bu davanın savcısı, mahkeme hakimleri Şu an FETO dan içerdeler. Bu suçlamalar onların "yarattığı" şeyler.. Bu KUMPAS..
7.. Biz PKK ile savaşta idik..
8. Dava konusu suçlamalar, gerek Celal Güzel gerekse Orakoğlu davalarında suç olmadığı mahkemece ortaya konmuştur. Şimdi yeniden bunlar delil sayılamaz.
9..Bu konular suç olsa bile, suç tarihinden şu kadar zaman geçti. Dava konusu edilen işler zaman aşımına uğradı.
:::::::::::::::::::::::::::::::
Son davaları izliyorum..
Sanıkların hemen hemen hepsinde savunma aynı
-Necmettin Erbakan'a rahmet.
O'nu saygıyla anarak, başbakanlık genelgesini delil gösterip adeta "O emretti Biz yaptık" edasındalar..
Özel görüşmelerimizde yine Erbakan'ı saygıyla anarak "O yaşasaydı, bu dava açılmazdı" diyorlar.
-FETO'ya MİNNNET
Özellikle Eski savcının ve eski Genelkurmay Hukuk Müşavirinin FETO sanığı olmasını çok ama çok istismar ediyorlar.. Dava ile ilgili herşeyi onlar planladı diye sunuyorlar .. Eğer kurtulurlar ise FETO eylemiyle kurtulacaklarını düşündüklerinden olsa gerek her kürsüye çıkan bu konuyla başlayıp bununla bitiriyor.
-Şahitleri ; DEMİREL ve ŞEVKET Kazan
28 Şubat Davasının en önemli Şahitleri; Demirel ve Kazan..
Sık sık eski Cumhurbaşkanı Demirel'in " hoca kendiliğinden istifa etti, bende gereğini yaparak hükumeti istediğime verdim" şeklinde özetlenen ilgili açıklamalarını esas alıyorlar..
İlginçtir 28 Şubatçıların Hakim önüne çıktığı salonlarda 28 Şubat sürecinde DGM'de yargılanan Hasan Celal Güzel'i de izlemiştim.
Güzel, savunmasında tek kelime kendinden ilave etmeksizin Yeni Asya da çıkan röportajlarına ait bir kitaptan okur okur.. Ve sonunda "Bunlar Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e aittir" derdi.
Diğer en önemli Şahitleri ise Kazan..
Şevket Kazan'ın Refah Gerçeği kitabına atıf yaparak savunmalarını oluşturuyorlar..
Savunma yapanların "bizim yüzümüzden kimse madur olmadı.Kimse işsiz kalmadı. Kimseye bi şey olmadı.. Şikayet edenleride zaten hiç tanımayız" diyerek "şu kadar içerde kaldım. Dava dolayısıyla aile ve sosyal hayatım sıkıntıya girdi" gibi mağduriyetlerini dile getirmeleri sanki ülkede her şey güllük gülüstanlık idi de millet rüyada idi düşüncesini sergiliyor.Onların bu tavırları izleyenlerde buruk gülümsemelere sebeb oluyor..
Diğer ilginç durum ise .
Bir dönem "Başörtüsü avcılığı" yapanların karşılarında , yanlarında başörtülü hukukçuların Saatlerce aynı solanda birlikte oturması..
Onun içindir ki Adliye tuvaletini zalim ve mazlum olanların birlikte kullanması üzerine 28 Şubatçılara dedim ki "Tuvalette eşitlen diniz."
Her şeye rağmen bir dönem halka zulmedenlerin mahkeme önüne çıkması/çıkarılması mühim..
Acı alon ise;
Şerefli bir milletin Şerefli ordusundan bir gurubun milletin namuslarına emanet ettiği silahları millete çevirmesi. Sonuç olarak da bir kısmı 80li yaşlarını bulan insanların asude bir emeklilik hayatı sürmesi yerine mahkeme önünde hesap veriyor olmaları.
/////////////////////////////////////////
2 Mart 2018 Cuma
28 Şubat zalimleri, mahkemede hesap verdiler, aynı salonda Mazlumlarla buluştular.
2 Mart 2018 Cuma...
5. Ağır Ceza Mahkemesi /Ankara
:::::::::::::::
İŞE YARAMAZ PERSONEL
28 Şubat sürecinde Genelkurmay Harekat Başkanlığı İç Güvenlik Plan Şube'de Albay rütbesiyle görev yapan İdris Koralp; savunmasında
“Gösterilen belgeleri hatırlamak mümkün “ değil diyerek polisde verdiğim ifadeyi kabul etmediğini söyledi.
VİRÜS
Fetullah Gülen cemaatini, "Zararlı virüs ve gayrı nizami unsular" olarak nitelendirip, “zararlı virüs Silahlı kuvetlerin kalbine sirayet etmiş” diyen Koralp, TSK'nın bunlara karşı çeşitli tedbirler aldığını, çalışma grubu kurulmasının da bunlardan birisi olduğunu söyledi.
Üst makama sunmak üzere “günlük basın taraması ve incelemesi yaptıklarını,
Günlük irticai faaliyetleri derleyip kamuta kademesine sunduklarını,
Emre itaat ve görev sınırı içinde hukuka uygun faaliyet yürüttüklerini “ belirten Koralp, BÇG'nin geçici görevlendirilen 20 personel ve her gün gelen 6 kişiyle görev yaptığını anlattı.
Ve şöyle konuştu:
Gündem oluşturma durumumuz yok..
BÇG’nin özel bir yeri yoktu.
Her hangi bir belge dağıtılmadı.
Gelenler çok donanımsız kişilerdi.
İşe yaramaz yada boşta olan kişiler gönderilmişti.
İşe yarayan, danamımlı kişileri göndermezler..Bu insanlar darbe için seçilselerdi daha farklı insanlar.
BÇG personeli ayrıcalıklı, özel seçilmiş kişiler değildi.
BÇG kimsenin türbanı, sakalı, işinden aşından atılmasıyla uğraşmamıştır.
BÇG ismi abartılı ve sansayonel kullanıldı.
Eski savcı Mustafa Bilgili'den söz ederken, "sayın" ifadesini kullandı. Ancak hemen peşinden, "Düzeltiyorum, Mustafa Bilgili" diyen Koralp, "FETÖ" sanığı Bilgili'nin iddianameyi bilerek ve kasıtlı olarak karıştırıp, hayali, düzmece bir senaryo ile masum insanlara suç isnadında bulunduğunu bildirdi.
...............
SARUMSAK’I SORGULADIM..
Davaya konu tarihlerde bnb rütbesinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Dairesinde İstihbarata Karşı Koyma (İKK ) Şube Müdürü olarak görev yapan emekli Albay Mehmet Aygüner , savunmasında;
DKK'nda BÇG benzeri bir yapının oluşturulmadığını,
Gölcük Donanma'dan bazı evrakları çaldığı iddia edilen onb. Kadir Sarmusak'ın kendi şubelerinde görevli olduğunu, dışarı sızdırılan evrak için o dönem sorguladığını ancak zor kullanmadığını belirterek hakkındaki iddialarının “yalan” olduğunu
Bu konudaki (BÇG ) göevinin İstihbarat Daire Başkanlığı ve başındaki Albay Eser Şahan tarafından yürütüldüğünü duyduğunu ileri sürdü.
Genelkurmay'daki BÇG'de de herhangi bir görev yapmadığını anlattı. Yapılacak darbeyi engelleyecek askerleri tasfiye etmekle suçlandıklarını hatırlatan Aygüner, "DKK İKK şube müdürü olarak TSK ve devletimizi ele geçirmek için faaliyet gösteren adı dün cemaat, hizmet hareketi, bugün FETÖ olan örgütün üyelerini tespit için çalışmalar yapılmıştır. Ayrıca DKK'nı her türlü bölücü, yıkıcı faaliyetlerden korumak için gayret sarf edilmiştir" dedi.
..............
K.Gürüz: GURUR DUYUYORUM
"438 gün "Sincan Ceza evinde kaldım" diyerek söze başlayan "altı yıldır. Bununla yatıp bununla kalkıyoruz. Anlayışla karşılayın.." diyerek Hakim önünde ter döken eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz," (YÖK olarak ) yaptıklarından "GURUR duyduğunu" söyledi.
"BCG nin ne olduğunu bilmiyorum...BÇG ile ilgili Hiçbir şey bilmiyorum.
Duymadım...
Basından öğrendim." diyen,
Savunmasını FETO örgütünü istismara dayandıran
ve
" "Bugün de olsa aynı kararları alırdım. O kararlar Türk milletinin geleceği, Türk varlığının bu topraklarda sürmesi için alındı" diyerek zulümlerine kılıf olarak "Türklük" vurgusu yapan Gürüz, sanık kürsüsünden inince Çavik Bir'inde oturduğu sanıklara ayrılan bölüme geçmeyerek Sanık Avukatlarına ayrılan yerden avukatını dinledi.
////////////////////////
Notlar:
28 ŞUBAT'ın Psikolojik Harakat' cısına psikolojik DERS
TÜKRÜĞÜM SENİN ELİNDEN TEMİZ..!
28 ŞUBATÇIlar;
gerek mahkeme salonunda gerekse celse aralarında koridorlarda Mazlum ve mağdurları ile göz göze gelmemeye azami gayret gösteriyorlar..
Gece, biten 28 ŞUBAT duruşması çıkışında adliyeden birlikte ayrıldığımız 28 ŞUBAT'ın Psikolojik Harekat' cısı ile yan yana yürürken.
Mahkemede ibret ve üzüntüyle seyrettiğim bir zamanların burnundan kıl aldırmayan Kemal Gürüz,
biri Avukatı Nevra Didem Yaşar
Diğeri duruşma bitip salon boşaltılrken yanımda madur bayanlarla tartışan
ve "çok zulmettiler. Şimdi de ilme,vicdana, çağa aykırı olan yaptığından gurur duyduğunu söylüyor"deyince susarak sessizce uzaklaşan
bayanla yavaş yavaş yürümeye çalışıyor. Merdivenleri zor zar çıkıyor.
Yanımdaki ne "Gürüz, kaç yaşındadır" diyorum.. "Gürüze göz atarak
"Sekseni geçmiş olmalı " diyor. "Acı. Çok acı " deyince "kendi destekçisi mi sandı ne kaçmadı, sohbete başlıyoruz..
"evet avı. Hemde çok acı..Bu duruma düşürülmemeiydi, düşmemeliydi"diyerek
Yanımdakine adliye ve karşıdakiDil Tarih Fakültesini -sıhıyeyi- göstererek "başörtülü kızlar şuralarda kuşlar gibi çırpınıyordu.
Şimdi çıkmış , ilme, mantığa vicdana sığmayan kararları için "gurur duyuyorum diyor"
Ama gördün mü bu gün karşısında başörtülü avukat vardı..Ülke mi battı..?
dedim..
"O da başörtüsü başka idi. Kanunlar" demeye kalkarak"bilemem o gün buradamı idiniz? dedi.
Hayır yoktum dedim ve "mesut yılmaz'ın da yapılanları savunduğundan dem vurmaya kalktı.
Ne kanunu Kanun mu vardı. O günde yasaklayan kanun yoktu bu günde bir kanun çıkmış değil ..
ama bunlar keyfi yönetmenlik diyerek millete hayatı zehir ettiler.. Şimdi de bu yaşında mahkemede ter döküyor.
İlim,insanlık ve ülke adına utanç verici şey. Keşke bunları yaşatmasalardı..
yine bizim de yakınlarımız başörtülü diyerek " üniversitelerde ki ise kanun gereği" diyecek oldu. Hangi kanun??.. İnsanlar, asakeri lojmanlara giremedi. En yakınlarını ziyeret edemedi. Şehit cenazesine alınmadılar.Bir iğne ile ülkenin batacağı düşünüldü.
Dün sizler bu gün FETOcular biyerlerin dolduruşuna gelip millete zulmettinzi Bilerek yapmayanlarda kullanıldınız dedim.
Artık ayrılıyoruz..
Elini uzattı..Bir an teredüt etim Elimi vermeyim diye. garibine gitti.Duraksadı.. Sonra uzattım ve hemen çekerek elime tütü tü diye tükürdüm..
Daha bir garip baka kaldı.
Çünkü elim kirlendi, onu temizliyorum ..Tükrüğüm zalimlerin elinden çok daha temiz..
Muhatabım..."iyi tepkini göstermiş oldun"dedi.
Bende eğer sizlerde yüz olsa milletin içine çıkamazsınız... Belki mahkemeden bir şey çıkmaz ama vicdanlar da çoktan mahkum oldunuz..
Ben Sıhıye duraklarına yönelirken o da arkasaına bile bakmadan yürümede zorlanarak Kızılay, yönünde karanlığa doğru yol aldı
............
Nerden nereye dercesine
Devam eden Duruşmayı dinlemek için girdiğimde not tutan ODA TV nin bayanmuhabiri ile karşılaştık.. İyi yaz.. Gece saat bir iki gibi senin notlara da bakıyorum deyince okunduğuna sevinmiş olmalı ki, neşe içinde "tamam" diyerek cevapladı.
Bizi seyreden Başbakanlık Özürlüler İdaresi kurucularından Raşit bey, "bakıyorum iyi anlaşıyorsunuz" dedi.
Bende nede olsa eski gazeteciyiz. Kan çekti dedim.
Şimdi nerde yazıyorsunuz diyene de " 28 Şubat ve Ecevit faişizminde YAZAN.. Ama . dikta da YAZAMAYANız.. İskiyi unutmayın dedim. Dava açtılar.. Gazetede köşem sustu.. Evimi basıp, bilgisayarımı gasp ettiler."
Garip garip bakanlar, zannediyor ki maduriyet sadece 28 Şubat'ta olur..
..............
Adliye mescidinde bir dönemin hakiki mazlum ve mağdurları ileyiz..
Polisler, hukuk adamları namaza gelmiş..
İstanbuldan gelen madurlar var.
Onlara dedim ki şimdi olduğu gibi 28 Şubat'da Hasan Celal Davasını da izledim.
polisler seviyordu ama yanaşamıyordu. Çünkü korku çökmüştü. Milletin dizleri titriyordu.Yanaşmıyorlardı.Bişey olmasın diye yanaşamıyorlardı..
Allah'a şükür serbestçe mescide Namaz kılıyorlar dedim.
Muhatabım da "at sahibine göre kişner diyerek" Nerden nereye dercesine milletin yüreklerine su serpen ve tıpkı Çanakkale de askerin birlikte Namaz ve duya durduğu gibi Afrin harekatına katılanların kıldığı o muhteşem Cuma namazını hatırlattı..
///////////////////////////////////////
Metin Özer
3 Mart, 21:32 ·
BAŞBAKAN’A TIK TIK TIK VURAN PAŞA
Tıknaz paşanın elinde metal bir çubuk vardı.
O sırada ekrana Başbakan’ın resmi geldi.
Elindeki çubukla Başbakan’ın yüzüne 3 kere vurdu...
Tık.. Tık.. Tık..
Sırıtarak dedi ki; “İşte irticaya cesaret veren isim”
Bu olay 28 Şubat’ın o meşhur Genelkurmay Brifinginde yaşandı.
28 Şubat’la ilgili yazılmayan ve söylenmeyenlerle ilgili yazmaya devam edelim.
Bu kez 28 Şubat’ın simgesi olarak kabul edilen ünlü Genelkurmay brifinglerini anlatacağım.
Hani şu; yargıya, üniversiteye, sivil topluma ve gazetecilere Genelkurmay’da verilen brifingleri hatırlarsınız.İşte onları kastediyorum.
Bu brifinglerde konuşulanlarla ve askerlerin anlattıklarıyla ilgili bugüne kadar kimse ağzını açmadı.
İçeride konuşulanlar bir sır olarak kaldı, bunları yazmak da sonunda bize nasip oldu.
Birazdan sinirlerinizi oynatacak şeyler okuyacaksınız..
İşim gereği gazetecilere verilen brifing için davet aldım.
TGRT, Genelkurmay tarafından akredite durumdaydı.
Yani Genelkurmay’ın etkinliklerine katılabiliyorduk.
Zaten sağ kesimden bir tek biz akredite durumdaydık.
TGRT Genel Müdürü Ali Baransel sayesinde bu konuda bir sıkıntı çekmedik.
Dolayısıyla Genelkurmay’dan içeriye girebilen tek sağ görüşlü gazeteciler bizim gruptandı.
Brifing bitip dışarıya çıktığımda; Başbakanlık ve bakanlar tarafından telefon bombardımanına tutulurdum.
Abdullah Gül’den Bülent Arınç’a, Cemil Çiçek’ten Abdulkadir Aksu’ya Refah Partisi ve DYP’li bakanlar beni arar, olup biteni sorarlardı.
Sadece onlar mı?
İçeri alınmayan gazeteci arkadaşlar için yegane haber kaynağı durumundaydım.
Neyse gelelim şu meşhur brifinglere..
Genelkurmay Başkanı katılmazdı onun dışında başta Çevik Bir, Erol Özkasnak ve karargahta görevli generaller tam kadro brifingde hazır olurdu.
Brifingler tam saat 14.00’da başlardı.
Salonun kapısının üzerinde bir elektronik saat vardı. O saat 14.00 dediğinde komutanlar salondan içeriye girerdi.
Ne bir dakika eksik ne de bir dakika fazla.
Sonradan öğrendik ki o general gelip dışarıda bekler, saat tam 14.00 olduğunda içeri girermiş.
Bizim postal yalayıcı yalaka meslektaşlar bu durumu bile gazetelerinde ballandıra ballandıra anlatırdı. Askerlerin ne kadar dakika ve düzenli olduklarına yönelik methiyeler düzerlerdi.
Brifingler Dönemin Genelkurmay Genel Sekreteri Emekli Tümgeneral Erol Özkasnak tarafından verilirdi.
Neyse, salonda yerimizi aldık.
Film izler gibi koltuklarımıza oturduk.
Sağ ve sol yanımızda Genelkurmay karargahındaki generaller oturdular.
Saat tam 14.00 olduğunda komutan içeriye girdi.
Herkes ayağa fırladı.
Cumhurbaşkanının ve başbakanın karşısında ayağa kalkmayan; hatta bacak bacak üstüne atarak oturmayı adet haline getiren anlı şanlı gazeteciler, komutanı gördükleri anda fişek gibi havaya fırladılar.
Bizim burnundan kıl aldırmaz gazeteciler çakı gibi askermiş gibi esas duruşta bekler, komutan oturmadan da oturmazlardı.
Komutana gösterdikleri esas duruşu görünce, onların aslında gazeteci değil asker olduğunu bile düşündüm.
Karşıda büyük bir multivizyon ekranı vardı.
O ekrandan görüntüler akmaya başladı.
Peki görüntülerde neler var?
Provokatör aczimendilerin camilerdeki sahte zikirleri ve sokaklarda dolaşmaları, Sahte şeyh Ali Kalkancı, sahtekar türbanlı Fadime Şahin ve sahte şeyh aczimendi Müslim Gündüz.
Başka?
Sıkı durun!..
Hürriyet Gazetesi, Milliyet Gazetesi ve dönemin Sabah Gazetesi tarafından yapılan irtica yalanlarından oluşan gazete kupürleri...
Brifing boyunca Uğur Dündar’ın yaptığı irtica yalanı haberleri, Ali Kırca’nın namaz kılan liseliler haberi, Reha Muhtar’ın Fatih’te sarıklı ve cübbeliler haberi
Tekrar tekrar ekrana getirtildi.
Bu görüntülerin ve gazete kupürlerinin dışında tek bir belge bile göstermediler.
Bunların dışında; Erbakan Hoca’nın dini önderlere Başbakanlık’ta verdiği iftara gelen sakallı Müslümanların görüntüleri..
Ekranda Başbakan Erbakan’ın bir görüntüsü donmuş halde tutulurken, Özkasnak salona döndü ve beni dehşete düşüren kararlarını açıkladı.
- Arkadaşlar bu görüntülerden ve olaylardan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri olarak tehdit sıralamamımızı değiştirdik.
Bugüne kadar bizler için birinci tehdit PKK ve Bölücü hareketlerdi.
Artık birinci tehdit İrticadır. PKK tehdidi ikinci sıraya inmiştir.
TSK olarak bugünden sonra bütün mücadele ve dikkatimiz İrtica üzerine olacaktır.
Elindeki çubukla tekrar Başbakan Erbakan’ın yüzüne 3 kez vurdu...
Tık.. tık.. tık..
-Hükümet irticai faliyetlere göz yummakta, sinsice onları desteklemektedir.
Değiştirilen tehdit sıralamasının şokunu yaşarken, arkamdan gelen bir sesle irkildim.
70 yaşlarında, titrek ve sonradan bir savunma dergisinin sahibi olduğunu öğrendiğim birisi ayağa kalkmış bağırıyor...
- Paşam, paşam bize bunları niye anlatıyorsunuz?
Biz bunları hatta daha fazlasını biliyoruz.
Bunları anlatarak niye vakit kaybediyorsunuz ?
Bizi bu laiklik ve Atatürk düşmanlarından ne zaman kurtaracaksınız?
Niçin derhal ihtilal yapmıyorsunuz?
Bize bunu anlatın. İhtilal yapmak için daha neyi bekliyorsunuz?
Erbakan’ı ve arkadaşlarını hapse tıkmak için ne zaman harekete geçeceksiniz?
Vay canına sayın seyirciler...
Medya mensubuna bakın!..
Şoklardan şoklara girdim..
O sözler üzerine salonda kahkaha patlaması yaşandı.
Bizim şanlı medyamızın seçkin temsilcileri olan; Emin Çölaşan, Reha Muhtar, Bekir Coşkun, Yücel Yener (TRT Gn. Md.),Ertürk Yöndem (TRT), Ertuğrul Özkök ve Sedat Ergin (Hürriyet), Derya Sazak ve Fikret Bila (Milliyet), Mehmet Yılmaz, İsmet Berkan (Posta), Zafer Mutlu, Fatih Çekirge (Sabah), Bilal Çetin ve Okay Gönensin (Yeni Yüzyıl), Orhan Erinç ve Mustafa Balbay (Cumhuriyet), Ali Kırca ve Baki Şehiroğlu (ATV), Uğur Dündar ve Mehmet Akarca (Kanal D),Mithat Sirmen (SHOW TV), Ufuk Güldemir ve Ümit Aslanbey (STAR TV), Murat Yetkin ve Nuri Çolakoğlu (NTV) ve Mehmet Güler (AA) dehşete düşmek bir yana, o bunak herifin sözünü bir alkışlamadıkları kaldı.
Baktım; salondaki komutanlar bu çıkıştan oldukça memnun.
Yüzünde gülücükler açılan başka birisi de brifingi veren Erol Özkasnak’tı..
Özkasnak, “Hassasiyetinize teşekkür ederim. Sizler var oldukça Laik Cumhuriyet hep ayakta kalacaktır” dedi.
Aman Allah’ım.
Salonda alkış tufanı koptu.
Baktım bizim postal yalayıcı medya ayağa fırlamış, Özkasnak’ın bu sözlerini ellerini patlatırcasna alkışlıyor.
O gün askere alkış tutan bu gazetecilerin bir kısmı bugün AK Parti’ye yalakalık peşinde.
Askere dizdikleri övgüleri, şimdilerde Tayyip Bey’e ve AK Parti’ye diziyorlar.
Allahü teala bu milleti gerçekten korumuş.
Hayali bir düşmanı 1 numaralı tehdit yapan öngörüsüz paşaların yönettiği şanlı ordumuz, iyi ki bir savaşa falan girmemiş.
Bu paşalar başımızdayken savaşa girsek, inanın şu anda işgal altındaydık.
Bunların; şövalye hikayeleri okumaktan aklı karışmış yaşlı ve aristokrat bir şahsiyet olan Don Kişot’un, dev olarak gördüğü yel değirmenlerine saldırmasından hiç bir farkları yok.
O yüzden beyinlerinde dev yaptıkları hayali bir irtica düşmanına saldırdılar.
Bu ülkeyi yıllarca hayali bir düşman uğruna gerilime soktular.
Don Kişot’da bunaktı, bunlarda benzer durumdalar.
Allah ıslah etsin.
Şimdi gelelim meselenin can alıcı noktasına...
İrticayı birinci tehdit yapıp PKK’yı ikinci tehdide düşüren 28 Şubat’ın Genelkurmay’daki paşaları, şimdi Afrin harekatına bakıp yüzleri kızarıyor mu acaba?
“Biz ne yaptık?” diye düşünüp vicdanları sızlıyor mu?
O şehitlere bakıp da “Ne halt yemişiz” diye düşündüğünüz var mı?
“İrtica, irtica” dediniz de ne oldu?
“Yobazlar laik cumhuriyeti yıkacak” diye memleketi yakıp yıktınız da ne oldu?
Bak şimdi ne oldu?
Kur’an okuyan bir Cumhurbaşkanımız var.
Alnı secdeye değen bir başkomutanımız var.
Ağzı dualı bir liderimiz var.
Onun türbanlı hanımı var?
Ne oldu şimdi?
Sizi mi kestiler?
Bakanlarıyla namaz kılan Başbakanımız var.
Sabah namazını kuvvet komutanlarıyla birlikte camide milletle kılan Genelkurmay Başkanımız var.
“Ya Allah Bismillah, Allahü Ekber” deyip tekbir getiren, cephede topluca namaz kılan ve hedef, “Kızıl elma” diyen bir ordumuz var.
Gece gündüz Kur’an okuyup, ordusuna dua eden bir milletimiz var.
Eeeeee paşalar...
Hani Cumhuriyet yıkılıyordu?
Yıkıldı mı?
Yıkılmadı.
Cumhuriyet de yerinde duruyor, demokrasi de ve laiklik de..
Yıkılan; sizin köhnemiş ve çürümüş çağ dışı zihniyetiniz oldu.
Bu millet; sizi de, iç ve dış ortaklarınızı da çöplüğe gömdü.
METİN ÖZER
Yazımın orjinali vurgularıyla beraber Habervitrini'nde
(////////////////////////////////
"1000 yıl sürecek denilen" 28 ŞUBAT'çılar mahkum oldu
1000 yıl sürecek dedikleri 28 Şubat'çılar mahkum oldu
Bu gün 13 Nisan 2018
28 Şubat davasında aralarında dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, Genelkurmay eski İkinci Başkanı Çevik Bir
ve
emekli Orgeneral Çetin Doğan
YÖK eski Başkanı Kemal Gürüz'ün da arasında bulunduğu 103 sanıklı 28 Şubat davasında 21 sanık müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Erol Özkasnak ve Egin Alan gibi isimlerinde bulunduğu 68 sanık beraat etti.
/////////////////////////////////////////
28 Şubat gerekçeli kararı açıklandı
28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanıklı davada, dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir'in de aralarında bulunduğu 21 sanığın müebbet hapse çarptırılması, 68'inin beraatı, 14 sanık hakkındaki davanın ise düşürülmesine ilişkin gerekçeli karar açıklandı. Kararda, "Dava konusu olayda, hu¨ku¨meti cebren ıskat veya vazife go¨rmekten cebren men etme eylemini gerc¸ekles¸tirmek u¨zere, bir kısım sanıkların o¨nceden gizlice ittifak etmis¸ oldukları anlas¸ılmaktadır." ifadesine yer verildi. "REFAHYOL Hükümeti'nin istifa ettirilmesi ile faillerin eylemleri arasında illiyet (nedensellik) bağı bulunduğu" belirtilen kararda, "faillerin fikir ve eylem birliği içinde ve bir organizasyon dahilinde atılı suçu işledikleri" vurgulandı. Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) 54. Hükümeti düşürme amacıyla faaliyet yürüttüğü ifade edilen kararda, dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı ve Genelkurmay 2. Başkanı Bir'in, "54. Hükümetin düşürülmesine yönelik tüm faaliyetlerden bilgileri olduğu" ve "suça iştirakleri konusunda mahkemenin tam bir vicdani kanaate vardığı" bildirildi. Kararda, "Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiçbir unsuruna demokratik düzeni ortadan kaldırma, askeri dikta kurulmasına yol açabilecek askeri müdahalede bulunma yetkisi vermediği" vurgulandı.
07.07.2018 18:30 28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanıklı davada, dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ve Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir'in de aralarında bulunduğu 21 sanığın müebbet hapse çarptırılması, 68'inin beraatı, 14 sanık hakkındaki davanın ise düşürülmesine ilişkin gerekçeli karar açıklandı.
3 Temmuz'daki gelişmeye göre, Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mustafa Yiğitsoy ile Üye Hakimler Turhan Kök ve Tuba Büyükşahin'in yazdığı gerekçeli karar tamamlanarak, UYAP'a yüklendi.
Toplam 3 bin 833 sayfalık gerekçeli kararda, "Dava konusu olayda, hükümeti cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etme eylemini gerçekleştirmek üzere, bir kısım sanıkların önceden gizlice ittifak etmiş oldukları anlaşılmaktadır." ifadesine yer verildi.
"REFAHYOL Hükümeti'nin istifa ettirilmesi ile faillerin eylemleri arasında illiyet (nedensellik) bağı bulunduğu" belirtilen kararda, "faillerin fikir ve eylem birliği içinde ve bir organizasyon dahilinde atılı suçu işledikleri" vurgulandı.
Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) 54. Hükümeti düşürme amacıyla faaliyet yürüttüğü ifade edilen kararda, dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı ve Genelkurmay 2. Başkanı Bir'in, "54. Hükümetin düşürülmesine yönelik tüm faaliyetlerden bilgileri olduğu" ve "suça iştirakleri konusunda mahkemenin tam bir vicdani kanaate vardığı" bildirildi.
Kararda, "Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin hiçbir unsuruna demokratik düzeni ortadan kaldırma, askeri dikta kurulmasına yol açabilecek askeri müdahalede bulunma yetkisi vermediği" vurgulandı.
Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sonucunda 103 sanıktan Karadayı ve Bir'in yanı sıra dönemin Genelkurmay Harekat Başkanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ve eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Halil Kemal Gürüz'ün de aralarında bulunduğu 21 sanığı suç tarihinde yürürlükteki ve lehlerine olan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 147. maddesi uyarınca, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni cebren düşürmeye ve devirmeye iştirak" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırmış, sanıkların yargılama sürecindeki tutum ve davranışlarını takdiri indirim nedeni kabul ederek, cezalarını müebbet hapse çevirmişti.
Yargılama sürecinde hayatını kaybeden Teoman Koman, Eser Şahan, Salih Eryiğit ve Tevfik Özkılıç hakkındaki davayı ölmüş olmaları, 10 sanık hakkındaki kamu davasını ise zaman aşımı nedeniyle düşüren mahkeme, 68 sanığın ise suçları işlediklerinin sabit olmaması nedeniyle beraatına hükmetmişti.
Gerekçeli kararda, bazı sanıkların görevleri gereği Yüce Divan'da yargılanmaları gerektiği yönündeki itirazlarının neden reddedildiği de irdelendi.
Buna göre, geçmişte Genelkurmay Başkanlığı, Kuvvet Komutanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı görevlerini yapmış bazı sanıkların Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde, askeri personel diğer sanıkların askeri mahkemelerde yargılanmaları gerektiğinden görevsizlik kararı verilmesinin istendiği hatırlatıldı.
Görev konusundaki yasal mevzuata yer verilen gerekçede, Anayasa'nın kaldırılan 145. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde "Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür" şeklinde bir düzenlemeye yer verilerek, bu suçların yargılamasında askeri yargının görevli olmadığının tespit edildiği vurgulandı.
Gerekçede, böylece devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların kim tarafından işlenirse işlensin adliye mahkemelerinde yargılanacağının hüküm altına alındığı ifade edildi.
Sanıklara yüklenen suçun askeri yargının görev alanına girmediği belirtilen gerekçede, 1 Şubat 2017'de Resmi Gazete'de yayımlanan 21 Ocak 2017 tarih ve 6771 sayılı kanunun 16. maddesi ile Anayasa'nın 145. maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle askeri mahkemelerin görevli ve yetkili olduklarına dair tartışmanın bu dava açısından hukuki dayanağının kalmadığı bildirildi.
"YÜRÜRLÜKTE BULUNAN YASAYA GÖRE"
CMK'nin 3. maddesinde mahkemelerin kanunla düzenleneceğinin, 4. maddesinde de mahkemenin görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında resen karar verilebileceğinin düzenlendiği belirtildi.
Mahkemelerin görevlerinin yargılama usulüne ilişkin olduğu, usule ilişkin yasaların da kamu düzeniyle ilgili olmaları nedeniyle yürürlüğe girmelerinin ardından taraf iradelerinden bağımsız şekilde derhal uygulanmaları gerektiği belirtilen gerekçede, her yargılama işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan yasaya göre yürütülmesinin zorunlu olduğu kaydedildi.
Yargılama henüz kesin olarak bitmemişse, yeni yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren yapılacak yargılama işlemlerinde kural olarak yeni yasanın uygulanması gerektiği anlatılan gerekçede, sanıklar hakkındaki soruşturma tamamlanıp dava 22 Mayıs 2013'de açıldıktan sonra 11 Şubat 2014'de kabul edilen 6519 sayılı Kanun'un 61. maddesi ile Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları hakkında soruşturma açılmasının başbakanın iznine tabi tutulduğu hatırlatıldı.
Gerekçede, bu düzenlemeyle başbakan tarafından kamu davasının açılmasına gerek görülürse, soruşturma dosyasının Yüce Divan sıfatıyla yargılama yapılmak üzere Anayasa Mahkemesine gönderileceği kuralının getirildiği belirtildi.
Bu soruşturma yöntemine ilişkin düzenlemenin, davanın açılmasından sonra ancak hükmün kesinleşmesinden önce yürürlüğe girdiği ifade edilen gerekçede, "Düzenlemenin, davanın açılmasından sonra yürürlüğe girmesi nedeniyle sanıklar hakkında uygulanma olanağı bulunmamaktadır." değerlendirmesinde bulunuldu.
Sanıklara isnat edilen suçun anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine yönelik bir suç olduğu aktarılan gerekçede, yasal düzenlemeler ışığında görev suçu ile sınırlı olmak üzere yargılama mercisinin Yüce Divan olduğu belirtildi.
Bu durumda atılı suçun görevle ilgili olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği aktarılan gerekçede, "Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkanlardan faydalanarak işlenmesi gerekir." tespitinde bulunuldu.
Gerekçede, 4 Ocak 1961 tarih ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni kollamak ve korumaktır." hükmünün 2013'te "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askeri gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak, TBMM kararıyla yurt dışında verilen görevleri yapmak ve uluslararası barışın sağlanmasına yardımcı olmaktır." şeklinde değiştirildiği vurgulandı.
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 12 Eylül Davasına ilişkin kararına atıfta bulunulan gerekçede, değişiklikten önceki kanun maddesinde "Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesinin, Türk yurdunu Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni korumak ve kollamak" olarak tanımlandığına göre, yasa ile verilen görevin, mer'i anayasal düzeni, bu sistemin öngördüğü kurallar doğrultusunda iktidar olan hükümeti korumak yükümlülüğünü de içerdiğinin kabul edilmesi gerektiği kaydedildi.
Bu itibarla, "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni Cebren Düşürmeye, Devirmeye İştirak Etmek" şeklindeki iddia ve eylemin anılan kanun maddesinden kaynaklanan görev kapsamında kaldığının savunulmasının hukuki dayanaktan yoksun olduğu vurgulandı.
765 sayılı TCK'nin 147. maddesi ve 5237 sayılı TCK'nin 312/1. maddesinde tanımlanan suçun, sanıkların yürütmekte olduğu Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları görevlerinin kendilerine sağladığı kolaylık ve avantajla gerçekleştirilmesinin, sanıkların doğrudan göreviyle ilgili olduğu anlamına gelmeyeceği bildirilen gerekçede, şu ifadelere yer verildi:
"Eylem öncesi, sırası ve sonrasında mer'i bulunan mevzuata göre ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçun görevin sağladığı kolaylık, avantajla ve imkan kullanılarak işlendiği sabit ise de görev kapsamında işlendiğinin kabulü olanaklı değildir. Hiç bir görev hiç kimseye suç işleme hak ve ayrıcalığı vermez. Sanıkların üzerine atılı suç ve sevk maddesi nazara alınarak atılı suçun askeri suç olmadığı gibi Anayasa'nın 148/7. maddesinde belirtilen istisnai hüküm içinde ve görevleri ile ilgili bir eylemin olmadığı, sanıklara atılı suçun askeri yargı ya da Yüce Divan'ın görevine girmediği gibi ayrıca Yargıtay 9 ve Yargıtay 16. ceza dairelerinin içtihatları da nazara alınarak bir kısım sanıklar ve müdafilerinin görevsizlik kararı verilmesi yönündeki talebin mahkememizin görevli olması nedeniyle reddine karar verilerek yargılama sonuçlandırılmıştır."
YARGILAMA İZNİ TALEPLERİ
Gerekçede, bazı sanıkların sıfat ve görevleri nedeniyle yetkili merciden izin alınması gerektiği konusuna ilişkin değerlendirmeler de yer aldı.
Buna göre, sanık eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri İlhan Kılıç'ın, yargılama için 6278 sayılı yasanın 1. maddesi ile değişik 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu 26. maddesi gereğince başbakanlıktan izin alınmasını istediği hatırlatılan gerekçede, 2945 sayılı yasanın 15. maddesi gereğince "Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Başbakan'ın teklifi ve Cumhurbaşkanı'nın onayı ile atanır" düzenlemesi kapsamında sanığın başbakan tarafından görevlendirilen kişilerden olmadığından başbakanlıktan izin alınması talebinin reddine karar verildiği bildirildi.
Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları hakkında soruşturma açılmasını başbakanın iznine bağlayan düzenleme gereğince yapılan taleplerin de reddedildiği aktarılan gerekçede, söz konusu düzenlemenin davanın açılmasından sonra yürürlüğe girmesi, görev suçlarını kapsaması, ancak atılı suçun görevle ilgili olmaması nedenleriyle uygulanma olanağının bulunmadığı kaydedildi.
AYNI FİİLDEN DAVA AÇILMASI
Gerekçede, kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan sonra aynı fiil nedeniyle kamu davası açılmasına ilişkin değerlendirmeler de yer aldı.
Yeniden Doğuş Partisi Genel Başkanı olduğu dönemde Hasan Celal Güzel tarafından şikayet ve ihbar dilekçesi ile Çevik Bir, Çetin Doğan, Aydan Erol ve Batı Çalışma Grubunda faaliyet gösteren kişiler aleyhine Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığına 28 Temmuz 1997'de şikayette bulunulduğu anlatılan gerekçede, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, buna yapılan itirazın da mahkemece reddedildiği hatırlatıldı.
Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesince söz konusu mahkeme kararının kaldırılması için yazı yazıldığı ve ilgili mahkemenin kararını kaldırdığı belirtilen gerekçede, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın ise yeni delillerin ortaya çıkmış olması halinde kaldırılmasının gerekmediği ifade edildi.
Gerekçede, 5271 sayılı CMK'nin 173/6. maddesi gereğince de sonradan meydana çıkan tanık beyanları, müşteki beyanları, kurumlardan gelen belgeler ve dijital belgeler gibi delillerin "yeni delil" niteliğinde bulunduğu, söz konusu takipsizlik kararının kapsadığı kısma yönelik soruşturma şartının bu usuli eksikliğin giderilmesi nedeniyle davanın durması veya reddi kararı verilmesi yönündeki itirazlara itibar edilmediği vurgulandı.
Gerekçeli kararda, Sincan'ın işlek caddelerinde tankların ve zırhlı araçların 4 Şubat 1997'de yürütülmesinin, sanıklardan dönemin Genelkurmay 2'nci Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir'in bilgisi dahilinde, dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Hikmet Köksal'ın emriyle ani bir kararla gerçekleştirildiği ifade edildi.
Tankların ve zırhlı araçların yürütülmesinin önceden planlanan bir tatbikat ve eğitim yürüyüşü olduğunun delili bulunmadığı belirtilen kararda, 3 Şubat 1997 gecesi acilen Köksal tarafından verilen emir üzerine tankların Sincan'ın en işlek caddesinde yürütüldüğü, bunun basın yayın organlarına haber verildiği, manşetten verilen haberlerde tankların ve zırhlı araçların yürütülmesinin hükümete karşı askeri müdahale hazırlığı olarak değerlendirildiği aktarıldı.
Başbakan, Başbakan Yardımcısı, bakanlar ve birçok milletvekilinin tankların ve zırhı araçların yürütülmesini "askeri müdahalenin habercisi" olarak yorumladığı aktarılan kararda, "Sincan'ın işlek caddelerinde tankların ve zırhlı araçların yürütülmesinin, 54'üncü Cumhuriyet Hükümeti'ni cebren düşürmeye, devirmeye elverişli bir eylem olarak kabul edildiği" bildirildi.
Sanıkların Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) mevcut olan ve başka bir birimde bulunmayan zorlayıcı, korkutucu, cebri gücü tankların yürütülmesiyle kullandıkları kaydedilen kararda, şöyle denildi:
"Esasen yurt savunması ile görevli olan, sahip olduğu teşkilat, teçhizat ve personeliyle uluslararası alanda bile caydırıcı bir gücü bulunan, devlet düzeni dışındaki suç örgütlerinden gelecek saldırılara karşı iç güvenlik kapsamında emniyet ve asayişi sağlamakla görevlendirilen TSK'ya mensup sanıkların kullanabilecekleri cebre karşı, icra organının (bakanlar kurulu) mukavemet edebilme imkan ve kabiliyeti bulunmamaktadır. Zira, emniyet kuvvetlerini de etkisiz hale getirip sonuçta TSK'nın hiyerarşik imkanlarını kullanan sanıkların, amaç suçla öngörülen neticeyi elde etmek yolunda hiçbir maddi engelle karşılaşmayacakları açıktır."
28 ŞUBAT 1997'DEKİ MGK
Gerekçeli kararda, 28 Şubat 1997'deki MGK'nın ardından yayımlanan basın bildirisinde, "Açıklanan bu esaslar aksine davranışların, toplumumuzda huzur ve güveni bozarak yeni gerginliklere ve yaptırımlara neden olacağı değerlendirilmiş." ifadesinin kullanıldığına işaret edilerek, basın bildirisindeki "yaptırımın" ne manaya geldiğinin açıkça belirtilmediği, ancak bu ifadelerin "meşru hükümete baskı ve tehdit içerdiğinin kabul edildiği" belirtildi.
Gerekçeli kararda, Batı Çalışma Grubu'nun (BÇG) anayasa ve yasada teşkilatlanmasının olmadığı, hükümetin bilgisi dışında kurulduğu ve son toplantısını 54'üncü Cumhuriyet Hükümeti'nin 18 Haziran 1997'de istifa ettirilmesinden önce 16 Haziran 1997'de "Batı Çalışma Grubu Toplantısı" adı altında yaptığı ifade edilerek, bu tarihten sonra "Batı Çalışma Grubu" adıyla toplantılar yapılmadığı ve toplantının "İç Güvenlik Toplantısı" ismiyle yapıldığı anlatıldı.
Hükümetin istifa ettirilmesinden başka değişikliğin olmadığı bir dönemde toplantının isminin değiştirilmesinin hukuki ve mantıklı bir gerekçesi olamayacağına işaret edilen kararda, BÇG faaliyetlerinin anayasal ve yasal görev ve yetkiler kapsamında kalmadığı, hükümetçe verilen talimat gereği de kurulmadığı, hukuki dayanağı olmadan kurulan BÇG'nin yasal dayanağı olmayan faaliyetlerde bulunduğu vurgulandı.
Gerekçeli kararında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin temel niteliğinin "hukuk devleti" olarak tayin edildiği vurgulandı ve "Hukuk devleti; insan haklarına saygı gösteren ve bu hakları koruyucu adil bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini zorunlu sayan ve bütün faaliyetlerinde hukuka ve anayasaya uyan devlettir." denildi.
Hukuk devletinin meşruiyetini hukuktan aldığı belirtilen gerekçede, hiçbir kimse veya organın kaynağını anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağı ifade edildi.
Gerekçede, siyasi partilerin kendilerine göre öne çıkardıkları ülke sorunlarına ilişkin farklı çözüm önerileri getirmelerinin, demokratik siyasi yaşamda üstlendikleri işlevin doğal bir sonucu olduğu belirtilerek, şu ifadeler kullanıldı:
"Bir programın uygulanması vaadiyle demokratik serbest seçimler sonucunda millet tarafından iktidara getirilen siyasi partilerin, siyasi iktidarı kullanma bağlamında siyasi icraatlarda bulunmaları tabiidir. Siyasi partilerin her türlü denetiminin nasıl, kimler ve hangi kurumlar tarafından yapılacağı ile iktidardan uzaklaştırılmalarına ilişkin hukuka uygun, meşru yol ve yöntemler de Anayasa ve yasalarda gösterilmiştir. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamayacağına göre, meşru yollarla iş başına gelmiş bir siyasi iktidarın buradan uzaklaştırılması ancak ilgili kurallar çerçevesinde ve yetkisini Anayasa'dan alan kurumlar eliyle olabilecektir. Bu husustaki meşruiyet ve yetki çerçevesi Anayasa'dan, hukuka uygunluktan ve demokrasiden başka bir yerde, başka bir anlayışta aranmamalıdır. Hükümet, devletin siyasal iktidarının yürütme organı olup, onun ele geçirilip yok edilmesi veya çalışmasının engellenmesi durumunda devletin varlık ve güvenliği ile anayasal düzen büyük bir zarar görecektir."
Sanıkların üzerine atılı "Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etme" suçunun anlatıldığı gerekçede, "Esas itibariyle bu anlayış, bir kültür sorunu ve demokrasiyi özümseyip hazmedebilme meselesidir. Sadece günü geçtiğinde ceza yaptırımlarını uygulayarak veya hukuka aykırı davrandıkları sınırlı şekilde belirlenenleri ceza soruşturması ve kovuşturmasına tabi tutmak suretiyle meşru demokratik sistemin korunabilmesi mümkün olamaz." değerlendirmesine yer verildi.
"SAYISAL DESTEĞİ KAYBETTİĞİ İÇİN İSTİFA ETTİ" SAVUNMASI
Türk Silahlı Kuvvetlerinin anayasal görevinin, prensip olarak harici tehditlere karşı yurt savunmasına hazırlanmak olduğu bildirilen gerekçede, "TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesinin, müsnet suç yönünden bir hukuka uygunluk nedeni olarak ve Batı Çalışma Grubu'nun kurulmasının dayanağı olarak kabulüne hukuki imkan bulunmamaktadır." değerlendirmesinde bunuldu.
Gerekçede şu ifadeler kullanıldı:
"Somut olayda haklarında mahkumiyet kararı verilen sanıklar ve haklarında soruşturma devam eden diğer faillerin, fikir ve eylem birliği içinde ve bir organizasyon dahilinde atılı suçu işledikleri, hükümetin istifa ettirilmesiyle faillerin eylemleri arasında illiyet bağının bulunduğu, zira uyum içinde çalışan hükümet ortakları DYP ve RP'nin ortaklık protokolünde belirlenen zamandan önce başbakanlık değişimi için faillerin zararlı neticeyi doğuran elverişli hareketlerinin dışında bir neden bulunmadığı, dönüşümlü başbakanlık çerçevesinde Tansu Çiller başbakanlığında kurulacak yeni hükümete güvenoyu vereceğini 283 imza ile milletvekillerinin taahhüt etmeleri nedeniyle 54. hükümetin sayısal desteği kaybettiği için istifa ettiği yönündeki savunmalara itibar edilmemiştir.
Başbakan Yardımcısı katılan Tansu Çilller'in bu konudaki beyanı da göz önüne alındığında hükümet olmanın siyasi sorumluluğu ve ülkenin geleceği açısından istifa dilekçesinde bunun açıklanmamış olmasının neticeyi değiştirmeyeceği anlaşılmıştır."
ÖNCEDEN GİZLİCE İTTİFAK
Gerekçeli kararda "Cebir ve Şiddet Unsurlarına İlişkin Değerlendirme" başlığı altında, 4 Şubat 1997'de Sincan'da tankların yürütülmesi, 28 Şubat 1997'deki MGK toplantısı sonrası yapılan basın bildirisi, 23-24 Ocak 1997'de Gölcük'te yapılan seminerle ilgili tanık Salim Dervişoğlu ve sanık Erol Özkasnak'ın beyanlarıyla 10-11 Haziran 1997'de Genelkurmay Başkanlığı karargahında yapılan brifinglere değinilerek, şu tespit ve değerlendirmelere yer verildi:
"Dava konusu olayda, hükümeti cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etme eylemini gerçekleştirmek üzere, bir kısım sanıkların önceden gizlice ittifak etmiş oldukları anlaşılmaktadır.
Bu ittifakın sağlanmasından sonra, amaç suçun 4 Şubat 1997 tarihinde tankların yürütülmesiyle icrasına başlanmasından zararlı netice olan 54. Cumhuriyet Hükümeti'nin başbakanının istifa etmek zorunda bırakılmasına kadar bir süreç halinde planlanıp tedricen uygulandığı, amaç suç bakımından öngörülen neticeye ulaşılmasını sağlayacak çalışmaların tamamlandığı, geriye sadece fiziki kuvvet kullanmaya bağlı maddi cebri içeren hareketlerin kaldığı anlaşılmaktadır.
Esasen yurt savunması ile görevli olan, sahip olduğu teşkilat, teçhizat ve personeliyle uluslararası alanda bile caydırıcı bir gücü bulunan, devlet düzeni dışındaki suç örgütlerinden gelecek saldırılara karşı iç güvenlik kapsamında emniyet ve asayişi sağlamakla görevlendirilen Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup sanıkların kullanabilecekleri cebre karşı, icra organının mukavemet edebilme imkan ve kabiliyeti bulunmamaktadır.
Bu kapsamda; sanıklara yüklenen eylemin kanıtlanan şekliyle 765 sayılı TCK'nin 147. ve 5237 sayılı TCK'nin 312. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturduğu neticesine varılmış, eylemlerinin neticeyi oluşturmaya elverişli olmadığı ve cebir, şiddet içermediğine ve hükümetin kendisinin rızası ile istifa ettiğine ilişkin olarak ileri sürülen savunmalara itibar edilmemiştir."
Gerekçede, suçun eksik veya tam teşebbüs aşamasında kalmayıp, neticenin meydana gelmesi nedeniyle tamamlandığının mahkeme tarafında kabul edildiği bildirildi.
Gerekçeli kararda, suçun işlenişinde fiiliyle egemenlik kuran kimselerin müşterek fail olarak sorumlu tutulacağı vurgulanarak, "Somut olayda sadece 7 Nisan 1997 tarihli toplantıya katılıp görüş beyan eden sanıkların amaç suça iştirak iradelerinin bulunmadığı ve icrai hareketlere de katılmamaları nedeniyle eylemlerinin ittifak suçuna sonradan dahil olma niteliğinde bulunduğu mahkememizce kabul edilmiştir." ifadelerine yer verildi.
28 ŞUBAT KARARLARININ MERKEZİ GÖLCÜK
TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığından gönderilen Genelkurmay 1997 yılı tarihçesinde, 22-24 Ocak 1997'de, Gölcük Donanma Komutanlığı'nda bir seminer yapıldığı, 24 Ocak 1997 Cuma günü Gölcük Donanma Komutanlığında genişletilmiş aylık komutanlar toplantısına Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, kuvvet komutanları, Jandarma Genel Komutanı, ordu komutanları, Harp Akademileri Komutanı, Donanma Komutanı, ilgili Genelkurmay J Başkanları, daire başkanları, Adli Müşavir ve ilgili personelin katıldığı kaydedildi.
Bu toplantıda, "İç Güvenlik Harekat Değerlendirmesi" hakkında Tuğgeneral Kenan Deniz, "Psikolojik Harekat Değerlendirmesi" hakkında Kurmay Albay Oğuz Kalelioğlu, "İç İstihbarat Değerlendirmesi" hakkında Tümgeneral Fevzi Türkeri'nin bilgi arzında bulundukları belirtilen kararda, resmi ve yasal program dışında başka şeyler görüşüldüğü de belirtildi.
Kararda, Gölcük Donanma Komutanı Salim Dervişoğlu'nun 13 Ocak 2001'de katıldığı bir televizyon programında yaptığı konuşmada, toplantıda "ülkedeki laiklik ihlali konusunda herkesin kendi görüşlerini söylediğini, memleketin içinde bulunduğu durum ve karşı karşıya bulunulan sıkıntıların görüşülüp istişare edildiğini, 'Hareket tarzı ne olabilir?' sorusunun sorulduğunu ve yasal ortamlar içinde bu konuların dile getirilmesinin kararlaştırıldığını" aktardığı ifade edildi.
Buna göre Dervişoğlu, katılan herkesin tamamen hemfikir olduğunu ve aynı teşhis üzerinde birleştiklerini, 28 Şubat kararlarının merkezinin Gölcük'te yapılan seminer ve toplantı olduğunu da söyledi.
Batı Çalışma Grubu oluşturulduğu dönemde Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri olan sanık Erol Özkasnak'ın da aynı programa telefonla katılarak meşru hükümetin kanunlara aykırı işlemler yaptığını, Cumhuriyetin temellerinin sarsılmak istendiğini söyledi. Özkasnak ayrıca her şeyin Genelkurmay Başkanının kontrolü ve komutasında cereyan ettiğini de bildirdi.
Dervişoğlu ve Özkasnak'ın, bir suç isnadı olmadan özgür bir ortamda bu beyanları paylaştığı belirtilen gerekçeli kararda, Gölcük'te yapılan toplantıda meydana gelen oluşumun, icra hareketleri başlamadan önce amaçlanan suçun işlenmesine ilişkin bir ittifakı içerdiği ve suçun hazırlık hareketi olduğu, gerçekleştirilen faaliyetlerin de 54. Hükümet'in cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etme suçunun icra hareketleri sayıldığı vurgulandı.
Gerekçeli kararda, hakkında mahkumiyet kararı verilen eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'nın, Batı Çalışma Grubu (BÇG) kurulduğu dönemde 1997'de Genelkurmay Başkanı olarak görev yaptığı, BÇG'nin karargahta kurulmasından, belgelerinden ve faaliyetlerinden haberinin olmamasının düşünülemeyeceği belirtildi.
Sanığın, Genelkurmay Başkanı olarak 23-24 Ocak 1997'de Gölcük'te yapılan toplantıya katıldığı, Sincan'da tankların yürütülmesi eyleminin hükümete yönelik bir gözdağı şeklinde yorumlanması nedeniyle bu konuda dönemin Başbakanı'na ve Hükümete karşı Genelkurmay Başkanı'nın herhangi bir şekilde bilgi vermemesi, basında çıkan haberlerin doğru olmadığı yönünde bir açıklamasının olmaması nedenleriyle tankların yürümesi olayından bilgisinin olmadığının düşünülemeyeceği kaydedildi.
Sanıklardan Çevik Bir'in, BÇG'nin kurulması, faaliyetleri, brifingler, eylem planları ile ilgili tüm işlemlerin Genelkurmay Başkanı olan sanığın bilgisi dahilinde kurulduğunu ve faaliyet yürüttüğünü beyan ettiği hatırlatılan gerekçeli kararda, suç tarihinde adli müşavir olan sanık Muhittin Erdal Şenel'in de "BÇG'nin Genelkurmay Başkanı'nın talimatı olmadan kurulamayacağı" yönündeki beyanları aktarıldı.
Güven Erkaya'nın, "Genelkurmay Başkanı'na BÇG'nin kurulmasını kendisinin teklif ettiği ve onun da kabul ettiği" yönündeki beyanına da yer verilen gerekçeli kararda, sanığın kendi imzasını taşıyan "Batı Çalışma Grubu Bilgi İhtiyaçları" konulu belgenin bulunduğu vurgulandı.
Tüm sanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın BÇG'nin kurulması ve faaliyetleriyle ilgili bilgisinin olmadığı yönündeki tüm savunmalarına itibar edilemeyeceği belirtildi.
Gerekçeli kararda, "BÇG'nin kurulması ve devamındaki faaliyetlerin, Genelkurmay Karargahındaki ve bizzat Genelkurmay Başkanı'na bağlı karargahta, görevli başkanların katılımı veya personel görevlendirilmeleriyle yapıldığı, düzenlenen brifing ve toplantıların basına yansıdığı, brifingleri ülkede yaşayan herkesin duyduğu, dolayısıyla Genelkurmay Başkanı'nın bundan haberdar olmayacağının düşünülemeyeceği" sonucuna varıldığı kaydedildi.
Genelkurmay karargahı içerisinde ayrı bir birim kurulduğu, bu birimin uzunca bir süre faaliyetine devam ettiği, personel görevlendirildiği, sürekli Genelkurmay'a tüm askeri birliklerden raporların geldiği anlatılan gerekçeli kararda, Genelkurmay'da görevli 2.Başkan Çevik Bir'in emriyle neredeyse tüm ülkedeki kamu kurumları, camiler, ticari kuruluşlar gibi birimlerde görev yapanlarla ilgili bilgi belge istendiği, bunların Genelkurmaya gönderilmesiyle ilgili özel bir yönerge çıkarılarak rapor sisteminin düzenlendiği ifade edildi.
Düzenli olarak haftalık toplantıların yapıldığı, toplantılara personel görevlendirilmesi hususlarından TSK'nın başındaki kişinin bilgisinin olmamasının düşünülemeyeceği belirtilen gerekçeli kararda, "Şayet bilgisi yoksa bu durumu öğrendiğinde ilgililer hakkında yasal işlem de başlatmaması hususu ve dosyaya yansıyan diğer bilgi ve belgeler bütün halinde değerlendirildiğinde sanığın savunmalarına itibar edilemeyeceği, 54. Hükümetin düşürülmesine yönelik tüm faaliyetlerden sanığın bilgisinin olduğu ve bu suça iştirak ettiği konusunda mahkememizde tam bir vicdani kanaate varılmıştır." tespitleri yapıldı.
SANIK ÇEVİK BİR'İN EYLEMLERİ
Davada hakkında mahkumiyet kararı verilen sanıklardan Çevik Bir'in de suç tarihinde Genelkurmay 2. Başkanı olarak görev yaptığı, 23-24 Ocak 1997'de Gölcük'te yapılan toplantıya katıldığı, yine Sincan'da tankların yürütüldüğü dönemde görevinin başında olduğu ve tankların plansız yürütülmesinden önce bilgi sahibi olduğu belirtildi.
Gerekçeli kararda, sanığın 4 Nisan 1997 tarihli Çalışma Grubu Oluşturulması konulu, 6 Mayıs 1997 tarihli Batı Çalışma Grubu Batı Harekat Konsepti konulu belgelerdeki imzaların kendisine ait olduğunu kabul ettiği, 29 Nisan 1997 tarihli Batı Çalışma Grubu Rapor Sistemi konulu belgenin ve eklerinin doğru olduğunu söylediği vurgulandı.
Sanık Çevik Bir'in ayrıca, 27 Mayıs 1997 tarihli BÇG Batı Eylem Planı'nın dağıtım gereği yerlerine gönderme yazısını kendisinin imzaladığını kabul ettiği aktarılan gerekçeli kararda, sanıkların eylemlerinin cebir ve şiddet içerikli olduğunun anlaşıldığı ve amaç suçu gerçekleştirmek kast ve iradesi ile hareket ettikleri belirtildi.
Gerekçeli kararda, Çevik Bir'in, BÇG'nin kurulmasından yapılan tüm faaliyetleriyle ilgili bilgi sahibi olduğu ve bizzat faaliyetlerin yapılması ve diğer teşkilat şemalarının kurulmasına kadar tüm işlemlerin sanığın emriyle yapıldığı aktarıldı.
Çevik Bir'in savunmasında, "BÇG'nin, hükümeti düşürmek için değil, Milli Güvenlik Kurulu'nun aldığı kararlar doğrultusunda MGK'nın emri ve Başbakanlığın ve Hükümetin kendilerine yazdığı yazılar doğrultusunda kurulduğunu" söylediği hatırlatıldı.
Gerekçeli kararda, ancak 28 Şubat MGK kararları ile ilgili alınan tavsiye kararları sonrasında 54. Hükümetin Bakanlar Kurulu tarafından TSK'ya kararların gereğinin yapılması konusunda herhangi bir yazı yazılmadığı, emir, direktif verilmediği, 14 Mart tarihli Başbakanlık genelgesi ile açık ve gizli bir görev verilmediği vurgulandı.
Kararda, bu konuyla ilgili bir kanun, tüzük, yönetmelik gibi bir düzenleme de yapılmadığı belirtilerek, "Sanık savunmasında Başbakanlığın ve hükümetin TSK'ya yazdığı yazıdan bahsetmiş ise de bu konuda yazılmış bir yazının olmadığı da anlaşılmıştır." ifadesine yer verildi.
Gerekçeli kararda, "BÇG'nin suç tarihi itibarıyla mevcut Anayasa ve diğer kanunlarda öngörülen yasal bir dayanağının bulunmadığı, sanığın kendi görev ve yetkisi kapsamında ve askeri hizmete ilişkin bulunmayan, 54. Hükümeti düşürmek için kurulduğu, toplantıların amaç suçu gerçekleştirmek kastı ve iradesi ile icra edildiği, belgelerde de bu durumun açıkça yazdığı"na ilişkin tespit yapıldı.
HÜKÜMET DÜŞTÜKTEN SONRA GİZLİLİK KALKTI
Gerekçeli kararda, BÇG'nin faaliyetleri sonrasında, 54. hükümetin 18 Haziran 1997'de istifa etmek zorunda kalmasının ardından, BÇG'nin yazışmalarında ve mesaj formundaki gizlilik derecesinin "gizli"den "hizmete özel" gizlilik derecesine düşürüldüğü, 8 Mayıs 1997-16 Haziran 1997 tarihleri arasında yapılan 9 adet toplantının "BÇG" adı altında, hükümetin istifa ettirilmesinden sonra ise "İç Güvenlik Harekat Toplantısı" adı altında yapıldığına işaret edildi.
Gerekçeli kararda, sanık Çevik Bir'in, BÇG'nin faaliyetleri ve sonrasında 54. Hükümetin istifa ettirilmesi ile sonuçlanan sürece "postmodern darbe" sözünü bizzat kullandığı ve bu şekilde bu dönemi ifade ettiği de yer aldı.
ÇETİN DOĞAN'IN EYLEMLERİ
Mahkumiyet alan sanık Çetin Doğan'ın ise suç tarihinde, Korgeneral rütbesi ile Genelkurmay Harekat Başkanı olarak görev yaptığı belirtildi.
Gerekçeli kararda, sanığın, amaç suç yönünden görev bölümü olarak kendisine verilen Bakanlar Kurulu'nca, silahlı kuvvetlere 28 Şubat kararlarının uygulanması konusunda bir emir talimat olmamasına rağmen BÇG'nin kurulması ve faaliyetleriyle ilgili toplantılara katıldığı, BÇG'nin başkanı olarak aktif görev aldığı belirtildi.
Sanığın BÇG'nin tüm faaliyetlerden haberdar olduğu vurgulanan kararda, "Sanığın BÇG'nin Başbakanlık veya Bakanlar Kurulu tarafından verilen bir talimatla kurulmadığını bilmesine ve çalışma içeriğinin de hükümete düşürmeye yönelik olduğunu görmesine rağmen diğer sanıklarla iştirak iradesi içerisinde ve fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, atılı suça iştirak ettiği, brifinglere katkı sağladığı, irade beyan edebilecek ve karar alacak konumda bulunduğu, verilen emirlerin ve yapılan işlemlerin amaç suça yönelik olduğunun kendisi tarafından bilinebilecek durumda olduğu sonucuna varılmış, savunmasına itibar edilmeyerek mahkumiyetine karar verilmiştir." değerlendirmesinde bulunuldu.
"ERBAKAN'A İSTİFA ETMESİ İÇİN HABER GÖNDERDİ"
Gerekçeli kararda, hakkında mahkumiyet kararı verilen dönemin Genelkurmay Başkanlığı Genel Sekreteri emekli Orgeneral Erol Özkasnak'ın, BÇG'nin oluşturulması için sanık Çetin Doğan ile resmi yazışmalar yaptığı ifade edildi.
Özkasnak'ın, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir'in başkanlığında 07 Nisan 1997'de yapılan "Hükümete muhtıra verilmesi, sıkıyönetim ilan edilmesi, hükümetin devamını önleyecek tedbirlerin" görüşüldüğü toplantıya katıldığı belirtilen gerekçeli kararda, Özkasnak'ın hükümet aleyhine yürütülen illegal faaliyetler kapsamında, yakınları aracılığıyla dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın istifa etmesi için haber gönderdiği aktarıldı.
Sanığın katıldığı bir televizyon programında, "Ben de bu faaliyetler içerisinde üzerime düşen rolü oynayan veya rol verilen bir kişiyim. Bu post-modern darbe, tereyağından kıl çeker gibi eski darbelere benzemeyen bir şekilde, hiç kan akıtmadan, hiç kimseyi üzmeden, gayet usulüne uygun bir şekilde demokratik uygulamalarla, MGK tarafından da benimsenerek, devletin başındaki en büyük insandan ilgili bakanlara kadar hepsi de dahil edilerek, hatta halkımızın ortak edilerek sivil toplum kuruluşları vasıtasıyla, çok başarılı bir şekilde yürütülen bir süreçtir." değerlendirmesini yaparak, 28 Şubat sürecinde rol aldığı ve bunu bir darbe olarak kabul ettiği vurgulandı.
Bu kapsamda Özkasnak'ın "54. Türkiye Cumhuriyeti icra vekilleri heyetini cebren ıskat veya vazife görmekten cebren men etmek" suçuna iştirak ettiği sonucuna varıldığı belirtilerek, sanığın cezalandırılmasına hükmedildiği ifade edildi.
28 Şubat Darbesine 21 müebbet
Çiller ifade verdi, davayı sarstı: 28 Şubat darbedir
28 Şubat sivillerine soruşturma başlatıldı
28 Şubat davası duruşmaları
28 Şubat soruşturması manşetlerimiz
28 Şubat süreci manşetlerimiz
28 Şubat davasında 'paralel' tartışması
28 Şubat iddianamesinde arama yap
Gülen: 28 Şubat MGK'sı sevaptı
Paralel yapı-28 Şubat süreci
(07 Temmuz 2018, 18:26)

























Hiç yorum yok:
Yorum Gönder